Tim Roth etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tim Roth etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mart 2016 Cumartesi

The Hateful Eight (2015)


Az önce izledim. Posterde de yazıyor. Quentin Tarantino'nun 8. filmi.

Şahsımın nezdinde bir efsane olan Michael Madsen ve hali hazırda herkes için efsaneleşmiş Kurt Russell, Tim Roth gibi isimlerle birlikte, yeni nesilden Channing Tatum'u da "konuk oyuncu" tadında perdelemiş bir film. 

Bir de üstüne üstlük Ennio Morricone filmin müziklerini yapmış. Bunun ne anlama geldiğini söylemeye bile gerek yok. 

Aslına bakarsak; tipik Tarantino işi olmuş. O anlamda eleştirebileceğim çok fazla nokta var ama yine çok iyi film. Eminim benim gibiler için bu kadarı dahi yetiyor da artıyor bile. Yine kan gövdeyi götürüyor, yine suç, yine cinayet, yine yine yine. Yine olsa, yine izlerim. Temayı değiştirsin değiştirsin yapıştırsın üstat. Benim adıma sorun yok gerçekten.

Ayrıca Christian Bale'in başrol oynadığı "The Machinist" filmini izlemiştim ama bu Jennifer Jason Leigh bu kadar dikkatimi çekmemişti. Hoş, on senede dünya kökünden değişiyor ama bu filmin bana göre parlayan yıldızı bu kadındır. (Meryem, sen de izleyince bana hak vereceksin. Buna adım gibi eminim.)

Çok fazla ekran görüntüsü koymayacağım. Fazla şeyolmasın. :)

Huzurlarınızda John Ruth ve Daisy DOMERGUE!!!
Arkada Dr. Samuel. :)
Artık "Quentin Tarantino açısı" olarak literatüre geçmiş olan açıda çekilmiş sahneyi atlayamayız. 

25 Temmuz 2012 Çarşamba

Funny Games (2007)

- Why are you doing this?
+ Why not?

Diğer bir adıyla, Funny Games U.S.

Alman yönetmen Michael Haneke'nin 1997 yılında izleyiciye sunduğu, kendisinin yazıp yönetmiş olduğu filmin, 10 sene sonra İngilizce'ye çevrilmiş olanı. Kadro değişik bir de, o kadar. Sanıyorum bunu, filmi daha büyük kitlelere ulaştırmak için yapmış. İyi de yapmış, çok güzel de yapmış. Evet. Birkaç gün izledim. Ne zamandır yazmak istiyordum çünkü bu filmin bloğumda illa ki olması gerektiğini düşünüyordum fakat bir türlü fırsat olmuyordu. Kısmet bu sabahaymış. Açtım film hakkındaki notlarımı, yazımı yazmaya başladım.

Filmi bir dostumun tavsiyesi üzerine bayağı bir zaman önce edinmiştim. Fakat bek sıcak bakmıyordum bir türlü. Sonra boş bir vakit bulduğumda sarıldım ve çok şaşırdım.

Oysa film gayet NORMAL(!) başlamıştı. Varlıklı ve NORMAL oldukları, kullandıkları arabadan tutun da oynadıkları oyuna ve hatta giyindikleri kıyafetlerde bile gözlemlenebilen üç kişilik bir aile, dünyanın en sıkıcı ve tırt şarkılarını dinleye dinleye, sanırım, yazlıklarına doğru gidiyorlardı. Ta ki kırmızı, dev fontlarla ekranda "FUNNY GAMES" yazısı belirene kadar. Zira o tam da o saniye şu EUROVISION'u kazanıp, bizim Sibel Tüzün ile French Kiss yapan LORDI miydi, ne halttı, o grubun şarkıları gibi çılgın, böğürmeli vs Kuzey ülkelerinin metal gruplarının şarkılarına benzer bir şarkı girdi. O an, ileride olacakları tahmin edemedim elbette ama ciddi anlamda fikir sahibi olduğum çok açıktı.

İzleyiciyle alay eden(-ki iki sahnede bunu acayip abartmış Haneke... Onlara birazdan değineceğim...) ve psikopat tanımını başka bir yerde rastlayamayacağınız kadar ilginç işlemiş, beyaz renkten insanları soğutmayı and içmiş(-de olabilir :P) bir film işte. Seyirciye sürekli "Hadi lan, artık bir şey olsun! Hadi ya!" tribi yaşatan, karakterlerini, özellikle bayan ve güçsüz olduğu için Naomi Watts'ın tarafında olmasını sağlayıp, daha sonra o sevdirdiği karakteri bir parmak şıklatmasıyla yok eden, kafayı yediren bir film.

