Robert Downey Jr. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Robert Downey Jr. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ocak 2012 Pazar

Sherlock Holmes: A Game of Shadows (2011) #3


Öldüm sanmıştınız değil mi? Ölmedim. Hala hayattayım. Sadece fazla hayatta olduğum için, sanala pek uğrayamıyorum. Film izleyecek zamanım olmuyor. Film izlesem blog yazabilecek vakti bulamıyorum fişmekan. Fakat bir Sherlock Holmes manyağı olarak bu film hakkında birkaç şey karalamam gerekiyor. Şimdi ekran görüntüsü paylaşmayacağım için, evvelden belirteyim; Filmi kız arkadaşım ile birlikte sinemada izledim. Bunu bilin de sonra sinirli mailler yazmayın "hani ekran görüntüsü lan!?" diye.

Öncelikle Moriarty'den başlamak gerekiyor sanırım. Aslında biraz sıkıcı bir durumdu bu. 2. sezonu bugün yayımlanacak olan-belki de yayımlandı-"Sherlock" dizisiyle birlikte, A Game of Shadows filminin de konusu, Sherlock'un azılı düşmanı Moriarty olacaktı. E bu bağlamda da ister istemez çeşitli kıyaslamalar olacaktı yani. Şimdi dizinin ilk sezonuyla birlikte, ünlü Robert Downey Jr,'lı ve genç kızların sevgilisi Jude Law'lı film kadrosunu, diziyle karşılaştırma fırsatı bulmuştuk ama ilk filmde Moriarty olmadığı için, bu karşılaştırmayı yapamamıştık. Bugün ikinci filmi izledim. Pr. James Moriarty'i canlandıran Jared Harris'i gözlemledim ve tıpkı diğer karakterlerde olduğu gibi, yine bir muamma içinde kaldım. Diziyi takip eden, hemen hemen, herkes bir Moriarty sevgisi taşır ama filmdeki Moriarty'i de görünce aklınız yerinden oynayabilir, "uyarmadı" demeyin... Guy Ritchie'nin ve senaristlerin de yüklediği anlam ile, tüm dünyayı alt üst eden bir Moriarty söz konusuydu ki sormayın gitsin. Zaten poster olarak da O'nun için hazırlanmış olanı tercih ettim, yukarıdan inceleyin. Şapkası biraz delikanlıyı bozar fakat gerisi perfecto. Neyse. Moriartyler'i karşılaştırmışken, unutmadan Sherlock'un ağabeyi Mcbilmemne'yi de karşılaştırıyorum; Sonuç film için berbat. Dizideki "Küba'da seçimler varken ofisten dışarı çıkamam..." cümlesini kuran adam ile filmdeki kardeşinin en yakın dostunun taze eşinin karşısında anadan doğma takılan bir adam olmuş, kötü değildi ama garipti.

Filme gelince, beklediğim gibi çok iyiydi. Fazla bahsetmeye gerek yok; Guy Ritchie'nin kıvrak zekası, Sherlock Holmes olayının çekiciliği ve oyuncu kadrosunun kalitesiyle muhteşem bir yapıt çıkmış ortaya.

Herkese tavsiye ederim. Özellikle aşağıda ss'sini paylaşacağım kaçış sahnesi ve Sherlock Holmes ile James Moriarty'nin karşılaştığı satranç maçı sahnesi.

Lezizdi resmen.


28 Eylül 2011 Çarşamba

Sherlock Holmes: A Game of Shadows (2011) #2



Setten yeni fotoğraflar düşmüş. Paylaşalım istedim. Favori roman karakterimin, çok sevdiğim bir yönetmen tarafından, çok sevdiğim bir oyuncuyla anlatılması çok keyifli. İlk film harikaydı. Eminim ikincisi de birinciyi aratmayacaktır. Hadi artık, gelsin şu vizyon tarihi!

30 Temmuz 2011 Cumartesi

The Avengers (2012)


Bütün süper kahramanları birlikte izleyeceğimiz, The Avengers filmi de yolda. Her ne kadar Mayıs ayında Türkiye'de vizyona girmesi bekleniyor da olsa, son yıllardaki hemen hemen bütün Marvel etiketli süper kahraman filmlerinin sonunda Nick Fury karakteriyle beliren Samuel L. Jackson'un "Seni ekibimize dahil etmek istiyorum. Dünyayı kurtarmamız lazım..." triplerinden beri bu proje için hayak kuruyorduk ve de heyecan duyuyorduk.

