16 Nisan 2016 Cumartesi

Rope (1948)


"Yeryüzünün anlamı olacak İnsanötesi! Yalvarırım size, kardeşlerim, yeryüzüne bağlı kalın, inanmayın size dünya ötesi umutlardan söz edenlere!"
Yıllardır izlemeyi beklediğim filmlerden biri de buydu. Bu Cumartesi gecesine denk geldi. Başrolde de Hoca'nın fetiş oyuncusu James Stewart vardı.

Alfred Hoca'nın bir başka filmi ve yani doğal olarak da bir başka efsanevi işi daha. Diğerlerine nazaran aksiyonunu çok daha az ve diyaloğunu çok daha bol bulduğum bir iş. Biraz "12 Angry Man" filmini andırıyor. Girişi biraz sert; bir cinayet ile açılış yapılıyor ve devamında bu cinayetin işleniş sebebi felsefi açıdan incelendikten sonra sonuç kısmına ulaşıyoruz.

Özellikle filmin içinde gördüğümüz; Nietzsche'nin geliştirmiş olduğu "Üstüninsan" ya da "Üst İnsan Kavramı" olarak bilinen felsefik akım ile alakalı yorumlar inanılmaz ilgi çekiciydi.

Tavsiye ederim. İzleyin bence.






26 Mart 2016 Cumartesi

The Hateful Eight (2015)


Az önce izledim. Posterde de yazıyor. Quentin Tarantino'nun 8. filmi.

Şahsımın nezdinde bir efsane olan Michael Madsen ve hali hazırda herkes için efsaneleşmiş Kurt Russell, Tim Roth gibi isimlerle birlikte, yeni nesilden Channing Tatum'u da "konuk oyuncu" tadında perdelemiş bir film. 

Bir de üstüne üstlük Ennio Morricone filmin müziklerini yapmış. Bunun ne anlama geldiğini söylemeye bile gerek yok. 

Aslına bakarsak; tipik Tarantino işi olmuş. O anlamda eleştirebileceğim çok fazla nokta var ama yine çok iyi film. Eminim benim gibiler için bu kadarı dahi yetiyor da artıyor bile. Yine kan gövdeyi götürüyor, yine suç, yine cinayet, yine yine yine. Yine olsa, yine izlerim. Temayı değiştirsin değiştirsin yapıştırsın üstat. Benim adıma sorun yok gerçekten.

Ayrıca Christian Bale'in başrol oynadığı "The Machinist" filmini izlemiştim ama bu Jennifer Jason Leigh bu kadar dikkatimi çekmemişti. Hoş, on senede dünya kökünden değişiyor ama bu filmin bana göre parlayan yıldızı bu kadındır. (Meryem, sen de izleyince bana hak vereceksin. Buna adım gibi eminim.)

Çok fazla ekran görüntüsü koymayacağım. Fazla şeyolmasın. :)

Huzurlarınızda John Ruth ve Daisy DOMERGUE!!!
Arkada Dr. Samuel. :)
Artık "Quentin Tarantino açısı" olarak literatüre geçmiş olan açıda çekilmiş sahneyi atlayamayız. 

30 Mayıs 2015 Cumartesi

Hitchcock (2012)


Merhaba, yine ben.

Alfred Hitchcock: You may call me Hitch. Hold the Cock.

Bu cumartesi akşamı da dayanamadım, Hitchcock'u izledim. Benim eski laptop'u çıkartmışlar. İçinden tonla film çıktı.

Neyse, deli filmdi yahu. Hiç beklemiyordum. Ha, Hitchcock'u seven adam bu tarz filmlerden pek hoşlanmaz. Muhtemelen Hitchcock kendisi hakkında böyle bir film yapılacağını öngörseydi, bir şekilde hukuksal olarak bunu engellemeyi bile denerdi.

Ama yine de enfes bir filmdi. Zira şu dünyada magazinel anlamda nadiren merak ettiğim kişilerden birisiydi Hitchcock. Her zaman. İzlemek için neden bu kadar bekledim, ben de bilmiyorum. 

Başrolde de efsanevi Hannibal karakterinin sahibi Anthony Hopkins Hitchcock'u canlandırıyor oysa ki... Neyi beklemişim gerçekten bilmiyorum. 