Oyuncular özenle seçilmiş ve çok başırılıydı. Özellikle 2003 yapımı The Dreamers filmiyle bilinen Michael Pitt ile yanındaki Brady Corbet(-bu da şu ödüllü Melancoholia'daki Tim'di) ikilisi çok, çok, çok başarılıydı. Tim Roth zaten üstad. Hoş, fazla bir olayı yoktu. "Çaresiz kalan baba" rolünde yapması gerekeni yapmış. Naomi Watts da çok başarılıydı. Özellikle doğaçlama ve nasıl gelişeceği asla bilinemeyecek, sadece oyuncunun elinde olan sahnelerde, ki bu sahneleri iyi idare eden yönetmen yönetmenin hasıdır, müthiş performanslar göstermiş. Özellikle ellerinin ve ayaklarının bağlandığı sahnelere dikkat edersiniz.

Sonra şu iki üst paragrafta değineceğim dediğim konuya gelelim. Filmi izlemediyseniz ve spoiler korkunuz varsa, bu paragrafı okumadan alttaki capture'lara ilerleyin. Şimdi bu filmde, Haneke'nin, seyirciyi iyice kontrol almak için yaptığı iki farklı olay vardı. Birincisi, ev halkı ve psikopatlar arasındaki diyaloglar ilerlerken, birden manyaklardan birinin kameraya dönüp "Siz de onların yanındasınız değil mi?" diye sorması, az önce dediğim gibi seyirciyi olaya kitlemek ve belki de bir anlık gerilim uykusundan uyandırmak(çünkü o uykuya bir daha yattığın zaman şiddeti daha yüksek ve etkileyici olacaktı) adına çok akılcıl ve bir o kadar da filmin gidişhattını bozan bir hamleydi ama bence de o risk alınırdı. O sahneyi açıp bir daha izleyebilirsiniz. İkinci sahne de, Naomi Watts'ın, bir boşluktan yararlanıp, can havliyle ortada duran tüfeğe sarılıp, manyaklardan birini vurmasından sonra diğer bir manyağın "Where is that fucking REMOTE!"(-cümle yanlış olabilir.) diye bağırıp, uzaktan kumandayı bulması ve filmi geri sarmasıydı. Buradaki olay da yönetmen Haneke'nin izleyiciye, "Hiç boşuna heveslenmeyin, burada kötüler kazanır." demesiydi. Şahsen ben, o sahnede anladım ki bu filmden iyiler sağ çıkamayacaktı. Nitekim öyle de oldu.

Görseller de filmle süreç sıralamasına göre yüklendi. Buradan da filmin git gide ne kadar karanlıklaştığını gözlemleyebilirsiniz...






8 Haziran 2010 Salı

Pulp Fiction (1994)

Unutması imkansız poster...

Sevgili Dostum Pulp Fiction...

Seni bir kere daha görebilmek çok güzeldi. Her şeyinle güzeldi hem de. Enfes bilgilendirici ve yol gösterici bir diyalogla başladın. Bunu müteakipen enfes bir parça...

Meşhur "Foot Massage diyaloğu" olayın zaten bir fenomen;
Jules: Whoa, whoa, whoa, whoa... stop right there. Eatin' a bitch out, and givin' a bitch a foot massage ain't even the same fuckin' thing.
Vincent: It's not. It's the same ballpark.
Jules: Ain't no fuckin' ballpark neither. Now look, maybe your method of massage differs from mine, but, you know, touchin' his wife's feet, and stickin' your tongue in her Holiest of Holies, ain't the same fuckin' ballpark, it ain't the same league, it ain't even the same fuckin' sport. Look, foot massages don't mean shit.
Vincent: Have you ever given a foot massage?
Jules: [scoffs] Don't be tellin' me about foot massages. I'm the foot fuckin' master.
Vincent: Given a lot of 'em?
Jules: Shit yeah. I got my technique down and everything, I don't be ticklin' or nothin'.
Vincent: Would you give a guy a foot massage?
[Jules gives Vincent a long look, realizing he's been set up]
Jules: Fuck you.
Vincent: You give them a lot?
Jules: Fuck you.
Vincent: You know, I'm getting kinda tired. I could use a foot massage myself.
Jules: Man, you best back off, I'm gittin' a little pissed here.
Kadro ve oyuncu performansına diyecek yok zaten; Tim Roth süperdi. Bruce Willis'in en kral dönemi, "Ustayım lan işte, efsaneyim ben!!" haykırmasını bir kere daha dinledim. Uma Thurman'ın patlaması. John Travolta'nın dönüşü. O muhteşem vurgu ve tonlamalarıyla Samuel L. Jackson. Amanda Plummer, Eric Stoltz, Ving Rhames ve hatta Quentin Tarantino... Ops, az daha unutuyordum. Harvey Keitel! Hepsi muhteşemler.

