Emily Blunt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Emily Blunt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Aralık 2014 Pazar

Edge of Tomorrow (2014)


Film biterken, "credits" geçerken bu çalıyordu. Belki yazıyı okurken dinlemek isteyebilirsiniz.



Merhaba. Uzun süredir yoktum. Bugün, Hollywood tarafından oldukça yüksek düzeyde promote edilen, Hiroshi Sakurazaka diye bir ağabeyin All You Need is Kill adlı hikayesiden esinlenilip yapılmış Edge of Tomorrow adlı filmi izledim ve nedense yazasım geldi. Elimden geldiği kadar iyi bir dönüş yapmak istiyorum.

Asıl mesele; Türkçesi "Zaman Döngüsü", İngilizcesi "Time Loop" ya da "Temporal Lop" olan bilimsel teoriyi konsept olarak kabul etmiş bir film. Peki bu Zaman Döngüsü tam olarak nedir? Bir çeşit dejavu. Ya da dejavu'nun bir üst modeli. Aslında tanımlaması pek kolay bir kavram değil. Bu yüzden tanımlamamız lazım. Bunun için yine Wikipedia'dan ve bir ekşi sözlük entry'sinden yardım alacağız;

Wikipedia (http://en.wikipedia.org/wiki/Time_loop) diyor ki;
A time loop or temporal loop is a scientific theory, used as common plot device in science fiction (especially in universes where time travel is commonplace) where a certain length of time (such as a few hours, or a few days) repeats over and over. When the time loop "resets", the memories of most characters are reset, and behave as though they're not aware of the loop. The plot is advanced by having one or more central characters retain their memory or become aware of the loop, sometimes through déjà vu.
Bu da ekşi sözlük'teki bahsettiğim entry. Gayet ayrıntılı ve örneklendirilmiş bir tanım. Yazan arkadaş birgün bu yazıyı okursa, teşekkürlerimi kabul ederse mutlu olurum. (https://eksisozluk.com/entry/29370912)
bu bilimkurgu konseptinde belirli bir an tekrar tekrar yaşanabileceği gibi aynı gün de tekrar tekrar yaşanabilir. başlagıçta ana karakterler de zaman diliminin sıfırlanıp tekrarlandığının farkında değildir. her sabah kalkarsınız, saat tam 09:16'da caddede bir kaza olur, ambulans gelir. saat tam 10:27'de patronunuz sizi arayarak kovulduğunuzu söyler. bu olaylar sıfırlanıp her gün baştan yaşanır, yeni bir güne uyandığınızı zannedersiniz ancak aslında aynı şeyi defalarca yaşamışsınızdır. bir süre sonra ana karakterlerden biri ya da birkaçı deja vu şeklinde aynı olayları daha önce de yaşadığı hissine kapılır. aynı şeyleri birkaç gün daha yaşadıktan sonra aynı zaman diliminin tekrarlanıp durduğunu farkeder. ancak bu sefer de bu döngüden çıkmak için ne yapacağını bilemez. kimse onu anlamaz, kimse ona inanmaz. genelde döngü olmasına sebebiyet veren bir hata, kötü bir olay vardır ve sürekli tekrarlanmaktadır. ancak bu telafi edildiğinde ve düzeltildiğinde döngüden çıkılır.
Tabi bu tema bugüne kadar ilk defa kullanılmadı. Ben filmi izlemeye başlarken bu konseptte olduğunu bilmiyordum ama hemen hemen filmin en başlarında bunu gördüm ve aklıma ilk olarak Los cronocrímenes ve Source Code filmleri geldi. Daha sonrada minik bir araştırma sonucu bu wikipedia listesine ulaştım.

"List of films features time loops"

İçinden izlediklerim de var izlemediklerim de. Mutlaka Time Loop olayını işleyen ve bu listede olmayan başka filmler de var. Yani on beş dakikadır demek istediğim şey; bu filmi farklı/iyi yapan şey Time Loop teorisi ile ilgilenmesi değil. Normalde çok başarılı ve ilgiye değer bu konu bu filmi sadece "iyi film" yapmış. Asıl değinilen şey ise Militarizm ve Militarizm ile doğan güç.

Bu gördüğüm birçok "2014'ün en iyi filmleri" listelerinde yer edinen filmdeki asıl mesaj "güçlü ordu" mesajıydı. Nasıl ve neden?