Bazı sahneler hakkında verdiği çeşitli ayrıntılar -doğru mu yanlış mı bilmiyorum ama eğlenceli olduğu kesin- olsun, Alfred Usta'nın hayatından ayrıntılar olsun, her yanıyla lezizdi. Mesela belki de dünya sinemasının en bilinen birkaç sahnesinden biri olan "Shower" sahnesinde bıçağı eline alıp, olaya bizzatihi olarak girmesi, söylenecek söz yok gerçekten.

Finali de ayrı nefisti. Özellikle şu alttaki sahne...


Alfred'i pek bilmiyoruz. Şimdi bu cumartesi gecesi "Alfred'i anlamak, dünyayı anlamaktır..." filan gibi üç noktalı cümleler kurmayacağım ama yine de siz Alfred'i anlamak için çaba sarfedin. Bu da bir dost tavsiyesi olsun.

Bye.








16 Mayıs 2015 Cumartesi

Birdman: Or (The Unexpected Virtue of Ignorance) (2014)



Cahilliğin umulmayan erdemi

Öncelikle Amores Perros'tan, sonra da 21 Grams'dan, Babel'den bildiğim efsane yönetmen Alejandro González Iñárritu son bombasıymış. Biutiful da var ama onu henüz izlemedim.

80'li yılların sonlarına doğru Tim Burton'un Batmani Michael Keaton'un başrolde olduğu bir garip süperkahraman filmi. Şimdi "süperkahraman filmi" dediğime de bakmayın lütfen. Aslında bir şizofreni tanısından, çok şiddetli bir kara mizahtan ya da bir süperkahraman filmleri eleştirisinden de bahsedenler olmuştur mutlaka. Biz "iyi film" noktasında buluşalım. Çok fazla kafa yormaya da lüzum yok zaten. İnternet "aneliz" dolu.

Ben bu film ile asıl performansa doydum. Edward Norton'u ne kadar özlemişim yahu. Bu kadar muazzam bir performans seyretmeyeli uzun zaman olmuştu. Normal şartlarda Hangover serisi ve Robert Downey Jr. ile çektiği komedi filmi ertesi yakaladığı çıkışı adeta "Biz zaten bu işlerin adamıyız yeaaa..." dermişcesine internette izlediğimiz "cigara" videolarında görmekten fazlasına şahit olmadığım Zach Galifianakis, Funny Games'deki performansı yeter Naomi Watts ve eskinin 2. sınıf gençlik dizileri/şimdinin iddialı yapımlarının ismi Emma Stone.

Müzikler de harikaydı.

Standartların dışlarında gezmeyi sevenler için, muazzam rol performansları ile dolu süpersonik bir film.

Çekinmeyin, dalın bence.













10 Mayıs 2015 Pazar

Exodus: Gods and Kings (2014)


Merhaba, ben geldim. Bunu yazmasam olmazdı.

"Bale kötü film yapmaz." düsturundan yola çıkarak izledim ve yine sağolsun yanıltmadı beni. Filmi çeken de Russell Crowe fetişli yönetmen Ridley Scott olunca hatrı sayılır bir iş olmuş.

Deli gibi de kadro kurmuşlar. Christian Bale, Joel Edgerton, Ben Kingsley, John Turturro'yu birlikte izleyebiliyorsunuz. 

Açıkcası filme başladığımda ne izleyeceğim hakkında bir fikrim de yoktu. Musa'nın hayatı çıktı. Genelde Afrikalılar'dan bildiğimiz (Evet, aslında Fenerli eski futbolcudan bildiğim) Moşeu isminin de Musa olduğunu öğrenip, cehaletimize de şaşmadık değil. Neyse. 

Eskisi kadar heyecanlı değilim, filmi çok fazla anlatmayacağım. Asıl maksatım büyük keyifle izlediğim bu filmin de günlüğünü tutmak. Yoksa ne yapayım, size Bale'in üstün yeteneklerini ya da Ridley Scott'un vizyounu mu öveyim? Zaten bir peygamber oynatacaksan, onu Bale oynar abi. Başka bir alternatif düşünmek hata olurdu zaten. Yoksa Ridley Baba bilmiyor mu "Russellciğim, sal sakalı gel..." demeyi? Üstelik 2011 yılı vizyona giren Zaten Jin líng shí san chai filmindeki "sahte papaz" rolünden sonra bu rolü Al Pacino'nun 40'lı yaşları gelse kapamazdı 2+2 = 4 yani.