Quentin Tarantino da öyle. Bu başyapıtın sahibi. O harika hikayenin yazarı, yöneteni, minicik de olsa oynayanı, her şeyi. Öyle bir adam ki Bruce Willis'in canlandırdığı Butch adlı karakterin saatinin hikayesini yazabiliyor. O öyle bir adam ki John Travolta'nın canlandırdığı Vincent'ın öldüğü sahneyi, gerektiğinden çok önce, muhteşem bir kurgu oyunuyla gözümüze sokabiliyor. O her zaman olduğu gibi süper şarkılarla filmini süslüyor. 94 senesinin filmi için şu yaptığım ne kadar gerekli bilmiyorum ama;
"Misirlou"
Written by Fred Wise, Milton Leeds, S.K. Russell, Nicholas Roubanis
Performed by Dick Dale and the Del Tones (as Dick Dale & His Del-Tones)
Courtesy of Rhino Records


"Coffee Shop Music"
Courtesy of Capitol/Ole Georg Music


"Jungle Boogie"
Written by Ronald Bell, Claydes Smith, George Funky Brown (as George Brown),
Robert Spike Mickens (as Robert Mickens), Donald Boyce, Richard Westfield, Dennis D.T. Thomas (as Dennis Thomas),
, Robert Kool Bell (as Robert Bell)
Performed by Kool & The Gang
Courtesy of Polygram Special Markets


"Strawberry Letter #23"
Written by Shuggie Otis
Performed by Brothers Johnson
Courtesy of A&M Records, Inc.


"Bustin' Surfboards"
Written by Gerald Sanders, Jesse Sanders, Norman Sanders & Leonard Delaney
Performed by The Tornadoes
Courtesy of GNP Crescendo Records


"Let's Stay Together"
Written by Al Green, Al Jackson Jr., Willie Mitchell
Performed by Al Green
Courtesy of HI Records
Under License From CEMA Special Markets


"Son Of A Preacher Man"
Written by John Hurley, Ronnie Wilkins
Performed by Dusty Springfield
Courtesy of Atlantic Recording Corp.
By Arrangement with Warner Special Products & Polygram Record Operations Limited


"Bullwinkle Part II"
Written by Dennis Rose, Ernest Furrow
Performed by The Centurians
Courtesy of Del-Fi Records, Inc.


"Waitin' In School"
Written by Johnny Burnette, Dorsey Burnette
Performed by Gary Shorelle
Produced by Joseph Vitarelli & Nicholas Viterelli (as Nick Viterelli)


"Lonesome Town"
Written by Baker Knight
Performed by Ricky Nelson
Courtesy of EMI Records USA, A Division of ERG
Under License From CEMA Special Markets


"Ace Of Spades"
Written by Link Wray (as F.L. Wray Sr.), M. Cooper
Performed by Link Wray
Courtesy of Rollercoaster Records, England


"Rumble"
Written by Link Wray (as F.L. Wray Sr.), M. Cooper
Performed by Link Wray And His Raymen
Courtesy of Rollercoaster Records, England


"Since I First Met You"
Written by H.B. Barnum
Performed by The Robins
Courtesy of GNP Crescendo Records


"Teenagers In Love"
Written by William Rosenauer
Performed by Woody Thorne
Courtesy of GNP Crescendo Records


"You Never Can Tell"
Written by Chuck Berry
Performed by Chuck Berry
Courtesy of MCA Records


"Girl, You'll Be A Woman Soon"
Written by Neil Diamond
Performed by Urge Overkill
Courtesy of Touch And Go Records, Inc.


"If Love Is A Red Dress (Hang Me In Rags)"
Written by Maria McKee
Performed by Maria McKee
Courtesy of Geffen Records


"Flowers On The Wall"
Written by Lew DeWitt (as Lewis DeWitt)
Performed by The Statler Brothers
Courtesy of Mercury/Nashville
By Arrangement With Polygram Special Markets


"Out Of Limits"
Written by Michael Z. Gordon (as Michael Gordon)
Performed by The Marketts
Courtesy of Go-Jo Music


"Surf Rider"
Written by Bob Bogle, Nole Edwards, Don Wilson
Performed by The Lively Ones
Courtesy of Del-Fi Records Inc.
By Arrangement with Rhino Records


"Comanche"
Written by The Revels
Performed by The Revels
Courtesy of Downey Records

İncil'den çok güzel bir pasaj da sundu bize;
Ezekiel 25: 17

And I will execute great vengeance on them with furious rebukes; and they shall know that I am the LORD, when I shall lay my vengeance on them.