Şimdi de az kaldı; Samuel L. Jackson, Chris Evans, Robert Downey Jr., Chris Hemsworth, Scarlett Johansson, Jeremy Renner, Mark Ruffalo, Gwyneth Paltrow gibi ve daha fazlası olan birçok ismi seyredebileceğimiz ve Joss Whedon'un yazıp yönettiği bu film için de sabırsızlanmak çok normal olsa gerek.

28 Temmuz 2011 Perşembe

Sherlock Holmes: A Game of Shadows (2011)


Blogdan ve daha doğrusu sinemadan uzak kaldığım süreçte, yani deli gibi Sherlock Holmes romanlarını okuduğum, Sherlock dizisinin bölümlerini seyrettiğim ve yeni sezonunu beklediğim süreçte çıkan "Guy Ritchie Sherlock Holmes'un ikincisini çekecekmiş..." dedikodusu bile yetmişti kalbimizin pat pat etmesine.

Nitekim denilen oldu, Guy Ritchie Sherlock Holmes: A Game of Shadows filmini duyurdu. Yine aynı ekip, sadece Noomi Rapace eklenmiş cast'a. Başrolde yine çok sevdiğimiz Robert Downey Jr. ve Jude Law olacak. Ayrıca Sherlock'un azılı ve kendisini alt edebilen nadir düşmanlarından Irene Adler'i canlandıran Rachel McAdams bu filmde daha fazla sorumluluk üstlenecekmiş sağda solda okuduğumuz kadarıyla.

Yine filmle alakalı, tıpkı ilk filmde olduğu gibi süper posterler paylaşmışlar. İki tanesi yukarıda, eğer ararsanız daha fazlası da internette mevcut.

Bir de şöyle bir site var; http://www.sherlockandwatson.com/

OF! İnsanın zengin olup, şu Sherlock Holmes ile alakalı tüm kitapları edinesi ve okuyası geliyor. :). Fragman alttaki linkten;

13 Eylül 2010 Pazartesi

Iron Man 2 (2010) #2

2008'deki Robert Downey Jr.'lı filmin devamı. Yine Jon Favreau yorumu ile.

Fakat bu kez kadro çok daha geniş ve güçlü. İlk filmdeki kadroya Scarlett Johansson, Mickey Rourke, Sam Rockwell gibi üç özel ismin eklenmesinin yanında, ilk filmin son saniyelerinde izlediğimiz Samuel L. Jackson'u birazcık daha fazla dakika almış olarak seyrettik ki bu bence 2012 yılında ekranlarda olacak olan The Avengers filmi için bir çeşit ön hazırlıktı sanki. Adam zaten efsane, O'nu tartışmaya lüzum yok zaten. Mickey Rourke bilindik performansını seyrettirmiş. Hani ne üst düzey, ne orta... İyi yani. Sam Rockwell'i Robert De Niro'nun başrol oynadığı Everybody's Fine adlı filmden anımsıyordum ama bu film ile aklıma kazındı yani. Scarlett Johansson'un çok iyi bir oyuncu olmasına rağmen sırf güzel olduğu için bu tarz oyunlara gelmesi hiç hoşuma gitmiyor. Açıkcası "Çok iyi dövüş kareografisi bilen güzel bayan" rolü kadar bir insanı aşağılayabilecek başka bir rol daha yok. Gerçi kendisi "Sırf şu deri kıyafetler için bile bu rolü kabul edebilirdim." demişti ve niyetini belli etmişti ama yine de bence Lost in Translation filmindeki gibi zor rollerin altına daha fazla girmesi lazım. Aksi halde yeteneğini sergileme konusunda ciddi sıkıntı yaşayıp, sıradan bir pop corn oyuncuya dönüşebilir. Hoş, sonuçta bu da kitlelere ulaşma açısından güzel bir film. Zaten daha önceki film için yazdığım yazıda ya da daha farklı bir süper-kahraman temalı film için yazdığım yazıda, Batman: The Dark Knight filminin süper-kahraman filmlerinin potasını ne kadar artırdığını ve insanlar üzerindeki beklentileri ne kadar yükselttiğini belirtmiştim. Bu film de bunu iyiden iyiye tasdikledi bence. Hem görüntü, hem kadro, hem de senaryo anlamında çok başarılı buldum.

Özellikle Captain America adlı çizgi romana yapılan göndermeye bayıldım.










1 Ağustos 2010 Pazar

Zodiac (2007)

Fight Club, Se7en, Benjamin Button, Panic Room gibi filmlerin yönetmeni, güzel insan David Fincher'in müthiş bir filmi (daha).

