Cillian Murphy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cillian Murphy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ocak 2013 Cumartesi

Red Lights (2012)


Rodrigo Cortés diye bir ağabey yazmış, yine kendisi yönetmiş. Ana teması, tıpkı The Reaping filmindeki gibi, doğaüstü olaylara açıklamalar getirmekle nam salmış bilim adamı/adamları ve bu doğrultuda başlarına gelen ilginç olaylar. Tabi son olay, her zaman en zoru ve en kafa karıştırıcı olanıdır. Bu filmde de öyleydi.

Tek tatmin olduğum noktası, uzun süre sonra yeni bir Robert De Niro performansına şahit olduğum bu filmde, zilyon tane klişe vardı. Saymakla bitmez. Klişeleri saymaya zaten gerek yok ama annesinin mide ağrısı, bir medyum tarafından "önemsiz" diye tanımlandıktan sonra mide kanserine yakalanıp vefat ettiği için doğa üstü olaylara savaş açan bir bilim adamı söz konusu ki "Ehhh..." dedirtti. 

Yani asla bir yönetmenin ya da senaryonun, değindiği bütün konuların açıklamasını yapmak zorunda olduğunu savunanlardan değilim ama böyle bir hikayede, aşırı uçarı olayların döndüğü bir temada bunu yapmadığınız takdirde ciddiyetinizi ve saygınlığınızı kaybedersiniz. Hani, en sonunda sahtekar çıkaracağınız(O da en başından beri belliydi. Şu sahte körlük filan, çok barizdi.) adamın, sözde gerçekleştirmiş olduğu uçarı eylemlerin nasıl yapıldığını anlatmadığın zaman, "Orayı yazamamış." oluyorsun işte. Çünkü bu adam sahtekar lan! Uçmasını anladım, tamam ama o intihar eden kuşları nasıl organize ettin? Ya da o evi nasıl dağıttın? Karakteri De Niro canlandırıyor diye her şeyi yapabilmesi normal mi kabul ediliyor, tam anlamadım da...

Bir de şu poster eğer resmi ise filmin ne kadar dandik bir mantıkla organize edildiğinin en müthiş örneği aslında. O sondaki bugüne kadar 234329845923094 kere kullanılmış "Aaaa, aslında benmişim lan..." tribi bu işin artık cılkının çıktığı saniyedir. "This Year's The Sixth Sense" nedir be arkadaş?

Neyse.




12 Kasım 2010 Cuma

Inception (2010) #2

Çok enteresan bir filmmiş bu Inception. Eğer Christopher Nolan değil de başka bir yönetmen çekseymiş, bambaşka olurmuş. O değil başka bir yönetmen çekse, yine bambaşka. Hoş senaryosu da Nolan'a ait ama yine de yoruma açık bir hikaye olduğu için, senaryosu x yönetmene verilip, "al çek bunu..." denilmiş olsaydı, bugün bundan çok farklı bir film izlemiş olacaktım. Hayırlısı olsun. Fazla bir şeyler yazmayacağım, yine başımdan savuracağım bu filmi de ama en başta değinmek istediğim bir şey var. Bu filmin hakettiğini bulamaması. Evet, sırf gişe için yapılan onlarca tanıtım çalışmasının neticesinde gereksizce yükseltilen beklentiler yüzünden, bu muazzam yapım sanki sıradan bir filmmişcesine konuşuluyor. Oysa son dönemlerde böyle iyi bir kurgu, böyle iyi bir senaryo ve böyle iyi yönetmen performansını birarada görmeyeli çok olmuştu. Yani iyi film yapmak bir yana dursun; kimsenin yapamayacağından çok, kimsenin yapmayı bile düşünmeyeceği şeyleri yapmak Nolan'a çok yakışmış. Yani aslında Batman ile felan fazla uğraşmasa çok daha güzel olur gibime geliyor.

İçerisinde bulunduğumuz dünya'nın, asıl ideal dünya'nın bir yansıması olarak görüldüğü bir fikri de içinde barındıran enteresan bir iş ya bu şimdi, aklıma şu fikri ilk ortaya attığı bilinen filozof geldi de çıkartamadım hangisi olduğunu. İşte en meşhurlarından biriydi.

