Leonardo DiCaprio etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Leonardo DiCaprio etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Şubat 2013 Perşembe

Django Unchained (2012)

Stephen: I count six shots, nigger.
Django: I count two guns, nigger. 
Bloğu ara sıra ziyaret eden herkes bilir. Western film çok severim. İntikam temalı filmleri çok severim. Quentin Tarantino filmlerini de çok severim. İşte Django Unchained tüm bu başlıkların biraraya toplanmış olduğu, harika bir film.

Bir kere şöyle söyleyelim; Müzikler enfes. Hem seçilmiş olanlar. Hem de orijinal olarak film için yapılmış olanlar. E Quentin Tarantino "Western" film yaparsa, o işe Ennio Morricone'yi dahil ediyor tabi.

Her ne kadar çok abartılsa da(IMDb Top250'de ilk 50'ye girmiş.) ve bence Quentin Tarantino'nun en önemli filmlerinden olan Inglorious Basterds filmi ile artık başyapıtlığında üstüne çıkmış, efsanevi ki ne efsanevi serisi Kill Bill'in Vol:3'ü arasında tabiri caizse gırgırına çektiği bir film bu Django. Hoş, QT'nin gırgırının ne noktalarda olabileceğini de görmemiz açısından gayet hoş olmasıyla birlikte; eğer ki Inglorious Basterds'in üzerine bir bomba daha beklerseniz, büyük hayalkırıklığı yaşayabilirsiniz de... Zaten filmi izleyince oluşan his "Quentin Tarantino dokulu Western film"'den öteye gitmiyor. Öyle ki Tarantino'da daha bu filmi çekeceğini söylediği anda, daha önce hiç yapmadığı gibi 1966 yılında çekilmiş efsane -Bugüne kadar izlemediğim nadir spagetti western filmlerden biridir. Şimdi remake'ini izledikten sonra da hiç izlenmez. :)).- "Django" filmine(Aslında buna film de denemez. Ardından gerek kendi yönetmeni, gerekse de bambaşka yönetmenlerce devam filmleri çekilmiş, karmaşık bir seridir...) bir remake yaparak, bunu bizlere çıtlatmıştı. Zaten kendisi de film için "Western" yerine "Southern" ifadesini kullanıyordu ki filmde de bu konuya birkaç defa vurgu yaptı. Bazı meselelerde "South kuralları" esas alındığı üzerine basılarak ifade edildi. Buna benzer anlamda daha önce de 1978 yılı mahsülü Inglorious Bastards aka Quel maledetto treno blindato filminden Inglorious Basterds'i çekmişti ama ona "remake" demek imkansızdı zira '78 yılında çekilen film ile Tarantino'nun çektiği film arasındaki benzerliklerin biri hikayenin Nazi işgali altındaki Fransa'da geçmesi, diğeri ise isim benzerliğiydi.

Fakat bu film öyle değil. Bu film tıpkı Django filminde olduğu gibi silah kullanmayı çok iyi bilen bir Django karakteri ve onun sevdiği kadın için hayatını tehlikeye atması falan ve filan üzerine dönen bir konu var.

Tabi işi bu noktasından tutunca çok basiretsiz durduğunu söyleyebiliriz. Peki bu filmin, ilk Django ikilemesinden ne farkı var? Yani Quentin Tarantino bu filmde ne gibi bir ayrıntı oluşturmuş? İnceden inceleyelim...

Bir western filmde kölelik/ırkçılık konusunu öncelikli sıraya almış. Evet, belki Jamie Foxx -bazı internet sitelerinde okuduğum için belirtme ihtiyacı görüyorum- ilk siyah kovboy değil ama filmdeki KKK göndermesi, ırkçının da ırkçı olmayanın da siyahları "nigger" diye çağırması, asla gerçekten var olup olmadığını bilemeyeceğimiz mandingo dövüşleri(İncele: http://www.imdb.com/title/tt0073349/combined, Bunu da incele:  http://www.slate.com/blogs/browbeat/2012/12/24/django_unchained_mandingo_fighting_were_any_slaves_really_forced_to_fight.html) gibi detaylarla, filmi başka bir boyutta izlememiz sağlanmıştı. Hatta bunun yanında Dr. King Schultz'ın Calvin Candie verdiği ayarla, belki de bu filmi izleyenlerin %95'ine ÜÇ SİLAHŞÖRLER kitabının yazarı Alexander Dumas'ın bir siyahi olduğunu öğretmesi de ayrı bir tarz olmakla beraber, bu tema altında verilebilecek güzel bir mesajdı diyebilirim.