Filmi kısaca özetlemek gerekiyor;
Amerikan Ordusu tarafından görevlendirilmiş ve savaş sanatı hakkında hiçbir bilgisi ve yeterliliği bulunmayan bir Binbaşı, İngiliz Ordusu'na bireysel katılımı artırmak için PR çalışmaları yapmak üzere Londra'ya gönderiliyor. Fakat normal şartlarda basit ve çantada keklik bir askeri operasyon için görevlendiriliyor. Ancak işler beklenildiği gibi gelişmiyor ve insan üstü yaratıklar tarafından büyük bir katliam gerçekleştiriyor. Bu katliamın henüz başlarında Binbaşı söz konusu yaratıklarca öldürülüyor ancak gerçekleşen mucize ile kanına karışan bir madde sonucu Binbaşı "Zaman Döngüsü" yeteneği kazanıyor ve İngiliz Ordusu'na katıldığı an Checkpoint olarak, her öldüğünde yeniden aynı günü ve anları yaşamaya başlıyor. Neticesinde de bu özelliğini kullanarak ve bir yandan da kendisini savaş sanatları anlamında eğiterek, insan ırkı ile yaratıkların arasındaki savaşı kazanmak için çalışmaya başlıyor.
Peki nasıl bir ordu bu?

Devasa, güçlü, gösterişli... Ayrıca birçok romanda ve filmde karşılaştığımız insan üstü askerlerle "SUPERSOLDIER" donanmış bir ordu. Görselde mevcut.

*Görseli büyük boyutta görmek için resmin üzerine tıklayabilirsiniz.
Bu asker tipinin polis versiyonu için "ROBOCOP" gösterilebilir. Biraz daha ilkel versiyonu içinse "CAPTAIN AMERİCA" rahatlıkla örnek olarak verilebilir. Bu iki karakter ve benzerlerinin hepsi ama hepsi normal şartlarda halk için savaşan birer koruyucu melek işlevindedirler ama aslında gücü temsil ederler. Hizmet ettikleri kurum(?) için insanları korurken, aslında bir yandan da bu kurumun MUTLAK büyüklüğüne dikkat çekerler. Tıpkı Nolan'ın son Batman filmi'nde olduğu gibi; böyle bir süper kahraman gerektiği zaman polislerle birlikte baş kaldıran halk ile birebir çatışmaya girebilmeyi göze alabilir. Bu konuda demek istediklerim sanırım yeterince açık.

Bir de ifşa niteliğinde; gerçek hayatta da bu asker tiplemesi için yaptığı çalışmalarla gündeme en fazla DARPA adlı kurum geliyor. Yıllık 2,000.000.000 $ bütçesi ile insandan Super Soldier üretmeyi hedefleyen bir ABD devlet kurumu. Paranoya ve komplo teorisi okumayı/üretmeyi sevenler için nefis bir kategori. "Bu tarz askerler ile kurulmuş bir ordu, bu dünyada nelere kadir?" diye sormadan edemiyorum doğrusu.  Altta DARPA ile alakalı birkaç link vereceğim. Belki ilgilenmek isteyebilirsiniz;
Resmi internet sitesi: http://www.darpa.mil/default.aspxDARPA hk. bir makale: http://www.occupycorporatism.com/darpa-continues-human-experiments-to-create-military-super-soldiers/Wikipedia sayfası: http://en.wikipedia.org/wiki/DARPATwitter sayfası: https://twitter.com/darpa (Görsellere vs. dikkat edin. Korkutucu fotoğraflar)
Bir saattir anlatmaya çalıştığım şey aslında çok net; bu film askeri egemenlik ya da bir diğer ismiyle militarizm övgüsü yapıyor. Filmi izleyenlerin hatırlayabileceği gibi işbirliği halindeki ABD, İngiltere, Rusya ve Çin ordusu da dünyadaki tekelci hakimiyetin koruyucusu olacak bir çeşit dünya ordusu fikrine geçiş için ince bir mesaj niteliği taşıyor. İşin siyasi boyutunu burada tartışmak pek mantıklı değil ama insanların farkındalık sağlaması gereken çok önemli bir konu olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden de paylaşmak istiyorum. Mesela DARPA gibi bir şirketin bu ve bunun gibi militarizm övgüsü yapan filmler ile alakalı ne düşündüğünü/yaptığını merak ediyorum. Bu şirketlerin masumiyetine dünya halkları ne kadar güvenebilir? Düşünmeden edemiyorum açıkcası.

