Christian Bale etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Christian Bale etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mayıs 2015 Pazar

Exodus: Gods and Kings (2014)


Merhaba, ben geldim. Bunu yazmasam olmazdı.

"Bale kötü film yapmaz." düsturundan yola çıkarak izledim ve yine sağolsun yanıltmadı beni. Filmi çeken de Russell Crowe fetişli yönetmen Ridley Scott olunca hatrı sayılır bir iş olmuş.

Deli gibi de kadro kurmuşlar. Christian Bale, Joel Edgerton, Ben Kingsley, John Turturro'yu birlikte izleyebiliyorsunuz. 

Açıkcası filme başladığımda ne izleyeceğim hakkında bir fikrim de yoktu. Musa'nın hayatı çıktı. Genelde Afrikalılar'dan bildiğimiz (Evet, aslında Fenerli eski futbolcudan bildiğim) Moşeu isminin de Musa olduğunu öğrenip, cehaletimize de şaşmadık değil. Neyse. 

Eskisi kadar heyecanlı değilim, filmi çok fazla anlatmayacağım. Asıl maksatım büyük keyifle izlediğim bu filmin de günlüğünü tutmak. Yoksa ne yapayım, size Bale'in üstün yeteneklerini ya da Ridley Scott'un vizyounu mu öveyim? Zaten bir peygamber oynatacaksan, onu Bale oynar abi. Başka bir alternatif düşünmek hata olurdu zaten. Yoksa Ridley Baba bilmiyor mu "Russellciğim, sal sakalı gel..." demeyi? Üstelik 2011 yılı vizyona giren Zaten Jin líng shí san chai filmindeki "sahte papaz" rolünden sonra bu rolü Al Pacino'nun 40'lı yaşları gelse kapamazdı 2+2 = 4 yani.

***

Filmdeki bana göre en tuhaf ayrıntı, peygamber ile tanrı'nın iletişim şekliydi. Spoiler'ı çakıyorum; 6-7 yaşlarında bir veletten Tanrı yapmışlar, arada beliriyor ve sadece peygamber'e gözüküyor filan. Evet, dünyaki insanç sistemlerindeki inanışa yakın. Tek fark, Tanrı'nın gelip gelip peygamberi devamlı azarlaması ve peygamberin inanılanlarda olduğu gibi kavmi için af dilemesi vs. yerine "Ben yokum bu işte. Beni bu işe bulaştırma, bunun sorumlusu olmak istemiyorum." tipi cümleler ile sorumluluktan kaçmayı deniyor oluşuydu.

***

Meşhur Firavun Dayı'nın da Tanrı'yı kızdırıp, sebep olduğu felaketler güzel resmedilmişti. Birçoğunu fotoğrafladım. İncelersiniz.

***

İzleyin bu filmi. 

Peace.















8 Aralık 2012 Cumartesi

Jin líng shí san chai (2011)



Çin'in en meşhur yönetmenlerinden olan ve Ying xiong, nam-ı diğer Hero filminin de yönetmeni olan Yimou Zhang'in Christian Bale'i başrole koyarak çektiği güzel film. (Sözlük tanımı yaptım.)

Şimdi film hakkında birçok şey söylenebilir. Mesela "Amerikan yine adaleti sağlayan/kurtarıcı pozisyonundaydı.", "Japonlar, tıpkı yıllardır Nazilere uygulandığı gibi, karalama kampanyasına tabii tutulmuşlardı." ve bunlar gibi eleştiriler getirilebilir. Bunlara da hak vermemek imkansız. Fakat her ne olursa olsun, özellikle artık benim gibi sinemanın bu kısmından tiksinmiş kişilerce çok büyük keyifle de izlenebilecek bir film bir kere...

Mesela ilk olarak söyleyebilirim ki; film beklediğimin tersine, tarihi bir savaşı anlatmıyordu. Bu benim için bir artı oldu zira savaş filmlerinden pek hoşlanmıyorum. O yüzden uzun süredir bekletiyordum. Daha sonra filmi tüm bu olumsuzluklara rağmen, yönetmeni ve Bale için izlemeye karar verdim. Üstüne bir de filmin bir savaş filminden ziyade bir savaşın ortasındaki bir katliamın tam içinde bulunan bir kilisede mahsur kalmış, bir grup öğrenci, bir grup fahişe ve bir adamın onur mücadelesine değinen, ilginç bir film olduğunu görmem keyfime keyif kattı diyebilirim. Tabi, böyle ciddi bir tarihi olayı tarafı ülkelerden birinin vatandaşı olan bir yönetmenin yorumuyla izlemek, birazcık mide bulandırıcı olsa da filmi izledikten sonra internetten ulaşabileceğiniz sayısız kaynak ile kendi yorumunuzu da oluşturabilirsiniz. Yazının da en sonunda, minik bir google seferinin sonucunda ulaştığım birkaç kaynak link'i sizlere sunacağım.