***

Filmdeki bana göre en tuhaf ayrıntı, peygamber ile tanrı'nın iletişim şekliydi. Spoiler'ı çakıyorum; 6-7 yaşlarında bir veletten Tanrı yapmışlar, arada beliriyor ve sadece peygamber'e gözüküyor filan. Evet, dünyaki insanç sistemlerindeki inanışa yakın. Tek fark, Tanrı'nın gelip gelip peygamberi devamlı azarlaması ve peygamberin inanılanlarda olduğu gibi kavmi için af dilemesi vs. yerine "Ben yokum bu işte. Beni bu işe bulaştırma, bunun sorumlusu olmak istemiyorum." tipi cümleler ile sorumluluktan kaçmayı deniyor oluşuydu.

***

Meşhur Firavun Dayı'nın da Tanrı'yı kızdırıp, sebep olduğu felaketler güzel resmedilmişti. Birçoğunu fotoğrafladım. İncelersiniz.

***

İzleyin bu filmi. 

Peace.















21 Aralık 2014 Pazar

Edge of Tomorrow (2014)


Film biterken, "credits" geçerken bu çalıyordu. Belki yazıyı okurken dinlemek isteyebilirsiniz.



Merhaba. Uzun süredir yoktum. Bugün, Hollywood tarafından oldukça yüksek düzeyde promote edilen, Hiroshi Sakurazaka diye bir ağabeyin All You Need is Kill adlı hikayesiden esinlenilip yapılmış Edge of Tomorrow adlı filmi izledim ve nedense yazasım geldi. Elimden geldiği kadar iyi bir dönüş yapmak istiyorum.

Asıl mesele; Türkçesi "Zaman Döngüsü", İngilizcesi "Time Loop" ya da "Temporal Lop" olan bilimsel teoriyi konsept olarak kabul etmiş bir film. Peki bu Zaman Döngüsü tam olarak nedir? Bir çeşit dejavu. Ya da dejavu'nun bir üst modeli. Aslında tanımlaması pek kolay bir kavram değil. Bu yüzden tanımlamamız lazım. Bunun için yine Wikipedia'dan ve bir ekşi sözlük entry'sinden yardım alacağız;

Wikipedia (http://en.wikipedia.org/wiki/Time_loop) diyor ki;
A time loop or temporal loop is a scientific theory, used as common plot device in science fiction (especially in universes where time travel is commonplace) where a certain length of time (such as a few hours, or a few days) repeats over and over. When the time loop "resets", the memories of most characters are reset, and behave as though they're not aware of the loop. The plot is advanced by having one or more central characters retain their memory or become aware of the loop, sometimes through déjà vu.
Bu da ekşi sözlük'teki bahsettiğim entry. Gayet ayrıntılı ve örneklendirilmiş bir tanım. Yazan arkadaş birgün bu yazıyı okursa, teşekkürlerimi kabul ederse mutlu olurum. (https://eksisozluk.com/entry/29370912)
bu bilimkurgu konseptinde belirli bir an tekrar tekrar yaşanabileceği gibi aynı gün de tekrar tekrar yaşanabilir. başlagıçta ana karakterler de zaman diliminin sıfırlanıp tekrarlandığının farkında değildir. her sabah kalkarsınız, saat tam 09:16'da caddede bir kaza olur, ambulans gelir. saat tam 10:27'de patronunuz sizi arayarak kovulduğunuzu söyler. bu olaylar sıfırlanıp her gün baştan yaşanır, yeni bir güne uyandığınızı zannedersiniz ancak aslında aynı şeyi defalarca yaşamışsınızdır. bir süre sonra ana karakterlerden biri ya da birkaçı deja vu şeklinde aynı olayları daha önce de yaşadığı hissine kapılır. aynı şeyleri birkaç gün daha yaşadıktan sonra aynı zaman diliminin tekrarlanıp durduğunu farkeder. ancak bu sefer de bu döngüden çıkmak için ne yapacağını bilemez. kimse onu anlamaz, kimse ona inanmaz. genelde döngü olmasına sebebiyet veren bir hata, kötü bir olay vardır ve sürekli tekrarlanmaktadır. ancak bu telafi edildiğinde ve düzeltildiğinde döngüden çıkılır.
Tabi bu tema bugüne kadar ilk defa kullanılmadı. Ben filmi izlemeye başlarken bu konseptte olduğunu bilmiyordum ama hemen hemen filmin en başlarında bunu gördüm ve aklıma ilk olarak Los cronocrímenes ve Source Code filmleri geldi. Daha sonrada minik bir araştırma sonucu bu wikipedia listesine ulaştım.