Söylemek istediklerim bu kadar.

Tabi filmin sinematografik anlamdaki başarısını da gözardı etmemek lazım.

17 Aralık 2012 Pazartesi

Looper (2012)


What are you doing Joe? I told you run!

Bilimkurgu filmlerinden pek hoşlanmasam da ZAMANDA YOLCULUK hadisesi her zaman ilgimi çekmiştir.  Aslında imkansız gibi gözüken bu fantastik olay o kadar heyecan vericidir ki "ULAN YA BİRGÜN GERÇEK OLURSA?" sorusunu sormadan edemediğimiz için bilimkurgunun bu ayağını asla tamamiyle terk edemedim. Looper'ı da o hevesle ve son yıllardaki sinemadaki düşüş de göz önünde bulundurmak ile birlikte çok düşük bir beklentiyle izledim. Gerçi yanılttı beni. Benim düşüncem, daha çok klasik vizyon filmleri gibi gişeye koşması için tasarlanmış ve oyuncu kadrosu da olabildiğince iyi tutulmak suretiyle maksimum izlenmeyi yakalayıp, bir noktalara ulaşma hevesi taşıyan bir film beklerken kendimi birden bire yapılmış en ama en iyi bilimkurgu filmlerinden birinin içinde buldum. (Tabi bu iddialı ifadeyi, bilimkurgu sevenler belki de hoş karşılamayacaklardır. Eğer öyle bir şey varsa, paylaşırsanız seviniriz.)

Ama neden? Bunun birkaç sebebi var.

1- Senaryo:

Zamanda yolculuk yapmak" teması üzerinden yazılmış fakat iş bambaşka boyutlara taşınmış. Yani olayın asıl merkezi zamanda yolculuk yapmaktan ziyade bu yolculukların oluşturacağı sonuçlar üzerine tasarlanmış. Öyle ki zaman makinası, filmde onlarca zamanda yolculuk olayına şahit olunmasına rağmen, yanlış hatırlamıyorsam koca filmde yalnızca bir defa gösteriliyor. Sene 2044. Yani yakın gelecek. Doğaldır, uzak gelecekten çok daha ilgi çekici bir süreç. İşte bu zamanda, dünya kıyamet öncesine yaklaşmış bir halde ve kaosun hüküm sürdüğü bir noktaya ulaşmanın eşiğindeyken, çok güçlü mafya organizasyonlarınca yönetilmektedir ve bu mafya organizasyonlarının talebi doğrultusunda "Looper" adı verilen tetikçiler türemiştir. Bu "Gümüş" karşılığında işlerini icra eden kişilerin görevi, yakın gelecekteki mafyalar aracılığı ile o güne gönderilen birilerini infaz etmektir. (Neden infaz edilecek kişinin geçmişe gönderildiği filmde daha ayrıntılı bir şekilde veriliyor.) Aslında bazı kişilikler için gayet güzel(!) gözüken bu işin sonucu biraz sancılıdır. Zira emeklilik kararı alan tetikçilerin yapmaları gereken son şey; gelecekteki hallerinin infazını yapmak ve döngüyü kapatmaktır. İşte bizim Joseph Gordon-Levitt'in canlandırdığı tetikçi de bu döngüye karşı çıkan bir arkadaşının başına gelen felaketlere canlı tanık olduktan sonra kendi infazını da beceriksizlikle elinden kaçırınca olaylar gelişir.

Of.

Genelde bu blogda spoiler vermekten kaçınmam ama senaryo da yazmam. Bunu yazdım, çünkü bu yazıyı okuyan herkesin filmi izlemek istemesini sağlamaya çalışıyorum. Gerçekten muhteşem bir senaryo. Yazının girişinde belirttiğim gibi hikaye zaman yolculuğu merkezinden çıkartılıp, bu eylemin sonuçlarına odaklanmış.

