Francis Ford Coppola etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Francis Ford Coppola etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Haziran 2010 Salı

Barfly (1987)

Şunu hatırladım.

Bukowski ile tanışmam bir dostumun bana hediye ettiği ve Bukowski'nin son romanı olan Pulp adlı kitabı okumamla oldu. Okumayı sevmeyen ben, o romanı hızla bitirdim ve biranda bir adet Bukowski hayranına dönüştüm. Ayrıca şu "hayranı olmak" fiilinden de nefret ettiğimi bilin istiyorum.

Ben doğduğum sene yapmışlar bu filmi. Prodüksiyon Francis Ford Coppola'dan. Charles Bukowski'nin yazdığı Factotum adlı kitaptan esinlenilerek sinemaya aktarılmış. Bundan 18 sene sonra da direkt Factotum film olmuş.

Oyunculuk süper. İlk bunu bildireyim. Mickey Rourke yardırmış, performansı süper. Gelmiş geçmiş en iyi kadın oyunculardan birisi olduğunu düşündüğüm Faye Dunaway de çok başarılıydı.

Filmdeki Charles Bukowski'nin bulunduğu mini-mini sahneden ve filmin işleyişinden anladığım kadarıyla üstad bu film ile direktman kendisi ilgilenmiş. Tipik bir Bukowski hikayesi. Dünyayı zerre iplemeyen, alkolik bir serseri yazar. Aslında Charles Bukowski ölmemiş olsaydı, belki Coen Kardeşler ile birlikte bir işe imza atarlardı. Deli olurdu. Gerçi belki de Coen kardeşler de O'nun farkındalardır. Ne bileyim, bu filmdeki Henry Chinaski karakteri bana direkt The Dude aka Lebowski'yi hatırlattı. Tipi, şekli, ismi, cismi, konuşması, şemalı, huyu, suyu... Her şeyiyle tam bir The Dude şekli vardı. Ne dersiniz, belki de The Dude şekli diye bir şey yoktur. O şekil, direkt Henry Chinaski'ye aittir.

Zaten Bukowski'nin özelliği budur. Benim araştırdığım kadarıyla çoğu romanında, farklı isimler kullanarak, kendisinden bahseder. Peki kimdir bu Charles Bukowski? Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük sokak/yeraltı edebiyatcısı. Bir de şöyle tanıyalım istiyorum;

Henry: You know, in the guest house, you could write in peace.Tully: Hey, Tully baby, nobody who could write worth a damn could ever write in peace, Jesus.

***
Wanda: I hate the police, don't you?Henry: I don't know, but I seem to feel better when they're not around.

Ne denebilir ki? İyi ki vardın be üstad, iyi ki bizi kafanın içerisindekilerden mahrum etmedin.