Neyse, şimdi benim birkaç tane söylemek istediğim şey var. Onları aktarayım.

Öncelikle, filmi beğendiğimi bir kere daha yineleyeyim. İyiydi. Belki konunun ciddiyetinden olsa gerek, yönetmen Hero filmindekinin aksine, sanatsal anlatımdan kaçınmış, daha çok sadeliğe yönelmişti ki bu aslında filmi yönetmenin Hero filmindeki performansının yüzü suyu hürmetine izleyenleri rahatsız edecek bir ayrıntıyken, filmin konusuyla olan uyumu ile bu durum toparlanmış ve daha çok keyif veren bir hal almıştı. Bu da ekstra puan kazandırdı. Ayrıca "Nanking Katliamı" ile alakalı daha fazla bilgi sahibi olma güdüsü oluşturduğu için de minnettarlık hissi doğurdu bende.

Yönetmenimiz, filmde bu katliamın en meşhur ve iğrenç olan yanı tecavüze çokca yer verilmişti. İnsanın kanını donduran, "Ulan insanlar bu noktaya nasıl gelebilirler? Sonuçta büyük devletlerin de üzerlerinde olan, sözde büyük özde aşağılık kurumların istedikleri doğrultusunda oluşan bu şartlar(savaşlar...), nasıl olur da insanoğlunu bu kadar rezil boyutlara kadar düşürebilir?" sorusunu sorduran şeyleri anlatıyor. Bunlar ilginizi çekebilir. Bunların yanında da "Bombayı düşman tankına ulaştırmak için uygulanan taktik." ve "Tek bir Çinli askerin, koca bir Japon Tugayını uğrattığı bozgun" sahnelerini izlemenizi de ısrarla ve şiddetle tavsiye edebileceğim için, ömür boyu saygı duyup hatırlayacağım bir film olarak kalacaktır. Sizlere de iyi seyirler. Aşağıdaki linklerden, bu mesele hakkında daha fazla bilgiye ulaşma şansınız olabilir.








26 Eylül 2012 Çarşamba

The Fighter (2010)


Gerçek hikaye, gerçek görüntüler ile desteklenmiş. Gerçek hikayelerden uyarlanmış filmleri her zaman sevmişimdir. Bunu da bu platformda çokça dile getirdim. Az önce yine söyledim. Aslında filmi izlememe sebep olan şey direkt son zamanlardaki Christian Bale hayranlığım. Bu belli bir süreçte yaşayacağım bir trip mi bilmiyorum ama şu an kendi kendime sorduğumda, ÇOK İDDİALI BİR İFADE AMA, sıralama yapsam ilk üçe rahatlıkla koyabileceğim bir isim olduğunu söyleyebilirim.

Neyse, Bale bir kenarda dursun. Biz filme geçelim.

Bugüne kadar birçok boksör hayatı anlatan film izledik. Rocky serisi bu meselenin en en en çok bilinenidir. Rambo serisiyle birlikte bugünki Sly'ı Sly yapan seridir. Will Smith'in Muhamed Ali Clay'ı canlandırdığı -hoş, benim gibi Muhammed Ali Clay hayranı bir insan olarak, o filmde pek ALİ'nin anlatılmadığını düşünsem de- Ali filmi iki oskara aday gösterilmişti. Robert De Niro'nun Raging Bull filmi, biri Robert De Niro'ya en iyi erkek oyuncu dalında olmak üzere, iki oskar kazanmıştır. Ben pek sevmedim ama Russell Crowe'un başrol oynadığı Cindirella Man sinema dünyasında hatrı sayılır filmlerden birisidir. Üç oskara aday gösterilmişti. Clint Eastwood Ağabey'in yönettiği ve başrollerinde oynadığı Million Dollar Baby de çok büyük ses getirmişti. Dört oskar kazandı. Bugüne kadar,az önce yazdıklarımdan hariç olmak üzere aklıma gelmeyen daha bir sürü boks/boksör filmi çekildi. (Hatta ufak bir google araştırmasıyla gözüme çarpan sayfayı da buradan linkleyeyim: http://artofmanliness.com/2010/02/10/14-best-boxing-movies/). Bunlardan hariç Muhammed Ali Clay olsun, Mike Tyson olsun, bunlar gibi adamlar için de birçok belgeseller yapıldı.