Butch'a çok tatlı, fransız bir manita yapmış. Adını hatırlayamıyorum şu an, o yüzden kim canlandırmış bilmiyorum.

Vincent ve Mia'nın gittikleri bir restoran vardı. Artık gerçekte öyle bir yer var mı? Yoksa sırf film için kurulmuş bir set mi bilmiyorum ama Q.T. o restoranın aynısından kursun, daha fazla film çekmesine gerek kalmaz. Bir de yine o restoranda, Mia'nın Vincent'a anlattığı, tutulmamış pilot diziyi çeksin. O da olay yaratır, ortalığı sallar bence.

Sesli güldüm köşesi;

[Jules and Vincent take Marvin with them in their car and Vincent's gun goes off and blows Marvin's head off]
Vincent: Whoa!
Jules: What the fuck's happening, man? Ah, shit man!
Vincent: Oh man, I shot Marvin in the face.
Jules: Why the fuck did you do that!
Vincent: Well, I didn't mean to do it, it was an accident!
Jules: Oh man I've seen some crazy ass shit in my time...
Vincent: Chill out, man. I told you it was an accident. You probably went over a bump or something.
Jules: Hey, the car didn't hit no motherfucking bump.
Vincent: Hey, look man, I didn't mean to shoot the son of a bitch. The gun went off. I don't know why.
Jules: Well look at this fucking mess, man. We're on a city street in broad daylight here!
Vincent: I don't believe it.
Jules: Well believe it now, motherfucker! We gotta get this car off the road! You know cops tend to notice shit like you're driving a car drenched in fucking blood.
Vincent: Just take it to a friendly place, that's all.
Jules: This in the Valley, Vincent. Marsellus ain't got no friendly places in the Valley.
Vincent: Well Jules this ain't my fucking town, man!
Jules: Shit!
[Jules dials a number on his cell phone]
Vincent: What you doin'?
Jules: I'm calling my partner in Toluca Lake.
Vincent: Where's Toluca Lake?
Jules: It's just over the hill here over by Burbank Studios. If Jimmie's ass ain't home, I don't know what the fuck we're going to do, man. 'Cause I ain't got no other partners in 8-1-8. Hey Jimmie, yo, how you doin', man? It's Jules. Listen up man. Me and my homeboy are in serious fucking shit. We're in a car and we gotta get off the road, pronto. I need to use your garage for a couple of hours.

Şu filmi izlememek ne kadar büyük bir kayıp, bir bilseniz... (Hayır, sana demedim.)












30 Mayıs 2010 Pazar

Planet of the Apes (2001)

İlk filmi 1968 yılında Franklin J. Schaffner tarfından çekilen filmin, Tim Burton yorumu bu. Diğer Planet of the Apes serisini şekilde sıralayabiliriz.
Planet of the Apes (1968) - Franklin J. Schaffner
Beneath the Planet of the Apes (1969) - Ted Post
Escape from the Planet of the Apes (1971) - Don Taylor
Conquest of the Planet of the Apes (1972) - J. Lee Thompson
Battle for the Planet of the Apes (1973) - J. Lee Thompson
Planet of the Apes (2001) - Tim Burton

Kaynak; http://theforbidden-zone.com/movies/index.shtml
Post-Apokaliptik filmler ararken denk geldim. Hüseyin(hesanal.com)'e gösterdim, "Ohoo, bilmiyor musun kanka? Yeni mi keşfettin?" reaksiyonu aldım. Daha da merak ettim. Müthiş bir dolu yağışının da evden çıkmama izin vermemesi üzerine hemen indirip izledim. Tabi tam anlamıyla bir post-apokaliptik bir konusu yoktu. Post-Apokaliptik bir dönemde geçen hikaye ama ilgilendiği şeyler başka. Filmi izledikten sonra da ufak çaplı bir araştırma yaptım. Pierre Boulle diye bir adamın yazdığı bir romanmış bu. Sonra çok sevilmiş, 5 sene sonra da ilk filmi yapılmış. Şu an görüntülerini izlediğimiz vakit komik bulduğumuz(ilk filmin fragmanı burada) bu film, o dönemlerde büyük etki yaratmış tabi. Sonra ardı ardına filmler gelmiş. Belki yönetmeni değişmemiş olsa, bugün çok farklı bir şekilde biliniyor olurdu.