26 Ocak 2010 Salı

Francis Ford Coppola & Al Pacino & Mario Puzo

Şöyle bi' efsane anlatılır. The Godfather serisinin 1. filmini çeken Francis Ford Coppola, Marlon Brando'nun leziz performansıyla tüm ilgiyi üzerine toplayan serinin 2. filmine hazırlanırken casting çalışmaları esnasında Al Pacino'ya telefon açar ve "Malumun, seni 2. filmde de görmek istiyorum. Hem de güzel bi' iş olacak, ilk filmden alacağının 2 katını, yani 10 Milyon $ alacaksın..." diye teklifini sunar. Coppola'nın serinin 2. filmini çekmemek gibi bi' lüksü olmadığını ve 2. filmin gelirinin ne raddede olacağını önceden tahmin edebilen Al Pacino da bu teklif üzerine "Hayır, 2. film için istediğim ücret 15 Milyon $... Bunu düşün ve cevap için beni ara..." deyip telefonu kapatır. Francis Ford Coppola bu duruma çok içerlenir. Hemen, tabir-i caizse, ekmeğini yediği ve filmini yaptığı romanın sahibi hemşerisi Mario Puzo'yu arar ve durumu izah eder. O zamana dek filmin senaryo harici hiçbir şeyiyle ilgilenmeyen Puzo, Coppola'dan Al Pacino'nun telefon numarasını ister. Sonra Al Pacino'yla aralarında şu efsanevi diyalog geçer;
Mario Puzo; Al, merhaba, ben Puzo, nasılsın evlat?
Al Pacino; İyiyim sevgili Puzo, sen nasılsın? Eğer viski içmek istersen bi' taksi tut ve yanıma gel, elimde müthiş bi' İskoç Viski'si var, tam ağzına layık.
Mario Puzo; Çok teşekkür ederim fakat şu an OMERTA adlı romanım üzerinde çalışıyorum. Ben seni bizim kitabın 2. filmiyle ilgili aramıştım. Sanırım Coppola'nın teklifini reddetmişsin?
Al Pacino; Evet sevgili dostum. Aynen öyle oldu. Fiyat konusunda bi' türlü orta yolu bulamıyoruz. Sanırım Michael Corleone'yi benim yerime başkası canlandıracak, şöyle 2. sınıf bi' oyuncu, belki de Harvey Keitel? Ne dersin...
Mario Puzo; Hayır, hiç sanmam. O rolü senden başkasına veremeyiz ki zaten kimse de senin gibi rolün hakkını veremez. Sana teklifi kabul etmeni öneriyorum. Eğer ki bu önerimi dikkate almaz ve kararından da vazgeçmezsen benim de yapacağım tek bi' şey kalıyor. Şu OMERTA ile uğraştığım yoğun günlerimde oturacak ve Michael Corleone'nin vefatıyla başlayan bi' 2. film senaryosu yazmak zorunda kalacağım.
Der ve telefonu kapatır. Bunun üzerin Al Pacino Coppola'yı arar ve rolü kabul ettiğini, alacağı miktarın da hiç önemli olmadığını söyler. Peki ya ben size soruyorum, burada Coppola mı, Puzo mu yoksa Pacino mu kazançlı çıkmıştır?

17 Ocak 2010 Pazar

Sofia Coppola

Az önce Soundtrack: Nino Rota - Murder of Don Fanucci adlı yazımı yayınlarken dikkatimi çekti, bu Oskar ödüllü Lost in Translation filminin yazarı ve yönetmeni Sofia Coppola The Godfather serisinde Andy Garcia'nın canlandırdığı Vincent'ın sevgilisi, daha da önemlisi Don Michael Corleone'nin kızı Mary Corleone'yi canlandıran kişiymiş. Hani şu filmin sonunda vurularak o dev babasının ömrünü çürüten. Ben de "Bu ne ya? Niye daha şeker bi' hatun koymamışlar..." diyordum. Meğer torpilliymiş.

Neyse, bu da böyle bi' ayrıntı olsun.

Not: Ayrıca bu post sayesinde, kendisinin adının Sophia değil de Sofia olduğunu da öğrendim. Etiketlerde ufak bi' değişiklik yapmam gerekecek...
Not2: Ayrıca kendisi serinin ilk 2 filminde de, "Mary Corleone"'den farklı ufak tefek 2 rol daha almış. Bu da başka bi' ayrıntı.

28 Aralık 2009 Pazartesi

Lost in Translation (2003)


Bob: I don't want to leave.Charlotte: So don't. Stay here with me. We'll start a jazz band.
Lise aşkları gibi masum ve itiraf etmesi zor bi' aşkın tanımı bu film...

İşte dün geceye de Lost in Translation filmini izlemek nasip oldu. Gerçi O'ndan ziyade, The Godfather filmleri, The Conservation, Apocalypse Now, Dracula gibi efsanevi filmlerin yönetmeni Francis Ford Coppola'nın kızı Sophia Coppola'yı ölçme isteği ve bunu da hem yazarı hem yönetmeni hem de prodüktörü olduğu oskar ödüllü bi' film ile yapma fırsatı daha ağır bastı. Belirtmek gerek, bu türü pek sevmememe rağmen yine de keyifli zaman geçirdiğim bi' film oldu. Özellikle Bill Murray'nin ve Scarlett Johansson'un performansları "Ya kapatayım da uyuyayım artık..." şeklinde düşünmememi sağladı ki zaten Sophia Coppola'nın da ne kadar iyi bi' yönetmen olduğunu görmem de bana ayrı bi' keyif kattı.

Filmin konusu da çok acayip. Japonya'ya, istemsizce de olsa, 2 milyon $ karşılığında bi' viski reklamında oynamak için 2 haftalık bi' seyehat etme zorunluluğu bulunan, hali vakti yerinde bi' orta yaşı birazcık geçmiş evli bi' erkek ile yine Japonya'da istemsizce, sırf kocasının işi gereği ikamet etmek zorunda kalan genç bi' kadının yaşadığı ilişki ve bu ilişkinin detaylarının dayandığı masum aşk anlatılıyor. Gerçekten de farklı bi' hikaye.