2- Kurgu:

Enfesti. Canımı sıkan tek ayrıntı; Filmin ikinci yarısının başındaki aşırı duygusal travmalardı. Yani böyle muhteşem bir iş yapmış sineamacının filminde böyle nüanslara "gişe", "seyirci tarafından akılda kalmak/sevilmek" ve "genel sinema kurallarına sadık kalmak" gibi aptal sebeplerden dolayı yer veriyor olması çok acı gerçekten. Neyse işte... O bölüm harici müthiş bir kurgu mevcuttu. Hoş, geçenlerde bira arkadaşımla izlediğim Timecrimes adlı filmden, bu anlamda düşük olduğunu hissetmiş olmam çok fazla heyecanlanmamı engellemiş de olsa, bu durum kurgudaki başarıyı değiştirmedi. Yine yukarıda belirttiğim gibi sadece zaman makinasını bir defa gördüğümüz ve görüntü efektleri anlamında da sıradan bir görüntü efekt uzmanı ile çalışarak sağlanabilecek birkaç efektin dışında ekstra bir çaba gerektirmeyen sahneler ile hikaye o kadar iyi aktarılmıştı ki, yönetmen Rian Johnson'un başarısına değinmemek elde değil. Ayrıca üstteki maddede atladım, senaryo da kendisine ait.

3- Kadro:

Bu noktada, artık Rian Johson ya da her kimin parmağı varsa eli öpülür yani. Başrolde Joseph Gordon-Levitt, Bruce Willis ki birbirlerinin geçmiş ve geleceklerini oynayan bir ikili için muhteşem bir seçim olmuş, yan rollerde Emily Blunt, Jeff Daniels gibi gerçekten iyi oyuncular. Yandan Paul Dapo (Ufak bir roldü. Sanırım gelecekte çok daha fazla defa kendisini perdede izleyeceğiz. Çok yetenekli.), Piper Perabo gibi oyuncularla desteklenmiş ve leziz bir iş çıkartılmış. Zaten oyunculuk anlamında sıkıntı yaşamayacak bu kişiler, inanılmaz da bir uyum yakalamışlar. Bir de o ufak velet çok iyi oynamış. :).

Bilmiyorum sizler ne düşüneceksiniz ama ben açıkcası çok beğendim. Biraz filmin sonu kendi adıma beklenen bir şekilde bitti ama yine de o vurucu anlamı başarıyla verdiği için de pek midemi bulandırmadı açıkcası. Bir de şimdi şu ZAMANDA YOLCULUK hususunda esaslı bir araştırma yapasım geldi. İlk nerede dile getirildi? Bu konuda çalışmalar var mı, yoksa söylentiler birer hikayeden mi ibaret? Çalışmalar varsa ne durumdalar? Bir de tezler yazmak lazım. "Eğer ZAMANDA YOLCULUK sağlanırsa dünyaya etkisi ne olur? Kötüye kullanılır mı? İnsanlığa bir faydası dokunur mu? Yasalarca kontrol edilmesi gerekir mi?" sorularını yanıtlamak lazım filan. :). Şöyle Wikipedia'dan girip, gizli kaynaklardan çıkasım geldi de daha bir film izleyecek zamanı zor bulabildiğimiz için biraz zor tabi.

Neyse, iyi seyirler. Bir de Öteki Sinema'daki şu yazıyı atlamayın tabi; http://www.otekisinema.com/looper-yapim-notlari/








21 Ağustos 2011 Pazar

The Adjustment Bureau (2011)


Senarist Philip K. Dick'in yazmış olduğu kısa hikayeyi, bir başka senarist George Nolfi'nin senaryolaştırması ve ilk deneyimi olarak beyaz perdeye yansıtmasıyla oluşmuş bir film. Philip K. Dick'i Blade Runner filminin senaristi olarak hatırlarken, The Bourne Ultimatum, Ocean's Twelve gibi yine Matt Damon'lı yapımların senaryolarından hatırlayabiliriz.