Bir de tam Quentin Tarantino ayrıntıları diyebileceğim birkaç nokta daha dikkatimi çekti.

1- Leonardo DiCaprio'nun canlandırdığı Calvin Candy karakterinin dişleri niye öyle sarıydı?
2- Jamie Foxx'un ata eğersiz binişi. Çok zor bir iştir. Ayrıca filmin sonunda ata hükmedişi de güzeldi. O da çok zor bir iştir. Çok ciddi bir eğitimden geçmiş belli ki. Sanırım o at da kendi atıymış. İsmi Cheetah'mış. Çok da güzel bir attı doğrusu.
3- Dr. King Schultz'un Django ile gittikleri bir kasabanın şerifini öldürdükten sonra arka plandaki halkın tepkisi. Müthişti. Zaten Quentin Tarantino'da en fazla sevdiğim özelliklerden birisi de figüranları müthiş dikkat çekici bir noktada kullanmasıdır.
4- Calvin Candy'nin ekibindeki kırmızı peçeli kız kimdi? Neydi? Django'nun bastığı kulübede birkaç kişiyle birlikte öldürüldü ama olayı neydi? Ölmeden birkaç dakika önce eski fotoğraflara bakarken gördüm onu... Olayı neydi, çok merak ettim açıkcası. Onun için bir araştırma yapacağım sanırım.

Oyuncu kadrosuna gelince...

Law Abiding Citizen, Colletral, Ray gibi filmleriyle efsaneleşmiş Jamie Foxx... Hoş, onun yerine Quentin Tarantino'nun kafasındaki ilk isim Will Smith'miş. Smith'in de menajeri bu rolü kabul etmesini çok istemiş ama Smith nedense pas geçmiş. Onun haricinde de Idris Elba, Chris Tucker, Michael Kenneth Williams gibi isimler düşünülmüş Jamie Foxx ile birlikte. Jamie Foxx gayet güzel oturmuş ama ben şahsen bir The Wire hastası olarak Michael Kenneth Williams'ı orada görmeyi daha çok isterdim. Gerçi QT onun için başka bir rol yazmış ama o şu an sürdürmekte olduğu Boardwalk Empire takviminden dolayı bunu da reddetmiş.

Neyse, ikinci ismimiz Christopher Waltz. Biliyoruz ki oldukça eski bir sinemacılık tarihine sahip olmasına rağmen herkesin gönlünde Inglorious Basterds filmindeki Hans Landa karakteriyle oturdu. O filmde dört farklı dili müthiş akıcı bir şekilde konuşması ve oynadığı karaktere kattığı müthiş yorum ile bir anda kendisini dünyanın en büyük oyuncuları arasında buluvermişti. Tabi bunda Quentin Tarantino'nun etkisi çok net belliydi ki zaten ondan sonra oynadığı hiçbir karakter ile aynı tadı yakalayamamıştı ama yine QT ile yaptığı bu dönüş enfes olmuş.

Üçüncü isim Leonardo DiCaprio. Titanic. :D.

Dört; Samuel L. Motherfucking Jackson! Zaten artık farklı bir frekans ile oyunculuk işini sürdüren bu adam, bu filmde de ortalığı karıştırmış. Daha önce yanlış bilmiyorsam, beş farklı QT filminde oynayan Jackson, belki de bu kadar saygı duyulmasını biraz da ona borçlu sanki. Müthiş bir adam.

Bir de Django'nun karısını oynayan Kerry Washington vardı. Yine Ray filminde, Jamie Foxx'un canlandırdığı Ray'in de eşini canlandırdığını hatırladım.

Son olarak da yine bir Quentin Tarantino fırlamalığı; FRANCO NERO! Evet, bu filme ilham olan Django karakterine can veren adam. Franco Nero, bu filmde de Caprio'nun canlandırdığı Calvin Candy'nin ofisindeki mandigo dövüşü esnasında barda bekleyen Jamie Foxx'un canlandırdığı karakterin yanına gelen adam. İsmi Amerigo Vessepi'ydi. İşte Quentin Tarantino, sen o adamı al, yeni Django'nun yanına götür ve "İsmin ne?" diye sordur. Daha sonra "Django" cevabı alsın ve bu seferde "Heceleyebilir misin?" diye sorsun. Django ismini heceleyip "D is silent!" desin. Bunun üzerine de Django karakterini Django yapan adam "Biliyorum." diye fısıldasın. LOL! :D

Öyle işte.