Başrolünde şeker insan Maggie Gyllenhaal'in kardeşi Jake Gyllenhaal'ın boy gösterdiği filmde, Robert Downey Jr., Mark Rufallo, Brian Cox gibi müthiş oyuncuları da izleme imkanına sahipsiniz. O anlamda çok doyurucu bir film. Hikayesi Robert Graysmith diye bir adama ait. Filmdeki Dirty Harry filmine olan göndermeden dolayı gerçek bir hikaye veya olaydan esinlendiği açık. Araştırmak lazım.

David Fincer'in telefon zili sesine boğduğu ve cinayet sahnelerini, özellikle filmin açılışındakine dikkat, bezediği müziklerle çoşturduğu bu başyapıtından dolayı ayrı bir ödüllendirmek gerek diye düşünüyorum.

Çok vurucu bir seri katil filmi, helal olsun. :)

Not: Sayfayı çok boşladığımın farkındayım. Çok fazla sıkıntım var. Bir yandan onları çekerken, öteki taraftan da deliler gibi yazmak istiyorum. Hoş, film izlemek için de vakit bulamıyorum ya, o da başka bir derdim. Inception filmini bile henüz izleyemedim, siz düşünün artık. :(. Hüseyin. :(.








5 Nisan 2010 Pazartesi

Iron Man (2008)

Yine Marvel Comics adlı şirketin, yine bir çizgi-roman uyarlaması filmi daha. Bu çizgi-romanlardan bozma filmler, son yıllarda çok kaliteli ve gerçek oyuncularla düzenlenir hale geldi, bu da bizi mutlu ediyor tabi.

Böyle bir hikayede, savaşın ve silah piyasasının çirkin yüzünü izleyiciye sunmak da çok süper olmuş.

Artık süper kahraman filmleri de gayet eğlenceli ve kaliteli oyuncu kadrolarına sahip olabiliyor. İşte bunu The Incredible Hulk, Batman: The Dark Knight gibi filmlerde görmüştüm. Hatırlarsınız Dark Knight filminin başrolünde Christian Bale, Hulk filminde ise Edward Norton vardı ki, ikisi de muhteşem oyuncular. Bu sefer, Iron Man filminde ise başrolde, benim izlemekten en çok keyif aldığım adamlardan birisi oynuyor. Robert Downey Jr. Son döneme hakikatten damgasını vurmuş bir adam bu. Bu filmde de yine zirve performans göstermiş. O'nunla beraber de Jeff Bridges(The Big Lebowski'den hatırlayın..), Terrance Howard, Gwyneth Paltrow(Se7en) ve Leslie Bibb gibi isimler var ki filmi çok izlenebilir boyuta taşımışlar. Özellikle Jeff Bridges'in performansı ile bayanların etkileyici duruşları harikulade olmuş. Filmin son saniyelerinde, casting akıp gittikten sonra, çıkagelen Samuel L. Jackson da ayrı bir adam. Tıpkı Robert Downey Jr.'ın The Incredible Hulk filminin sonunda çıkagelip, olası bir 2. filme zemin hazırlama görevini icra etmesi gibi bir şey yapmış.

Bunun dışında oyuncu seçimi de bir çizgi-roman karakterlerine uyuşma aşaması için harika olmuş.

İzlenir. Özellikle bu sene Iron Man 2 çıkmasını beklerken ve o filmde de Scarlett Johansson'un oynayacağını bilirken, kaçınılmaz bir şey bu.

Beklemedeyiz...





22 Mart 2010 Pazartesi

Sherlock Holmes (2009) #2

Aslında "Bir Guy Ritchie filmi..." desek, yeter sanırım.

Uzun süredir bekliyorduk. Guy Ritchie'nin iyi yanı en azından Quentin Tarantino kadar bekletmemesi. Misal 5 sene sonrasına gün vermemesi felan.Ortalama 1 ile 1,5 sene arasında 1 film patlatıp aklımızı başımızdan alan Guy Ritchie'nin son filmi de bu işte. Sir Arthur Conan Doyle adlı bir adamın yarattığı bir karakterin filmi. Onlarca kitabını görmüşlüğüm var fakat okumuşluğum yok. Hatta müzesi felan bile varmış. Biz de Vikipedi çocuğuyuz ya zaten. :O).