"List of films features time loops"

İçinden izlediklerim de var izlemediklerim de. Mutlaka Time Loop olayını işleyen ve bu listede olmayan başka filmler de var. Yani on beş dakikadır demek istediğim şey; bu filmi farklı/iyi yapan şey Time Loop teorisi ile ilgilenmesi değil. Normalde çok başarılı ve ilgiye değer bu konu bu filmi sadece "iyi film" yapmış. Asıl değinilen şey ise Militarizm ve Militarizm ile doğan güç.

Bu gördüğüm birçok "2014'ün en iyi filmleri" listelerinde yer edinen filmdeki asıl mesaj "güçlü ordu" mesajıydı. Nasıl ve neden?

Filmi kısaca özetlemek gerekiyor;
Amerikan Ordusu tarafından görevlendirilmiş ve savaş sanatı hakkında hiçbir bilgisi ve yeterliliği bulunmayan bir Binbaşı, İngiliz Ordusu'na bireysel katılımı artırmak için PR çalışmaları yapmak üzere Londra'ya gönderiliyor. Fakat normal şartlarda basit ve çantada keklik bir askeri operasyon için görevlendiriliyor. Ancak işler beklenildiği gibi gelişmiyor ve insan üstü yaratıklar tarafından büyük bir katliam gerçekleştiriyor. Bu katliamın henüz başlarında Binbaşı söz konusu yaratıklarca öldürülüyor ancak gerçekleşen mucize ile kanına karışan bir madde sonucu Binbaşı "Zaman Döngüsü" yeteneği kazanıyor ve İngiliz Ordusu'na katıldığı an Checkpoint olarak, her öldüğünde yeniden aynı günü ve anları yaşamaya başlıyor. Neticesinde de bu özelliğini kullanarak ve bir yandan da kendisini savaş sanatları anlamında eğiterek, insan ırkı ile yaratıkların arasındaki savaşı kazanmak için çalışmaya başlıyor.
Peki nasıl bir ordu bu?

Devasa, güçlü, gösterişli... Ayrıca birçok romanda ve filmde karşılaştığımız insan üstü askerlerle "SUPERSOLDIER" donanmış bir ordu. Görselde mevcut.

*Görseli büyük boyutta görmek için resmin üzerine tıklayabilirsiniz.
Bu asker tipinin polis versiyonu için "ROBOCOP" gösterilebilir. Biraz daha ilkel versiyonu içinse "CAPTAIN AMERİCA" rahatlıkla örnek olarak verilebilir. Bu iki karakter ve benzerlerinin hepsi ama hepsi normal şartlarda halk için savaşan birer koruyucu melek işlevindedirler ama aslında gücü temsil ederler. Hizmet ettikleri kurum(?) için insanları korurken, aslında bir yandan da bu kurumun MUTLAK büyüklüğüne dikkat çekerler. Tıpkı Nolan'ın son Batman filmi'nde olduğu gibi; böyle bir süper kahraman gerektiği zaman polislerle birlikte baş kaldıran halk ile birebir çatışmaya girebilmeyi göze alabilir. Bu konuda demek istediklerim sanırım yeterince açık.

Bir de ifşa niteliğinde; gerçek hayatta da bu asker tiplemesi için yaptığı çalışmalarla gündeme en fazla DARPA adlı kurum geliyor. Yıllık 2,000.000.000 $ bütçesi ile insandan Super Soldier üretmeyi hedefleyen bir ABD devlet kurumu. Paranoya ve komplo teorisi okumayı/üretmeyi sevenler için nefis bir kategori. "Bu tarz askerler ile kurulmuş bir ordu, bu dünyada nelere kadir?" diye sormadan edemiyorum doğrusu.  Altta DARPA ile alakalı birkaç link vereceğim. Belki ilgilenmek isteyebilirsiniz;
Resmi internet sitesi: http://www.darpa.mil/default.aspxDARPA hk. bir makale: http://www.occupycorporatism.com/darpa-continues-human-experiments-to-create-military-super-soldiers/Wikipedia sayfası: http://en.wikipedia.org/wiki/DARPATwitter sayfası: https://twitter.com/darpa (Görsellere vs. dikkat edin. Korkutucu fotoğraflar)
Bir saattir anlatmaya çalıştığım şey aslında çok net; bu film askeri egemenlik ya da bir diğer ismiyle militarizm övgüsü yapıyor. Filmi izleyenlerin hatırlayabileceği gibi işbirliği halindeki ABD, İngiltere, Rusya ve Çin ordusu da dünyadaki tekelci hakimiyetin koruyucusu olacak bir çeşit dünya ordusu fikrine geçiş için ince bir mesaj niteliği taşıyor. İşin siyasi boyutunu burada tartışmak pek mantıklı değil ama insanların farkındalık sağlaması gereken çok önemli bir konu olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden de paylaşmak istiyorum. Mesela DARPA gibi bir şirketin bu ve bunun gibi militarizm övgüsü yapan filmler ile alakalı ne düşündüğünü/yaptığını merak ediyorum. Bu şirketlerin masumiyetine dünya halkları ne kadar güvenebilir? Düşünmeden edemiyorum açıkcası.

