Sam Rockwell etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sam Rockwell etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
4 Mart 2013 Pazartesi
Seven Psychopaths (2012)
Bir Martin McDonagh filmi.
Hoş, bu kendisinin ikinci uzun metraj filmi. Birincisi, kendisiyle tanışmama sebep olan ve ömrümde izlediğim en müthiş filmlerden birisi olan In Bruges filmi ile olmuştu. O zamanki yazım'da da belirttiğim gibi Colin Farrell'a da daha fazla saygı duymaya başlamıştım.
Dört sene sonra bir filmini daha izleyiciyle paylaştı. Bu seferki kadro ise ilkine oranla çok daha merak uyandırıcıydı. Zaten izlememek hiç olmazdı. Ben de izledim. "Bir Alex Değil." bağlamından yola çıkarak, "Bir In Bruges olamamış." demekte bir sorun görmüyorum ama yine de 2012'nin en iyi filmlerden birisi olduğunu söylemekten de geri durmaya gerek yok zaten. Hatta bu yönetmen, eğer bu tabiri caizse MODERN FILM-NOIR tarzını benimser ve sahiplenir de bu kalemden ilerlemeye devam ederse tadından yenmez olur gibime geliyor. İsterse bütün filmleri dört senede bir sunsun.
Kafayı yememek elde değil. Bu müthiş senaryodan tutun da, "köpek kaçırıp fidye isteme" eylemini meslek haline getirmiş insanlara şahit olabileceğiniz ve izledikçe "Yahu bu filmin fikrinin gelişim sürecinde neler yaşanmıştır acaba?" merakını iliklerinize kadar hissedeceğiniz bir yapım bu.
Kaçırmayın derim.
Bir de Tom Waits çok bomba bir role sahip. Ona da dikkat! :)
20 Ağustos 2011 Cumartesi
Heist (2001)
Fran Moore: Cute plan, though.
Joe Moore: Cute as a Chinese baby.The Untouchables, Glengarry Glen Ross, The Spanish Prisoner, The Verdict, Ronin, Wag the Dog ve The Winslow Boy gibi iddialı yapımların senaristi, 2006 yılında başlayıp 2 sezon süren The Unit adlı dizinin hem prodüktörü hem de kitabından uyarlama senaristi(bazı bölümleri de kendisi yönetmiş) ve The Spanish Prisoner, Homicide, House of Games gibi filmlerin yönetmeni David Mamet'in hem yazıp hem de yönettiği bir soygun filmi.
"Eyvah, yine mi soygun filmi?"Gibi düşündüğünüzü hissediyorum ama bu diğer soygun filmleri gibi değil. "Diğerlerinden daha iyi..." demiyorum ama diğerlerinden farklı olduğu kesin. Bence bu filmin en güzel yanı, işin içine soygun ve suçluların işleri doğrultusundaki birbirleri arasındaki ilişkilerden başka hiçbir şeyle ilgilenmemesi ve soyguncuların birçok diğer soygun filmlerindeki tiplere oranla daha gerçek olmaları.
Hele bir de otobanda polisin birini kekledikleri bir sahne var ki; Görmeniz gerek.
Bir de bu filmin bir sağlam kısmı da oyuncu kadrosu.
İlk olarak Al Pacino hastalığımın en yüksek seviyelerde olduğu dönemlerde, Al Pacino filmlerini kronolojik sırayla izlediğim zamanlarda, Scarecrow filmiyle tanıştığım üstad Gene Hackman başrolde. Unforgiven, The Conversation(bu benim favorimdir.), Bonnie and Clyde, Young Frankenstein, The French Connection, Mississippi Burning, The Royal Tenenbaums, Hoosiers, Reds, A Bridge Too Far, I Never Sang for My Father, Crimson Tide, Night Moves, The Posedion Adventure, Runaway Jury, No Way Out gibi tartışmasız kaliteli yapımlarda izleyebileceğiniz ve 1972'de The French Connection filmiyle en iyi erkek oyuncu, 1992'de Clint Eastwood'un başrolde oynadığı, yine muhteşem bir film olan Unforgiven'daki rolüyle de en iyi yardımcı erkek oyuncu oskarlarını cukka yapmış bir ağabeyimiz bu adam. Konu dışı ama kendisinin en sevdiğim yanlarından birisi de yönetmenliğe atlamamış olmasıdır. Yıllar yılı oyuncu kalmıştır. Tamam, birçok film için prodüktörlük yaptı ama sonuç olarak o yönetmenlik gibi kariyer amaçlı yapılan bir şey değil. "Tamamen duygusal" hesabı. O yüzden onu saymıyoruz.