Neyse işte, böyle süper ünlü ve onlarca mevzuya konu olacak bir karakterin filmini çekecekseniz, büyük risk altındasınız demektir. Kolay değil. Zaten romanlardan uyarlanan filmler genelde pek tatmin etmez fakat bu seferki sanıyorum yeterli oldu. Bilindik Guy Ritchie kurgusal imzası niteliği taşıyan, flashback tarzı hareketleri olsun, kostüm ve dekordaki fantastik düzeydeki kalite olsun, Londra tasviri olsun, alışılmışın dışındaki eğlence dolu dövüş sahneleri olsun hep artı yönlerdi. Ayrıca bu kalitenin yanına bir de müthiş oyuncu kadrosu eklenince, tam tadından yenmez olmuş. Her ne kadar diğer Guy Ritchie filmlerindeki akışkanlık yakalanamamış da olsa, bunun bir dedektif filmi olduğunu unutmamak lazım.

Kadronun tepesindeki üç kişi şöyle; Robert Downey Jr, Jude Law ve Rachel McAdams... Robert Downey Jr'ı son zamanlardaki popülaritesi ve başarısından dolayı anlatmama gerek yok diye düşünüyorum. Jude Law zaten bilindik Jude Law. McAdams'ın iyi oyunculuğunun yanında, üstlendiği karakter de çok hoşumuza gitti. Bu role O güzel gitmiş. Bunların haricinde Mark Strong'a da Lord Blackwood ismi oturmuş. Robert Maillet de şaşırtıcı derecede iyi rol yapıyor. Normalde o tip adamlar sırf farklı görünüşlerinin sayesinde böyle yapımlarda yer bulurlar ama bu kez şaşırdım doğrusu. Guy Ritchie de zaten bu işte her zaman iyidir. Casting ayarını iyi verir.

Konusuna fazla girmeyelim. İşte hiçbir şekilde mesaj vermeyen yine kaliteli bir Guy Ritchie filmi. Nedense o soğuk İngiliz espirileri bile hoşuma gitti. Sizin de gidecek...

Güzel bir haber ile noktalayayım. IMDb ağabeyime göre Guy Ritchie 2011'de bir Sherlock Holmes hikayesiyle daha gelecek. 2010'da çıkaracağı Gamekeeper filminden sonra olacak sanırım. :). Heyecan ile bekliyoruz.








15 Mart 2010 Pazartesi

Black and White (1999)

2008'deki Tyson adlı belgeselin yazarı ve yönetmeni James Toback'tan, yine belgesel tadında bir film. Konusu Siyah-Beyaz ırkları arasındaki ilişkiler. Olabildiğince objektif olduğu için ben sevdim. Yapımda çok ünlü sporcular, müzisyenler, mankenler de yer almış. Örneğin; Mike Tyson, Method Man, Raekwon, Claudia Schiffer, Inspectah Deck ve daha birçoğu. Oyuncular arasında dikkatimi çekenler ise Robert Downey Jr., Elijah Wood, Ben Stiller ve daha fazlası.

İlginç bir yapım olmuş. Ayrıca benim içimi karartan meseleleri, resmen yüzüme vurdu.

13 Ocak 2010 Çarşamba

Kiss Kiss Bang Bang (2005)

Mel Gibson ile dikkat çeken Lethal Weapon serisinin yazarının ilk ve şu ana kadar ki tek yönetmenlik deneyimi olan Kiss Kiss Bang Bang, Guy Ritchie'nin suç ile komediyi harman ettiği filmlerden ziyade, Billy Wilder'ın Film-Noir tarzına yakın görebiliriz. Robert Downey Jr. ve Val Kilmer'in oyunculuk anlamında yardırdığı ve Michelle Monaghan'ın o güzel yüzüyle izlenebilirliğini en üst seviyelere çektiği bi' film. Konusuna da gelirsek; Gettoda hırsızlık yaparak yaşamı sürdüren bi' adamın hasbel kader Hollywood'un büyülü dünyasına geçişi ve bu geçişin kendisine yarar sağlayacağına zarar vermesini espirili bi' dille anlatıyor. Bunun yanında da aşk, suç, sosyal hayat ve bunlar gibi istemli ya da istemsizce içerisinde bulunmak zorunda olduğumuz kavramları öyle güzel tiye alıyor ki izleyicide adeta "Helal olsun sana!" gibi, tıpkı bilinçsiz bi' toplumun gereksiz bi' diktatöre sevgiyle boyun eğmesine eş değer bi' his bırakıyor. Özellikle sinema sanatını öyle basite indirgemesi de ustalık kokuyor. Anlatıcı espirisini es geçmek pek kolay değil.

Bence izleyin...