19 Temmuz 2009 Pazar

Dracula (1992)

+15

1847 doğumlu yazar Bram Stoker'ın başyapıtı Dracula'nın filmleştirilmesi. Hem de sinema tarihinin en kral yönetmenlerinden biri tarafından, Francis Ford Coppola(The Godfather serisinden hatırlayabilirsiniz.)!

Aslında hiç izleyesim yoktu. Her ne kadar; Winona Ryder, Monica Bellucci, Keanu Reeves, Anthony Hopkins, Gary Oldman gibi bi' baş döndürücü bi' kadroya sahip olsa da, Roman belli işte. Fantastik bi' hikaye. Doğu Avrupa devletlerinin Osmanlı Devleti karşısındaki ezikliklerini bi' nebze olsun unutturmak için, hayatının ilk 8 senesini yatalak olarak geçirmiş bi' adam tarafından yazılmış, efsanevi bi' komutanı anlatan bi' şey. Kazıklı Voyvodo efsaneleri felan, hep bu propaganda hareketine dahiller.

Tabi filmi diğer yandan da inceleyebiliriz; "En iyi kostüm", "En iyi makyaj" ve "En iyi ses efektleri" dallarında oskar kazanmış bi' film. Her ne kadar çok büyük emek, çaba ve sinemacılık gerektirmeyen dallar da olsa, o fantastik kadronun fantastik performansıyla beraber filmi gayet iyi bi' boyuta çekiyor.

Velhasılı; Filmi, ara ara uyuklayarak da olsa, izledim. Şimdi "Beğendin mi?" diye sorsanız, ne olumlu ne de olumsuz bi' şey söyleyemem. Ne de olsa bana uzak bi' tür, ne de olsa HeSanal'ın tavsiyesiyle izledim. :))

Sadece siz bilirsiniz.

Sevgilerimle!












5 Mayıs 2009 Salı

Tetro (2009)

Evet, Coppola'nın Tetro'su geliyor. Tıpkı The Conversation'daki gibi, filmin 3 kolu (Yönetmen, Yapımcı, Senaryo) O'na ait. Fragmanı da çıktı. Bi' dram filmi olacakmış ki Coppola'nın bu işi ne kadar iyi yaptığını hepimiz biliyoruz. Oyuncu kadrosunda tanıdık bi' isim gözüme çarpmadı. Gerçi Coppola'nın nasıl CASTING yaptığını da hepimiz biliyoruz. Neyse, önemli değil. Zaten bu filmden sonra tanınacaklardır.

Not; http://www.tetro.com/

4 Mayıs 2009 Pazartesi

The Conversation (1974)

Aslında bugün bi' kere daha The Godfather serisinden bi' film izlemeyi kafaya koymuştum. Fakat artık replikleri dahi ezberlediğimden olsa gerek; Canım istemedi. Ben de bi' adet Francis Ford Coppola filmi bulmalıydım; O da bu oldu. Ben zaten Francis Ford Coppola'dan bi' şeyler izlemek istemiştim ya, heralde bu kriterdeki en iyi filmi seçtim. Senaryo, yönetmenlik ve yapım olmak üzere, tamamen Francis Ford Coppola'ya ait bi' film. The Godfather serisinin 1.'si ve 2.'si arasında çekmiş. Yani tam Coppola'nın Coppala olduğu dönemde.

Oyuncu kadrosu da enfes. Başrolde Unforgiven, Bonnie and Clyde ve Scarecrow filmlerinden anımsayabileceğiniz Gene Hackman var. Yardımcı erkek ise Dog Day Afternoon ve Godfather serisindeki Fredo karakterinden hatırlayabileceğiniz John Cazale. Gerisi ise pek önemli değil. Hepsi Gene Hackman'ın canlandırdığı paranoyak karakter Harry Caul'un hayatından geçen değersiz kişiler. Tabi, Coppala'nın Godfather serisinin ilk 2 filmindeki cefakar avukatı Tom Hagen'ı canlandıran Robert Duvall'ı dev bi' müdür ve filmin kilit karakteri yaparak ödüllendirmesi dışında...