Leonardo Dicaprio, Joseph Gordon-Levitt, Tom Hardy gibi gerçekten kaliteli oyuncuları biraraya getirmiş olan yapımda en fazla dikkatimi çeken performanslar Ellen Page ve Marion Cottilard'ın göstermiş olduğu performanslardır. Marion Cottilard'ın o asil ve kararlı duruşuna hasta olmamak elde değildi. Ellen Page ise gelecekte nasıl bir oyuncu olacağına dair ipuçlarını, tıpkı daha önce gösterdiği performanslardaki gibi, ulu orta sermekten geri durmuyor. Bu da benim gibi sırf kalçası yuvarlak diye meşhur olmuş kalitesiz bayan oyunculardan tiksinen birisini mutlu ediyor. Bu iki bayandan sonra da en çok Michael Caine hoşuma gitti. Adam topu topu ya beş ya da on dakika yer aldı fakat karizması yerli yerinde duruyordu.

Benim gibi olun ve kimseyi dinlemeyin. Eğer şimdiye kadar izlemediyseniz bu filmi, gerçekten şanslısınız çünkü izlemek üzere size muhteşem bir film öneriyorum.

Sevgilerimle...


11 Temmuz 2010 Pazar

Inception (2010)

Çağdaş sinemanın dehalarından Christopher Nolan'ın yazdığı, yönettiği ve yapımcı kadrosunun da içerisinde bulunduğu filmi. Son filmi. Öncelikle IMDb'den şöyle bir şey kopyaladım;

(9.56) - Inception (2010)
(8.90) - The Dark Knight (2008)
(8.60) - Memento (2000)
(8.40) - The Prestige (2006)
(8.30) - Batman Begins (2005)
(7.60) - Following (1998)
(7.52) - Cinema16: British Short Films (2003) (V)
(7.20) - Insomnia (2002/I)
(6.94) - Doodlebug (1997)

Şimdi inceden incelemek gerekirse, bu adamın sinema alanında başarısız olduğu pek görülmüş bir şey değil. Zaten sevmeyeni de hemen hemen yoktur. Inception, yukarıdaki tabloda da görmüş olduğunuz gibi, 10 üzerinden 9.56 oy toplamış. Uzun zamandır takip ettipim IMDb adlı sitede, ben bu kadar yüksek bir oranı, henüz yeni girmiş ve 1küsür oy almış bir film için dahi görmemiştim. Kadrosu da göz doyuruyor yani...

Sabırsızlıkla bekliyorum.

25 Mayıs 2009 Pazartesi

28 Days Later (2002)



Jim: Do you know I was thinking?
Selena: You were thinking that you'll never
hear another piece of original music ever again. You'll never read a book that
hasn't already been written or see a film that hasn't already been shot.


İngilizlerin yüz akı Danny Boyle. Trainspotting, Sunshine gibi filmlerden hatırladığım ve en son Slumdog Millionaire filmiyle Oskarları ve birçok diğer ödülü silip süpüren usta yönetmenin bundan, yaklaşık, 7 sene önce çektiği post-apokaliptik ezgilerle süslü bi' filmi. Senaryosunu ise Alex Garland yazmış. Kendisi yine Danny Boyle ile Sunshine filminde birlikte çalışmıştı.

Filmin 2 saat boyunca izleyiciye sunacaklarının haberini veren müthiş başlangıcıyla büyüleyen ve Danny Boyle ve Alex Garland'ın kurmaca kıyametini konu edinmiş. Senaryo çok sağlam olmuş. Enfes göndermelerle dolu. Kiliselerde toplanmış zombiler ile sadece zor anlarında inanç meselesini aklına getiren insanlık hususunu mu dersin, yoksa filmin konu edindiği tipteki olası bi' kıyamet sonucu, insanların kurduğu bu boktan sistemin ne kadar zavallı duruma düştüğü konusuna mı eğlirsin bilmiyorum... Yaşam statülerini yitiren insanların, adeta hayvanlaşacağına ve belki de yan anlamda özüne döneceğine şüphe olmamasının seni üzmesi de bi' olasılıktır. Belki su gibi, yakıt gibi kaynakların tükenmesiyle, gelecek kaygısına düşmen ve senden güçsüz kadını, tıpkı orta çağın başlarındaki gibi pazarda satılıp alınabilinen bi' eşya seviyesine indirmen ve bunu yaparken gözünü bile kırpmaman seni derinden yaralayacak... Kim bilir?

Ya da, uğruna kendini paraladığın, "Aşk" kavramınından, bu tip bi' dünyanın sonu döneminde dahi vazgeçemeyeceğin ve o nereden geldiğinden dahi emin olmadığın aptal duygularına yenilecek olmanı görmen, seni bazı gerçeklerle yüzleştirebilir. Bundan da haberdar olman gerekiyor.

Şimdi tamamdır. Cillian Murphy ve Naomie Harris'in oyunculuk dersi verdiği ve kendisinden sonra onlarca filme ilham kaynağı olacak filmi izlemek için hazırsanız. Tabi hala cesaretiniz varsa!..