Bill Murray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bill Murray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Mayıs 2010 Cumartesi

Quick Change (1990)

Bill Murray'ın yetenekleriyle tanışmam, belki de O'nun yeteneklerini sergilemesi bu kadar uzun sürdü, 2003 çıkışlı Sofia Cappola filmi Lost in Translation ile olmuştu. Bir de Zombieland filminde kendisini oynamıştı ya, orada "Bu adam da varmış ya..." demiştim tamamen.

Bu filmi de, şu an hangisi olduğunu hatırlamadığım bir internet sitesinin "En iyi 10 Banka Soygun Filmi" başlıklı haberinden arakladım. Diğer 9'u hangileriydi, tam hatırlamıyorum. Zaten bugüne kadar da yığınla banka soygun filmi izlemişliğim de var yani fakat aralarından bu filmi tercih etmemim sebebi, Bill Murray'ın da -Howard Franklin ile birlikte- yönetmen koltuğunda oturmasıydı.

Filme gelince; Çok eğlenceliydi. Şimdi "Banka Soygun Temalı Film" deyince beklemediğiniz kadar renkli ve hareketli, güldürücü ve -bence bu kısım biraz gereksizdi.- sağa sola göndermeler yapan bir filmdi. Enfestorik diyaloglara sahipti.

Bir de; Efsane Jason Robards da vardı filmde. Geena David kadar da güzel bir kadın yok. O nasıl bir sıfat, o nasıl bir gülümsemedir, aklım almadı.





22 Şubat 2010 Pazartesi

Zombieland (2009)

Ruben Fleischer diye bi' adamın filmi. 2. filmiymiş. 1.'si de, daha önce hiç duymadığım, 2001 yılı The Girls Guitar Club adlı bi' yapım. O da kısa film zaten.

Bu film fena olmamış ama... Bi' kere bunu söylemem gerek. İnce ince espiriler ve Hollywood'un zombi açılımına fena giydirmeler. Zombi filmlerindeki tüm kilişe objelere akıl dolu göndermeler ve bunlar gibi şeyler. Keşke bi' de sonunu mutsuz bitirseymişler, daha güzel olurmuş ama bu da bi' çeşit ironiydi sanırım.

Oyuncu kadrosu da oyunculuk performansı da fena değildi. Başrolde ve anlatıcı konumunda Jesse Eisenberg diye bi' genç vardı. Kariyeri yükselmekte olan bi' oyuncu. Baktım, gayet de iyi. Tip olarak da komedi filmleri çekmeye uygun görünüyordu. Performansı da iyi olunca, bendeki ilk izlenimini güzel bıraktı. Onun yanında yardımcı erkek anlamında Woody Harrelson vardı. O'nu zaten No Country for Old Men filmindeki Carson Wells rolünden hatırlarsınız. İyi oyuncu. Bu filmde de zombi filmlerinin vazgeçilmezi "Zombilerden korkmayan sert adam" rolüne bürünmüş, güzel de olmuş. Bu ikiliye eşlik eden 2 tane de bayan oyuncu var. 1. Emma Stone, 1988 doğumlu. Hem oyunculuğu, hem de güzelliği de tıpkı soyadı gibi... Onun yanında da Abigail Breslin diye 1996 doğumlu bi' kız var ki dostlar başına. İleride adını sık sık duyacağız sanırım.

Tüm bu güzelliklerle birlikte, Amber Heard ve Bill Murray'ın ufacık rolleriyle renk kattığı bu filmi kaçırmayın derim ben. Unutmadan "Clown Zombie" rolüyle Derek Graf'ı da ekleyeyim. Yorgun bi' anınızda dinlenmek için izleyebileceğiniz cinsten bi' film.






28 Aralık 2009 Pazartesi

Lost in Translation (2003)


Bob: I don't want to leave.Charlotte: So don't. Stay here with me. We'll start a jazz band.
Lise aşkları gibi masum ve itiraf etmesi zor bi' aşkın tanımı bu film...

İşte dün geceye de Lost in Translation filmini izlemek nasip oldu. Gerçi O'ndan ziyade, The Godfather filmleri, The Conservation, Apocalypse Now, Dracula gibi efsanevi filmlerin yönetmeni Francis Ford Coppola'nın kızı Sophia Coppola'yı ölçme isteği ve bunu da hem yazarı hem yönetmeni hem de prodüktörü olduğu oskar ödüllü bi' film ile yapma fırsatı daha ağır bastı. Belirtmek gerek, bu türü pek sevmememe rağmen yine de keyifli zaman geçirdiğim bi' film oldu. Özellikle Bill Murray'nin ve Scarlett Johansson'un performansları "Ya kapatayım da uyuyayım artık..." şeklinde düşünmememi sağladı ki zaten Sophia Coppola'nın da ne kadar iyi bi' yönetmen olduğunu görmem de bana ayrı bi' keyif kattı.

Filmin konusu da çok acayip. Japonya'ya, istemsizce de olsa, 2 milyon $ karşılığında bi' viski reklamında oynamak için 2 haftalık bi' seyehat etme zorunluluğu bulunan, hali vakti yerinde bi' orta yaşı birazcık geçmiş evli bi' erkek ile yine Japonya'da istemsizce, sırf kocasının işi gereği ikamet etmek zorunda kalan genç bi' kadının yaşadığı ilişki ve bu ilişkinin detaylarının dayandığı masum aşk anlatılıyor. Gerçekten de farklı bi' hikaye.