Neyse.
Filmdeki yardımcı erkek oyuncumuza geçelim. Delroy Lindo. Tam bir yardımcı erkek oyuncu. Malcolm X, Bound by Honour, The Cider House Rules, Mountains of the Moon gibi filmlerde yandan yandan oynamış, hatta The Devil's Advocate'de dahi bir miktar rol kapatmıştı. Bir de bu filmde var işte, ne güzel. Ondan sonra ise sıradan en iyi yardımcı kadın aktör rolüyle Rebecca Pidgeon geliyor. Soyada bak. Neden soyadı böyle, bilmiyorum ama kendisi yönetmen David Mamet'in eşi oluyor. The Unit dizisinde olsun, The Spanish Prisoner, The Winslow Boy, Homicide ve daha bir çok David Mamet imzalı işte yer almış kendisi. Çok çok aman aman iyi bir oyuncu olduğunu söyleyemeyiz ama fena bir oyuncu da değil yani. Pidgeon'dan sonra değineceğim isim Danny DeVito. Küçük dev adam resmen. One Flew Over the Cuckoo's Nest efsanesindeki delilerden biriydi. L.A. Confidental'da da hatrı sayılır bir rolü vardı ama bu filmdeki rolü gibi bir rolde hiç görmemiştim. Çok beğendim! En son olarak değineceğim isim de Sam Rockwell; O'nu da oldum olası severim. Bu filmde sürekli keklenen adamdı ama genelde hep kalite rollerde izlemişizdir. Mesela The Green Mile'da inceden bir rolü vardı. Moon filmi var, meşhurdur. 5 dalda oskara aday olan Frost/Nixon filminde üçüncü adamdı.The Assassination of Jesse James by Coward Robert Ford adlı filmde de var(mış)dı. Sevdiğim bir filmdir ama hiç dikkatimi çekmemişti orada olduğu. Matchstick Men adlı müthiş eğlenceli yapımda, Nicholas Cage'in kafadarıydı. O film süperdi mesela. Tavsiye ederim. Law Dogs diye bir filmde de boy göstermiş ama onu ben henüz izlemedim. Kirk Jones'un uyarlama filmi, başrolünde Robert De Niro'nun oynadığı Everybody's Fine'da Robert De Niro'nun oğlu ya da damatıydı. Hilary Swank ile birlikte meşhur Conviction var. Bir de ciğerimiz Robert Downey Jr.'ın başrolünde oynadığı Iron Man 2'de Justin Hammer rolündeydi.
Adamlar böyle bir cast yapmışlar işte. Kaçırmaya gerek yok derim.
13 Eylül 2010 Pazartesi
Iron Man 2 (2010) #2
2008'deki Robert Downey Jr.'lı filmin devamı. Yine Jon Favreau yorumu ile. Fakat bu kez kadro çok daha geniş ve güçlü. İlk filmdeki kadroya Scarlett Johansson, Mickey Rourke, Sam Rockwell gibi üç özel ismin eklenmesinin yanında, ilk filmin son saniyelerinde izlediğimiz Samuel L. Jackson'u birazcık daha fazla dakika almış olarak seyrettik ki bu bence 2012 yılında ekranlarda olacak olan The Avengers filmi için bir çeşit ön hazırlıktı sanki. Adam zaten efsane, O'nu tartışmaya lüzum yok zaten. Mickey Rourke bilindik performansını seyrettirmiş. Hani ne üst düzey, ne orta... İyi yani. Sam Rockwell'i Robert De Niro'nun başrol oynadığı Everybody's Fine adlı filmden anımsıyordum ama bu film ile aklıma kazındı yani. Scarlett Johansson'un çok iyi bir oyuncu olmasına rağmen sırf güzel olduğu için bu tarz oyunlara gelmesi hiç hoşuma gitmiyor. Açıkcası "Çok iyi dövüş kareografisi bilen güzel bayan" rolü kadar bir insanı aşağılayabilecek başka bir rol daha yok. Gerçi kendisi "Sırf şu deri kıyafetler için bile bu rolü kabul edebilirdim." demişti ve niyetini belli etmişti ama yine de bence Lost in Translation filmindeki gibi zor rollerin altına daha fazla girmesi lazım. Aksi halde yeteneğini sergileme konusunda ciddi sıkıntı yaşayıp, sıradan bir pop corn oyuncuya dönüşebilir. Hoş, sonuçta bu da kitlelere ulaşma açısından güzel bir film. Zaten daha önceki film için yazdığım yazıda ya da daha farklı bir süper-kahraman temalı film için yazdığım yazıda, Batman: The Dark Knight filminin süper-kahraman filmlerinin potasını ne kadar artırdığını ve insanlar üzerindeki beklentileri ne kadar yükselttiğini belirtmiştim. Bu film de bunu iyiden iyiye tasdikledi bence. Hem görüntü, hem kadro, hem de senaryo anlamında çok başarılı buldum.