Çok garip başladı film. Açık konuşmak gerekirse, Amerikan seçimlerinin çok temiz, uygar dünyanın gerekliliklerini karşılayan bir sistem olduğunu vurgulayan bir film olma ihtimali beni çok korkuttu ki filmin başları "Aha propaganda geliyor..." dedirtiyor zaten. Fakat azıcık seyredince, işlerin o kadar da basit olmadığını gördüm. Senaristimiz öncelikle benim şüphelerimi yok edecek hamleyi yaptı. Bu filmde seçimlere dışarıdan müdahale edildiğini gösterdi. Ardından birazcık daha süre geçince, yine bu filmin sadece Amerikan seçimleri, politika ve bunlarla sınırlı bir film olmadığını gösterdi. Matt Damon'un canlandırdığı David Norris karakterinin üzerine kahve dökülmesi gereken sahne ile meseleye start verdi. Bunun adına ister illuminati deyin, ister başka bir şey. Sonuç olarak insanlar, kendi iradelerinin dışında kullanılıyor ve yönetiliyorlar. Bu artık, bu dünyada çok net. Belki bu film ile insanlara "Biz varız ve çok güçlüyüz!" mesajı verilmek istendi.
David Norris: Who the hell you guys?
Richardson: We... are the people that make sure things happen according to plan. 
Zaten filmin sonlarına baktığınız zaman, en tepedeki güce(Yoksa her şeyi gören göz mü bu?) ulaşılamadı. Ana karakterin o tepedeki güç tarafından sınandığı ortaya çıktı filan. Uyanık. olun. Filmin geri kalanı sadece hikayenin tamamlaması gereken ayrıntılarıydı. Kıza aşıkmış, ne kadar zaman geçerse geçsin O'nun için her şeyi yapacak karakterde bir kişiymiş. Bunlar, asıl mesajı göremeyen ya da görmek istemeyen insanların filmi izlemesi için birer sebepti sadece.

Ayrıca bugüne kadar izlediğim, ikinci Blackberry propagandası yapan filmdi. Birincisi de The Town'du. Blackberry kahveye girer ve çalışmaya devam eder. Ondan sonra da "Aman ne kadar dayanıklı bir cihazmış. Hmm, fuck yeah! Hemen gideyim de bir Blackberry edineyim o halde..."

Emily Blunt'ın performası harikaydı.

Müzikler de gayet iyi kullanılmıştı.

Güzel filmdi nitekim, sinema için gayet başarılıydı.

21 Şubat 2010 Pazar

The Wolfman (2010)

Sherlock Holmes vizyondan kalkmıştı. Ben "Ejder Kapanı'na mı girsek?" dedim, O kabul etmedi.

Joe Johnston yönetmiş. 1999, October Sky filminin yönetmeni. Şimdi bu tip "Batman", "Superman", "Wolverine" gibisinden süperkahraman hikayelerine, Christopher Nolan'ın Batman: The Dark Knight filminin, olumlu yönde, etkisi oldu. Herkes "Demek ki bu tip süperkahraman ve/veya doğa üstü yaratık filmleriyle de gerçek izleyicinin dikkatini çekebiliyormuşuz." demişler gibisinden bu filmlerin yönetmenleri de olayın kolayına kaçmak yerine, işlerine felsefe katmaya başladılar. Bu filmde de o nokta dikkatimi çekti yani.

Ayrıca yönetmenleri bi' tarafa bırakıp, oyunculara döndüğümüzde de durum aynı. Eskiden "Patlamaya yapmaya çalışan oyuncular için" şeklinde tanımlanan bu filmleri bugün en harbi oyuncular bile reddetmiyorlar. Hadi Anthony Hopkins ömrü boyunca psikopat kötü lider adamı oynamaktan hiç kaçmadı ama kanatimce müthiş bi' oyuncu olan Porto Rikolu Benicio Del Toro'nun böyle bi' şekli hiç yok. (Sin City'deki sineklik miktar hariç.). Anthony Hopkisn ve Benicio Del Toro'nun yanında da, o klasik elbiseler içerisinde gözüme bi' başka gözüken (The Young Victoria 2009'da da öyleymiş sanırım...)Emily Blunt ile Matrix'in Ajan Smith'i Hugo Weaving vardı ve böyle sıradan bi' filmde oyunculuğa doydum açıkcası.

Filmdeki kurtadam tasfiri de iyiydi. 2 kurtadamın birbirleriyle dövüşmeleri, bunların baba-oğul olmaları ve Anthony Hopkins'in oyunculuk dersi çok iyiydi.

Filmi övemiyorum. Zaten dar çerçeveli bi' hikaye olan Kurtadam'dan fazlasını beklemek de yanlış olurdu. Sonuçta Kurtadam bu, yapacağı şey vahşet, parçalamak, karın deşmek, kafa uçurmak ve bunlar gibi şeyler. Eğer bunları görmeye eyvallahınız varsa, bunlar filmde mevcut, gönül rahatlığıyla gidebilirsiniz.

Ama ben demiştim Ejder Kapanı'na gidelim diye. :(