Velhasıl kelam; Keyifle izleyin!











12 Kasım 2010 Cuma

Inception (2010) #2

Çok enteresan bir filmmiş bu Inception. Eğer Christopher Nolan değil de başka bir yönetmen çekseymiş, bambaşka olurmuş. O değil başka bir yönetmen çekse, yine bambaşka. Hoş senaryosu da Nolan'a ait ama yine de yoruma açık bir hikaye olduğu için, senaryosu x yönetmene verilip, "al çek bunu..." denilmiş olsaydı, bugün bundan çok farklı bir film izlemiş olacaktım. Hayırlısı olsun. Fazla bir şeyler yazmayacağım, yine başımdan savuracağım bu filmi de ama en başta değinmek istediğim bir şey var. Bu filmin hakettiğini bulamaması. Evet, sırf gişe için yapılan onlarca tanıtım çalışmasının neticesinde gereksizce yükseltilen beklentiler yüzünden, bu muazzam yapım sanki sıradan bir filmmişcesine konuşuluyor. Oysa son dönemlerde böyle iyi bir kurgu, böyle iyi bir senaryo ve böyle iyi yönetmen performansını birarada görmeyeli çok olmuştu. Yani iyi film yapmak bir yana dursun; kimsenin yapamayacağından çok, kimsenin yapmayı bile düşünmeyeceği şeyleri yapmak Nolan'a çok yakışmış. Yani aslında Batman ile felan fazla uğraşmasa çok daha güzel olur gibime geliyor.

İçerisinde bulunduğumuz dünya'nın, asıl ideal dünya'nın bir yansıması olarak görüldüğü bir fikri de içinde barındıran enteresan bir iş ya bu şimdi, aklıma şu fikri ilk ortaya attığı bilinen filozof geldi de çıkartamadım hangisi olduğunu. İşte en meşhurlarından biriydi.

Leonardo Dicaprio, Joseph Gordon-Levitt, Tom Hardy gibi gerçekten kaliteli oyuncuları biraraya getirmiş olan yapımda en fazla dikkatimi çeken performanslar Ellen Page ve Marion Cottilard'ın göstermiş olduğu performanslardır. Marion Cottilard'ın o asil ve kararlı duruşuna hasta olmamak elde değildi. Ellen Page ise gelecekte nasıl bir oyuncu olacağına dair ipuçlarını, tıpkı daha önce gösterdiği performanslardaki gibi, ulu orta sermekten geri durmuyor. Bu da benim gibi sırf kalçası yuvarlak diye meşhur olmuş kalitesiz bayan oyunculardan tiksinen birisini mutlu ediyor. Bu iki bayandan sonra da en çok Michael Caine hoşuma gitti. Adam topu topu ya beş ya da on dakika yer aldı fakat karizması yerli yerinde duruyordu.

Benim gibi olun ve kimseyi dinlemeyin. Eğer şimdiye kadar izlemediyseniz bu filmi, gerçekten şanslısınız çünkü izlemek üzere size muhteşem bir film öneriyorum.

Sevgilerimle...


11 Temmuz 2010 Pazar

Inception (2010)

Çağdaş sinemanın dehalarından Christopher Nolan'ın yazdığı, yönettiği ve yapımcı kadrosunun da içerisinde bulunduğu filmi. Son filmi. Öncelikle IMDb'den şöyle bir şey kopyaladım;

(9.56) - Inception (2010)
(8.90) - The Dark Knight (2008)
(8.60) - Memento (2000)
(8.40) - The Prestige (2006)
(8.30) - Batman Begins (2005)
(7.60) - Following (1998)
(7.52) - Cinema16: British Short Films (2003) (V)
(7.20) - Insomnia (2002/I)
(6.94) - Doodlebug (1997)

Şimdi inceden incelemek gerekirse, bu adamın sinema alanında başarısız olduğu pek görülmüş bir şey değil. Zaten sevmeyeni de hemen hemen yoktur. Inception, yukarıdaki tabloda da görmüş olduğunuz gibi, 10 üzerinden 9.56 oy toplamış. Uzun zamandır takip ettipim IMDb adlı sitede, ben bu kadar yüksek bir oranı, henüz yeni girmiş ve 1küsür oy almış bir film için dahi görmemiştim. Kadrosu da göz doyuruyor yani...

Sabırsızlıkla bekliyorum.

