Milla Jovovich etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Milla Jovovich etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ağustos 2010 Pazartesi

Stone (2010)

Şu anda acınası bir haldeyim. Hoparlörleri olmayan bir bilgisayarda, Robert De Niro ve Edward Norton'un, Milla Jovovich ile birlikte başrollerini paylaşacakları Stone filminin fragmanını izliyorum(Niro ve Norton daha önce The Score adlı filmde de birlikte anılmışlardı. Bunu da bilin istiyorum.). Bu sessiz fragmanlardan anladığım kadarıyla deli bir film geliyor. