Natalie Portman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Natalie Portman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ekim 2010 Perşembe

Black Swan (2010) #2


Şu filmi ilk çıktığı an izlemek istiyorum. Çok enteresan bir film olacakmış gibi geliyor bana ama yine de emin konuşmayalım. :).

18 Eylül 2010 Cumartesi

Black Swan (2010)

Sessiz sedasız bir film geldi ve sanırım ortalığı biraz sallayacak gibi duruyor. Gerçi ne kadar sessiz sedasız geldi, acaba sessiz sedasız gelmedi de benim yokluğum sürecinde, bana gözükmeksizin mi yerini aldı bilmiyorum ama sonuç olarak Darren Aronofsky gibi bir yönetmenin Natalie Portman, Mila Kunis, Vincent Cassel ve Winona Ryder gibi saygıdeğer oyuncularla çalıştığı bir yapımı kaçırmak pek akıl işi olmaz sanırım. Hikayede Amerika'da best-seller bir kitaptan uyarlanmış. Hele bir fırsat yakalayalım, izleyeceğiz.

Bu arada poster enfes bence.

7 Temmuz 2010 Çarşamba

Heat (1995)

Neil McCauley: Told you I'm never going back...
Vincent Hanna: Yeah.
Efsane... Tekrar izledim... Tekrar mest oldum. Bundan 15 yıl önce, dönemlerinin en iyi iki oyuncusunun, hem de müthiş bir rekabet içerisinde oldukları bir dönemde, Michael Mann tarafından buluşturulduğu film. Senarist de yönetmen de bizzat kendisi. (Hoş, henüz daha bu iki isme alternatif kimsenin çıkmaması da ayrı bir konu.)

Bu filmin ne kadar önemli ve dev bir proje olduğunu şöyle özetlemek gerek; 70'lerin başından beri, her oynadıkları film ile sinema dünyasını sallamış ve daha 80'ler bitmeden efsaneleşmiş bu iki büyük oyuncunun ilk defa birlikte yer aldıkları bir film. (Sonra 2008'de Righteous Kill'de tekrar birlikte oynadılar. Bundan başka da, yine Michael Mann Public Enemies adlı film ile Johnny Depp ve Christian Bale gibi iki ismi, tıpkı bu film gibi bir iyi-kötü kovalamacası temalı filmde bir araya getirdi ama şahsi fikrim; bu güzelliği ucundan bile yakalayamadı.)

Tabi mesela Robert De Niro ve Al Pacino ile de bitmiyor. Onlardan başka kadroda Val Kilmer, Diane Venora, Ashley Judd, Jon Voight, Tom Sizemore, Amy Brenneman(Çok güzel), Danny Trejo, Natalie Portman gibi isimler de var. Kısaca bu kalemi de kapatmak gerekirse; Oyuncu kadrosunun özenle hazırlandığı ve izleyiciği performansa boğan bir klasik olduğunu söylemek yeter.

Öyle bir film ki; Bugünün Michael Mann'inin tarzını belirlemiş. Collateral, The Insıder, Manhunter, Public Enemies gibi birkaç filmini izlerseniz, ne demek istediğimi anlayacaksınız. Yani artık kemikleşmiş. İmgelerin, kamera açılarının değil; Olay ve olguların konuştuğu bir kompozisyon. Tam bir Michael Mann işi.

Ayrıca bu filmle ilgili çıkmış söylentilerden birisini de iyice irdeleme fırsatı buldum. Kimilerine göre Al Pacino ve Robert De Niro, bu film boyunca hiçbir zaman yan yana gelmediler. Bunu söylemelerinin sebebi de az önce yukarıda belirttiğim gibi; O dönemler ikisinin de "En iyi kim?" mücadelesinde olmalarıdır. Şimdi ben bunu inceledim ve şöyle bir kanıya vardım. Film boyunca Al ve R. De Niro sadece 2 sahnede bir araya geldiler ki bunun bir tanesi de şüpheli. İlk olarak, Al Pacino'nun canlandırdığı karakterin, Robert De Niro'nun canlandırdığı karakteri kahve içmeye davet ettiği sahnede birliktelerdi. Çok ince de olsa, bunu görebildim. İkinci defa birlikte oldukları sahne, ki bu muammadır benim için, birlikte oturup kahve içtikleri sahneydi. Bu sahne iki oyuncunun sürekli diyaloğu şeklinde çekilmişti ancak biri konuşurken aynı anda diğerinin suratını görebileceğimiz açı, yönetmen tarafından bize verilmemişti. Benim şahsi fikrim, birliktelerdi. O kısım montaj işi değildi ama tabi her şey de olabilir. Daha iyi, şöyle filmi durdurua durdura bakmak lazım.

Bilmeyen var mıdır, bilmiyorum ama inceden değinmek gerekirse; Ailevi sıkıntılar yaşayan bir NY Polis Dedektifi ile hiçbir zaman bir aileye sahip olamamış ancak kariyerinin en büyük işlerini bitirmek üzere olduğu anlarda anlamsız bir aşka kapılmış olan bir organize suç çetesi liderinin kovalamacasını konu edinmiş bir film. İşte ondan sonra kötü adam içeriden, dostlarınca satılır ve işler biranda ters gitmeye başlar...

İntikam ve kin hariç, her türlü duyguyu da içinde barındırması, bence bu kadar sevilmesi ve hatta efsaneleşmesindeki etkili olan sebeptir.

Aklıma şöyle bir şey düştü;

Bazen, varmak istediğimiz yere gidebilmek için çok önemli değerlerimizi birer hiçe sayarak oldukları yerde bırakmayı göze almamız bile bize yetmeyebiliyor. Bence bu da bizim ne kadar büyük birer hiç olduğumuzu işaret ediyor.
Vincent Hanna: You know, we are sitting here, you and I, like a couple of regular fellas. You do what you do, and I do what I gotta do. And now that we've been face to face, if I'm there and I gotta put you away, I won't like it. But I tell you, if it's between you and some poor bastard whose wife you're gonna turn into a widow, brother, you are going down.
Neil McCauley: There is a flip side to that coin. What if you do got me boxed in and I gotta put you down? Cause no matter what, you will not get in my way. We've been face to face, yeah. But I will not hesitate. Not for a second.









26 Mayıs 2010 Çarşamba

Léon (1994) #2


Mathilda: I don't wanna lose you, Leon.
Léon: You're not going to lose me. You've given me a taste for life. I wanna be happy. Sleep in a bed, have roots. And you'll never be alone again, Mathilda. Please, go now, baby, go. Calm down, go now, go.
Eğer izlediğim gün yazdıysam, 22 Mart 2009 tarihinde izlemişim bu filmi. Yazı burada. Bugün 2. defa izledim, yine mest oldum. O nasıl tema müziğidir, anlaması güç. Hele o sahne var ya, o son sahne... O esnada hissettiklerimi buraya yazmaktan utanıyorum. Yoksa ne kadar güçsüz olduğumu anlarsınız. :). Ayrıca o gün karelediğim sahneler ile bugün karelediklerim arasında çok fark var. Demek ki insan yaşadıkca/izledikce değişiyor.

Daha fazla yazamıyorum. Çok duygusalım bu aralar...















25 Mart 2009 Çarşamba

V for Vendetta (2005)

Bu filmi Léon (1994) filmini izledikten sonra, Natalia Portman'ın aklıma gelmesiyle izlemeye karar vermiştim. İşte bilindik şeyler. Léon adlı filmi izledim. Natalia'nın performansından çok etkilendim ve O'nu bir başka filmde daha görmeyi arzu ettim. İyi etmişim. Böyle güzel filmleri geç keşfetmek iyi oluyor. Filmsizlik, tercihsizlik çektiğiniz noktalarda ilaç gibi geliyor.

Senaryosunu Matrix serisinin yazarları Wachowski kardeşler yazmış. Yani buraya gelmesi gereken deyim "Aman Allah'ım!" olsa gerek. Böyle bi' senaryo yazmak için gereken zeka ve hayalgücünün ne raddede olması gerektiğini bile kestiremiyorum. Yönetmen ise Nicole Kidman'ın başrolünü oynadığı The Invasion adlı filmden hatırladığımız ve bu sene Ninja Assasin adlı filmi gösterime girmek üzere olan James McTeigue. Açık söyleyeyim, sırf bu iki filmi, 3.'sünü izlemem için mükemmel birer referans oldular bile. Bundan sonra bu adamın peşini kolay kolay bırakmam.

Sanırım oyunculuğa ayrı bi' parentez açmak lazım. Natalia Portman dışında adını sanını duymadığım bu insanların, böyle zor ve insani yaşam standartlarının dışarısında, tamamen ütopik bi' hikayenin parçaları olabilmeleri beni çok etkiledi. Bu özellik, filmin başarısının da çok önemli birkaç sebebinden biri olsa gerek ki bu film sadece 1 başrol ve 1 yardımcı oyuncunun üzerinde dönen bi' film değil. Yaklaşık 5-6 karakterin, yaşadıkları duygusal travmaların hepsini seyirciye sunan ve seyircinin de buna konsantre olup, biraz da olsa kafa yormasını isteyen bi' iş. Enfes bi' şey.

Konusuna girmeyeceğim. İçerisinden 3-4 tane daha hikaye çıkarabileceğiniz, süper bi' hikaye diyebilirim. Toplum, din, ahlak, birey, suç, halkçılık, devletçilik ve bunlar gibi birçok kavrama ustaca göndermeler yapmasının beni olumlu yönde çok fazla etkilediğinden bahsedebilirim. Diyalogları mükemmel diyebilirim(*<---Buraya tıklarsanız, diyaloglara ulaşırsınız)."Anlatmak ile olmayacağı açık." diyebilirim. Siz izleyin, izlemeden önce de, filmin Altyazı dosyası aracılığı ile elime geçmiş bi' notu buradan aktarayım.
Merhabalar,

Çevirideki bazı yerlerin daha iyi anlaşılması için bu yola başvurdum.
Filmin içinde birçok gönderme bulunmaktadır. Genel olarak Nazi Almanya'sına göndermeler vardır.Filmimiz 2035 yılında geçmektedir. Film, 1605 yılında Guy Fawkes'in başarısızlıkla sonuçlanan girişimini temel almıştır. 5 Kasım 1605'ta Guy Fawkes ve arkadaşları Parlamento'yu havaya uçurmaya çalışmış, ancak yakalanmıştır. Yakalanan "hainler"
idam edilmiştir. Bu günden sonra 5 Kasım İngilizler için bayram haline gelmiştir. İngiltere'de her 5 Kasım'da insanlar samandan yapılmış Guy Fawkes'ları yakıp, havaî fişek atarak bu tarihi olayı hatırlarlar. Ayrıca günümüzde İngiltere Parlamentosu'nun her açılışından önce tüm mahzenler aranır.

* Norsefire: Aşırı bağnaz Katolik politikalarıyla bilinen iktidar partisi.

* Anarchy in the UK: Ünlü İngiliz punk grubunun bir şarkısı, sözleri ile İngiliz yapısını ve dini öğeleri eleştirmiştir.

* Vendetta: Kan davası demektir, çevirmediğim kısımda "kan davası" yazmak hoş durmuyordu.

* Fingermen: Türkçe'ye Kolcular olara çevirdim. Daha iyi bir kelime bulamadım, genel olarak Nazi dönemindeki Gestapo birimlerine benziyorlar. Norsefire Hükümeti'nin destek birimi diyebiliriz, polisten üstündürler.

* Eggie in the basket: İngiliz kahvaltı yemeği, kızarmış tost ekmeğin ortası delinir ve yumurta bu deliğe konur. Delikli yumurtalı ekmek diyebiliriz. :) V for Vendetta'daki manası biraz daha farklıdır, Norsefire Hükümeti'nin yasaklarından sonra tahrik edici bir yemek halini almıştır. Daha ayrıntılı bilgi için: http://en.wikipedia.org/wiki/Egg_in_the_basket

* Kara Çuval: Bu da altyazıdaki "black bags"in yerine kullanılmıştır. Creedy'nin adamları insanların kafalarına kara çuval geçirerek evlerinden alır.

Çeviride yardımı dokunan daedalus, Guerilla Jam, ebrehe, fjallraven ve Shoother dostlarıma teşekkür ederim.

raskolnikov
raskolnikov@divxplanet.com
Haziran 2006

Şimdi de enfes kareler;











22 Mart 2009 Pazar

Léon (1994)

Natalia Portman'ın ömründeki 2. sinema filmi deneyimiymiş. Tahminim, büyük yapımcıların dikkatini bu filmden sonra çekmiş. Gerçekten bu film, kendisi için büyük şans olmuş. Şimdilerde bi' takım erkeklerin hayallerini süsleyen güzel Portman, o zamanlar 13 yaşında ufak bi' velet. "Velet" dediğim, sadece biyolojik olarak. Sinema açısından yaklaşırsan, şimdikinden daha büyük, daha olgun.

Süper bi' film. Hem senaryo, hem yönetmenlik Luc Besson'un. Kendisini Taxi ve Transporter serilerinden hatırlayabilirsiniz. Oyuncu kadrosu da enfes. İlk kez televizyonda, sanırım Wasabi adlı film ile tanıştığım Jean Reno, psikopat katil rolünde Gary Oldman... İkisi de, kanatimce, sinemadan hakkettiklerini alamayanlardanlar. Natalia Portman da döktürüyor. Zaten o güzellikte bi' kadının, 13 yaşındaki şirin halini izlemek bile büyük keyif.

Hikaye de çok orijinal. Yani, yayımlandığı seneye vuruyorum da, öyle orijinal diyorum. Daha doğrusu tahmin ediyorum. Kısaca özetlemek gerekirse; İşinin en iyilerinden biri olan profesyonel suikastci Léon, yan komşusu ve ailesi öldürülen 12 yaşındaki bir kızı, kendisine sığınması üzerine, yanına alır. Ardından kızın ısrarlarına ve intikam duygusunun saflığına dayanamayarak O'na kendi işinden bi' şeyler sunmayı, öğretmeyi kabul eder. Çocukluğun verdiği hatalar, yanlış kararlar ve aptal düşünceler ile bu güzel ilişki çok berbat bi' yöne doğru sürüklenir.

Kimisi için "Dünyanın gelmiş geçmiş en iyi filmi.". Ben böyle bi' tabir kullanmayacağım fakat kesinlikle izlemelisiniz. En azından Mathilda'nın Léon'dan ayrılırken yaptıkları diyalog için. Ya da hiç olmadı, söz konusu diyalog esnasında arkada çalan müzik için. Duygusallaşmak için.

Sevgiyle kalın, :).