22 Şubat 2010 Pazartesi

Shutter Island (2010)

Amerika'da vizyona girdi. Türkiye'de de yakında girer heralde. IMDb'ye göre 12 Mart'ta Türkiye'de olacakmış. Heyecan ile beklediğim filmlerden biri. Martin Scorsese ve Leonardo DiCaprio'nun 2010 buluşması olacak. Bi' kere bu önemli. "Daha önce nerede buluşmuşlardı ki?" diye sorana "The Departed" deyip, konuyu hızla kapatmak gerek. İyi filmdi, Jack Nicholson felan... Ne diyorduk? "DiCaprio ve Scorsese..." dedik. Scorsese'yi anlatmaya gerek yok. Dev adam. DiCaprio birazcık incelenebilir. Muhabbeti açıldığında, "Sene 2002'deki Gangs of New York filminden sonra o kıl babyface oyuncu imajından sıyrılmayı başarıp, müthiş bi' ivme izlemeye başlayan oyuncu..." olarak tanımlarım kendisini. O açıdan DiCaprio'yu bi' kere daha izleyebilme fırsatı iyi olacak. Bi' de DiCaprio'nun yanında, bence O'ndan daha kaliteli olan Ben Kingsley ve Mark Ruffallo var. Onlar benim için DiCaprio'dan daha çekiciler. Bi' de tanımadığım fakat Michelle Williams diye bi' bayan oyuncu. Eğer bu kadın, bunca yaşlanmış güzel kadın oyuncuların arasından sıyrılıp, kendisine esaslı bi' yer edinirse şaşırmayın. Filmografisini inceledim, gayet başarılı duruyor. Önümüzdeki ay inceleriz artık.

Kısacası şimdiden programınızı yapın. Ajanda tutuyorsanız, 12 Mart Cuma gününden birkaç saati kendinize ayırın ve şöyle keyifle iyi bi' film izleyin. Evet, iyi bi' film olacak.

7 Şubat 2009 Cumartesi

Revolutionary Road (2008)

Hafizalarimizi tazeliyoruz ve Kate Winslet ile Leonardo Di Caprio'yu en son hangi filmde izledigimizi düsünüyoruz...Heh, iste tam da orda. Titanic'de görmüstük ikiliyi. Leonardo bir cocuk sayilirdi. Kate ona göre hayli olgundu.

Ikinci kere basrollerde bulusan ikili, bu sefer bir kitap uyarlamasiyla karsimizdalar(1968-Richard Yates) . Filmin adi hayli ironik. Bir partide tanisip kaynasan iki insanin evlendiklerinde yerlestikleri caddenin adi bu.

1950lerin Amerikasinda gecen film genel itibariyle bir iliskiler parodisi. Farkli oldugunu düsünen bir ciftin siradanlasan yasamini degistirme istegi, bunun digerleri tarafindan "cilginlik" olarak addedilmesi ve yavas yavas bu fikrin erkek kismisina da yabancilasmasi. Hayat kosullari degistikce, insanin yerine civilenmis gibi kalmasi anlatiliyor bir bakima. Üc farkli evlilikten sahneler izliyoruz filmde. Secme sansi bizimmis gibi gösteriliyor.

Film "en iyi yönetmen"(Sam Mendes) ve "en iyi kostüm" dallarinda oscar adayi. Ayrica burda adini zikretmedigim "deli" sebebiyle "en iyi yardimci erkek oyuncu" dalinda da bir adayligi bulunmakta. Delinin cok kiymetli olmasi hasebiyle, hic anlatmiyorum. Gidin, kendiniz görün...
Peki peki, kiyamadim size. Zekâsi kabina fazla gelen bir adamin siyirmasi ve tesadüftir ki annesinin, ev sahibesi olmasi. Bu sekilde ciftimiz de deliyle direkt kontaga geciyor ve sohbet muhabbet(!) etme firsati buluyorlar.

Leonardo Di Caprio, o yüze sahip oldugu sürece sanki oyunculukta bir adim geri kalacak. Yine de kavga sahnelerinde performansi harikaydi. Ne söyleyecegini bilemeyen adami da güzel oynuyor. Kate Winslet icin ne söylesem bos. Bu kadin oynadigi her filmi harika yapiyor. Gözümde tam bir zerafet abidesi.

Ayrica bu filmleri Türkceye cevirmesinler bence. Cok dandik ceviriler cikiyor "Hayallerin Pesinde" nedir kardesim?