Film tam kalite olmuş. Tam Coppola'ya yaraşacak cinsten. Yine ağır anlatım, yine aşırı ayrıntı verme sevdası. Enfes kurgu. Hele filmi çeviren diyaloğun film boyunca tekrarları üzerine oturtulmuş sahneler ile paranoyak bi' ruh halini paralel tutarak adeta "İzleyin de yönetmenlik görün!" diye haykırışı. Gerçekten enfesti. Bi' de filmi izlerken aklıma "Acaba bu Prison Break ve Lost dizilerindeki flashback sevdasının bu filmle bi' alakası var mı?" sorusu geldi. Olabilir, belki de ilham kaynağıdır.

Sanki birazcık da konuya değinmek ve siz okurları bu filmi izlemeye teşfik etmek lazım.
"Müthiş bi' kariyere sahip, dinleme uzmanı, özel bi' dedektifin bitirdiği işlerin sonucu türlü sıkıntılar çekmiş insanların vebalini hissetmesi ve bu vebal geçmişiyle yüzleşirken bitirdiği son işinin akıbetine paranoyakca yaklaşımını anlatan bi' öykü."
"Sakın kaçırmayın!" derim.














8 Nisan 2009 Çarşamba

The Godfather IV

Son birkaç yıldır, çeşitli platformlarda efsanevi seri için türlü söylentiler okuyorum. Bu sayfayı da zamanında kurduğum iyi olmuş. :). Burası patlama noktam olsun. Önce kendimize "Francis Ford Coppola bu efsane serinin 4. filmini neden çeksin? Neden böyle bi' riski alsın?" sorusunu soralım... Aklıma gelen tek şey, "PARASIZLIK." ki, daha dün 70 yaşına basan bi' adamın parasızlık yüzünden, dünyada bırakacağı en güzel eserini piç etmesini beklemek, bence çok fazla hayalcilik olur. Ayrıca adam Don Vito Corleone'yi, Sonny Corleone'yi, Fredo Carleone'yi, Michael Corleone'yi ve daha nicesini gözünü kırpmadan öldürmüş, senaryodan çıkartmış. Daha ne bekliyorsunuz? Şimdi de gözünü kırpmadan, Sonny'nin oğlu Vincent Mancini'yi mi tepeye koyacak yani? Ben zannetmiyorum. Zaten olacaksa da istemiyorum. O efsaneye Mario Puzo'nun parmağı değmez ise, yapılacak çalışmanın hiçbir fayda etmeyeceğini düşünüyorum.

Umarım Mario Puzo'suz bi' Godfather filmi çekilmez.

7 Nisan 2009 Salı

Francis Ford Coppola

Zaman ne pis bi' şey. Bütün efsaneleri silip süpürüyor. Bi' sürü güzelliği eskitiyor. Coppola'da eskiyenlerden biri olmuş. Bugün 70'ine girmiş. Oysa o değil miydi, Gary Oldman ve Anthony Hopkins'li Dracula filmini bizlere sunan. Yahut 1979 çıkışlı Apocalypse Now ile, insanlığa Marlon Brando'yu bi' kere daha sevdiren. Sonuncusu ve en önemlisi, Godfather üçlemesine sebep olan... Evet, henüz tüm filmlerini izlemedim. Fakat niyetim de yok değil. Yavaş yavaş, Allah ömür verirse izleriz. Misal, bu sene vizyona girmesi beklenen Tetro'dan başlayabiliriz. Velhasılı, çok baba sinema adamıdır. Takip etmekte fayda var.

Klasiktir; İyi ki doğmuş!..

19 Şubat 2009 Perşembe

The Godfather

Francis Ford Coppola(Sağdaki sakallı ağabey), İlk filmdeki düğün sahnesini çekiyor.
Fotoğraf; Steve Scapiro (O da İtalyan, belli. Ne lobicilik yapmışlar arkadaş.)

15 Şubat 2009 Pazar

The Godfather (1972)

Bugün bi' kere daha, pür dikkat olmasa da, izledim. İlk birkaç seferde izlediğim gibi heyecan duymadım ama bi' kere daha hatırladım ki; ben bu filme aşığım. Hatta o kadar aşığım ki, bu kötü yazarlığım ile, hakkında yorum yapıp insanları filmden soğutmak riskini bile göze alamıyorum. O kadar aşığım yani, o kadar, :)... O yüzden kısa kesiyorum.

Artık benim için ciddi bi' hobi boyutu alan karelerden paylaşmak istiyorum;