Aslında bu film de diğer boks filmlerinden çok farklı değil gibi. Bir boksör hikayesinin olmazsa olmazı UNDERDOG temasıdır. Yani ezilmişliğin, yenilmişliğin, bitikliğin ve EN DİBE ÇÖKMÜŞLÜĞÜN hissedildiği anlardan EN YUKARI ÇIKMANIN hikayesi, bu boks filmlerinin vazgeçilmezidir. Zaten hiç kimse çok zengin bir ailenin çocuğu olarak doğmuş, 12 yaşından beri en iyi şartlarda, en kaliteli spor salonlarında antrenman yapa yapa dünya şampiyonluğu kazanmış bir boksörün hikayesini merak etmez ki boks sporuna azıcık ilgi duyan herkes bilir ki hemen hemen başarılı boksörlerin hepsi, belki %99'u yoksul veya sorunlu bir yaşantıdan çıkıp o malum noktalara gelmişlerdir.

Neyse.

Sonuç olarak gelmek istediğim nokta; eğer bir boks filmi yapıyorsanız ve sene artık 2010 olduysa, farklı bir şeyler denemelisiniz. David O. Russell buna pek önem vermemiş. Malesef bu farklılığı çok yetenekli bir oyuncu kadrosuyla birlikte, belki de Amerika'da kulaktan kulağa konuşulan gerçek bir yaşam öyküsünü kullanmak suretiyle yakalamaya çalışmış ki bu aslında o kadar da yeterli bir sonuç ortaya koymamış.

Yani, benim şahsi fikrim ve gözlemim diyor ki; Russell bu filmi





17 Eylül 2012 Pazartesi

Harsh Times (2005)

"I see dumb people..."
 Muhteşem bir film. BOMBA!

Son zamanlarımdaki Nolan ilgimden mütevellit yaşamaya başladığım Christian Bale'i inceleme sürecim devam ediyor. Bu filmi keşfetmem de öyle oldu.

David Ayer diye polisleri, FBI'ı seven bir sinema adamı yazmış, çizmiş ve yönetmiş. Başrollerde Christian Bale(Bunu tanıtmaya pek gerek yok.) ve Freddy Rodríguez'i(Planet Terror'den hatırlayabiliriz.) koymuş. Bir de Eva Longoria var ama o'nun filmdeki vasfı "Eva Longoria'nın da olması." olayından fazla değil.

Los Angelas'ın ghetto sokakları ile Meksika kırsalı arasında gidip gelen, iki dostun arasındaki ilginç arkadaşlığı ve ÖFKEnin topluma etkisini gözler önüne sürmek suretiyle insanlara sunulmuş. Ayrıca bunun yanında savaşa da değinilmiş. Yer yer bombastik espiriler de yapılmış. Dram da katılmış. FBI İLE ALAKALI ÇOK ENTESAN DETAYLAR VERİLMİŞ. Gerilim de dozu çok iyi ayarlanarak verilmiş ve film tamamına müthiş bir sonla bitirilmiş.

Her şeyden fazla dikkat çekici şey, yine Bale'in akıl almaz performansıydı. Sokaklara oldum olası hayranlık besleyen ve içinde olmak için çaba gösteren birisi olarak söyleyebilirim ki o çocukken gözümüzde efsaneleşen adamlardan zerre farksız ve hatta onlardan bile çok daha gerçek bir adama dönüşmüştü. Beni birazcık daha BALE'ci yaptı.

Öyle işte.

Bu arada dün de Robert De Niro ustanın çektiği son filmlerden biri olan Being Flynn'i izledim, beğendim ama yazmadım. Çünkü artık biraz daha SİYAH SİNEMA'nın ismine yakışır, daha karanlık filmleri karalamak istiyorum.

Sevgiler.