Söylemek istediklerim bu kadar.

Tabi filmin sinematografik anlamdaki başarısını da gözardı etmemek lazım.

8 Ekim 2014 Çarşamba

Merhaba

Film izlemeye devam. Yazmaya, ikinci bir emir gelmezse, son. Hayat memat meselesi sonuçta. Kusuruma bakmayın okumayanlar.

12 Temmuz 2013 Cuma

Behzat Ç. - Seni kalbime gömdüm (2011)


Çok fazla dizi izleyen bir insan değilim. Yapım gereği istikrar isteyen işlerde pek iyi değilim. O yüzden de dizilerin peşinden koşmaktan pek hoşlanmıyorum. Çok çok ilgimi çeken bir konu olursa, söz konusu dizi finalini yaptıktan sonra izlemeye başlıyorum. Bugüne kadar adam akıllı sonuna kadar takip ettiğim dizi sayısı toplasan beşi geçmez. Fakat eğer bir diziyi izlemeye başladığım zaman sinemadan kopuyorum. O diziyi bitirmeden kolay kolay sinema filmi izlemiyorum.

İşte şu sıralar tam bu moddayım.

Behzat Ç. dizisinin tam olarak final yaptığı gün başladım. Dün 1. sezonun finalini izledim. Bugün de bu filmi. Geriye kaldı iki sezon ve artıyen henüz çıkmamış olan bir film daha. Bunları ne zaman bitireceğim meçhul gerçi. Neyse işte, Allah'tan ki bu dizinin filmini çekmişler. Arada patlatıverdim.

Biraz filmden bahsetmek lazım.

Biliyorsunuz. Yönetmen, bana göre, gelmiş geçmiş en müthiş Türk yönetmen Serdar Akar. Behzat Ç. dizisi, bu kadar başarılı olmasına rağmen sağolsun **RTÜK'ün çabalarıyla azami ölçüde gizlendi. İşte gece yarısından sonraya alındı. Vesayire vesayire... Ben de o farkında olmayanlardandım. Fakat yine de Serdar Akar'ı elimden geldiği kadar yakından takip ettiğim için bu diziyi birgün izleyecektim. Neyse işte. Türk Sineması'da kandan, şiddetten, suçtan, küfürden Serdar Akar kadar korkmayan bir ikinci adam daha bulamıyorsunuz. O yüzden hastasıyım. Kadro da belli işte. Dizideki salt kadro. Onların yanına Tardu Flordun ve Cansu Dere.

Harun, Ç., Hayalet ve Sigara :)
Çok fazla detaycılık kovalamayacağım ama insan ister istemez bu diziden çıkmış bir filmi izleyince, ikisi arasında bir karşılaştırma yapmak zorunda. Bunu yaptım ve neden dizileri çok fazla sevmediğimi bir kere daha anladım. Hele ki Serdar Akar gibi bir adamın işini beyaz perde değil de TV ekranına koyduğumuz zaman çok şey kaçırdığımızı bu film ispatladı bana. Bip yok, karakterler sigara içebiliyor, küfür, kıyamet, daha fazla şiddet, daha fazla gerçek. Her şey var. Evet, belki çok iyi bir dizi işinin rüzgarıyla yapılmış olduğu için çok iyi bir film kabul edildi. Evet, zaten bu dizi olmasaydı bu filmi asla izlemeyecektik. Zaten bunlara bir itirazımız da yok. Benim söylemek istediğim şey TV'lere de özgürlük! :)

Nedir bu sansürcülükten çektiğimiz kaaaaaaaaaaaaaaardeşim?

Son bir not: Serdar Akar'ın fetişlerinden Hakan Boyav'ı bir kere daha izlemek süperdi.

"Burası Ankara... Koltuğun yoksa bir hiçsin."