Evrim konusu ile ilgili yaptığı göndermeler, çok yi bir oyuncu kadrosuna sahip olması(başroldeki arkadaş hariç), Tim Burton'un başarıyla altından kalkmasıyla beraber müthiş keyifli bir film olmuş.

Ayrıca Planet of the Apes hakkındaki her şeye(filmleri, kitapları, müzikleri, makaleleri vs vs vs...) şu siteden ulaşabilirsiniz; http://theforbidden-zone.com/index.shtml

Herkese tavsiye ederim. Hatta vakit bulabilirsem, diğer klasiklerini de izlemeye çalışacağım.








26 Mart 2010 Cuma

Gridlock'd (1997)

Life is a traffic jam...
Bir Vondie Curtis-Hall filmi. Hoş, adam akıllı başka bir filmi de yok ya, neyse... Aslında bu filmi yıllar önce izlemiştim. Bugün de kafamı dağıtmam gerekliliğim ve elimdeki film kıtlığından dolayı yine yöneldim. İyi de yaptım.

Başrollerini Tupac Shakur ve Tim Roth paylaşıyorlar ve performansları da çok ama çok üstlerde. Belki de kariyerlerinin altın vuruşunu bu filmde yapmışlar. Yardımcı bayan olarak da Thandie Newton var ki O'ndan hoşlanmamak elde değil. O da müthiş bir oyuncu. Kendisini The Pursuit of Happyness ya da RocknRolla filmlerinden hatırlayabilirsiniz.

Uyuşturucu temalı, uyuşturucuyu yeren bir film ve sağda solda okuduklarıma göre, sırf bu yönüyle değerlendirilip, beğeniliyor. İşte "Amerikan Sağlık Sistemini eleştiriyor." felan gibi cümlelere rastlıyorsunuz felan.

Ancak benim bu filmi sevme sebeplerim başka. Örneğin üç kafadarın yaptıkları transeksüel lezbiyen muhabbeti için sevdim. Tim Roth'un canlandırdığı karakterin kendisini zenci sanmasına ve bu bağlamda girdiği triplere güldüğüm için sevdim. O efsanevi bıçaklama sahnesi için sevdim. Müthiş diyalogları sevdim. Bürokrasi konusunda becerikleşenlerin, sadece bizler olmadığını gördüğüm için sevdim. 2Pac'ı gitar çalarken, Tim Roth'u klavye çalarken gördüm. Thandie Newton'u en şuh haliyle, solistlik yaparken gördüm. İşte hep bu yanlarını sevdim bu filmin. Mesaj kaygısı taşımamasını sevdim mesela.

Daha da nicesi.





19 Şubat 2010 Cuma

The Incredible Hulk (2008)

Yönetmen de Luc Besson'un yazdığı Danny The Dog filminin yönetmeni; Louis Leterrier.

Fight Club, American History X, The Score, 25th Hour, Frida, Red Dragon, Kingdom of Heaven, The Italian Job, Pride and Glory gibi ciddi yapımlardan bildiğim ve bildiğiniz Edward Norton ile Quentin Tarantino'nun Pulp Fiction ve Reservoir Dogs filmlerinde ciddi rollerle onore ettiği Tim Roth'u buluşturmasıyla kafamdaki tüm önyargılara rağmen izledim bu filmi. Ayrıca Norton ve Roth'un dışında, onlar kadar iyi oyuncu olmasa da güzelliğiyle biz sinemaşinasların sevgisine nail olmuş Liv Tyler da başka bi' etkendi tabi. Bu blog sayfasında gizli saklı hiçbir şey yok, :)).

Filmi izledim. "Çok beğendim." diyemem ki zaten bu tip süper kahramanlı çizgi-roman muhabbetine sarılmış yapımlara karşı da öyle pek ilgim yok. Genelde izlemem, izlediklerimi de pek beğenmem. Bunu da beğenmedim işte. Bi' kere Edward Norton ile, Tim Roth çok iyi oyuncu olmalarına rağmen, bence canlandırdıkları karakterlere uyumlu değillerdi. Bi' düşünün ya, Edward Norton ve Hulk... Hakikatten yanlış bi' tercih olmuş. Öteki desen, Tim Roth ile savaşcı bi' asker. O da olmamış. Bence daha atletik bi' kişi seçilmeliydi. Garip durmuş. Bi' tek Liv Tyler oturmuş ki O da zaten çizgi filmlerdeki kızlar gibi bi' şey. Oturmaması imkansız. Zaten bu tip tırt yapımların insanı.

Ekran görüntüleri vereyim de bitsin bu yazı;