Özellikle Captain America adlı çizgi romana yapılan göndermeye bayıldım.










29 Mart 2010 Pazartesi
Everybody's Fine (2009)
İlk olarak, bu filmin adını ve oyuncu kadrosunu duyar duymaz birkaç şey karalamıştım. Onlar burada..."Yine yaktın bizi be üstad... Ciğerimizi yaktın..."
Robert De Niro'yu özlemiştim fakat böyle olsun istemezdim. Koskoca Robert De Niro'nun bu hallere düşmesi, bizleri ta derinlerden yaraladı. Sakın yanlış anlamayın; Bu cümleleri kurmamın sebebi Robert De Niro'nun çok yaşlanması veya eskisi kadar iyi rol kesememesiyle ilgili değil. Tam tersine, yine efsanevi bir performansla, bana insan olduğumu ve insanların sahip olduğu duygulara benim de sahip olduğumu hatırlatmak için, bilindik CIA/FBI ajanı ya da mayfa babası karakterlerinden, hiç olmadı bir komedi oyuncusundan farklı bir karaktere bürünmesiydi. Evet belki Stanno tutti bene filminden esinlenilerek yapıldı, kabul edebilirim fakat şu adamın çıkardığı işlere kayıtsız kalabilmek de benim açımdan mümkün değil.








Robert De Niro'yu özlemiştim fakat böyle olsun istemezdim. Koskoca Robert De Niro'nun bu hallere düşmesi, bizleri ta derinlerden yaraladı. Sakın yanlış anlamayın; Bu cümleleri kurmamın sebebi Robert De Niro'nun çok yaşlanması veya eskisi kadar iyi rol kesememesiyle ilgili değil. Tam tersine, yine efsanevi bir performansla, bana insan olduğumu ve insanların sahip olduğu duygulara benim de sahip olduğumu hatırlatmak için, bilindik CIA/FBI ajanı ya da mayfa babası karakterlerinden, hiç olmadı bir komedi oyuncusundan farklı bir karaktere bürünmesiydi. Evet belki Stanno tutti bene filminden esinlenilerek yapıldı, kabul edebilirim fakat şu adamın çıkardığı işlere kayıtsız kalabilmek de benim açımdan mümkün değil.
Yönetmeni de çok başarılı buldum. Açıkcası bugüne kadar öyle ahım-şahım bir işine rastlamadığım ve IMDb'den gördüğüm kadarıyla iki tanecik film yapmış olan bu kişinin, koskoca bir hikayeyi telefon tellerinin dışlarına yapılan PVC kaplama üzerinden anlatabilme bakış açısı gerçekten önemli.
En sonunda aileyi toplayabilmesi. Bir kişi eksik de olsa...
Kirk Jones yazmış ve yönetmiş. Robert De Niro'nun yanında da Kate Beckinsale, Drew Barrymore ve Sam Rockwell gibi isimler oynamışlar işte. Fazla da uzatmaya gerek yok sanırım. :).
Kirk Jones yazmış ve yönetmiş. Robert De Niro'nun yanında da Kate Beckinsale, Drew Barrymore ve Sam Rockwell gibi isimler oynamışlar işte. Fazla da uzatmaya gerek yok sanırım. :).
Bir de Robert De Niro'nun artık hayallerini kurduğumuz kadınların babası olabilecek yaşa gelmiş olması da ayrı bir şey tabi...








Kaydol:
Kayıtlar (Atom)























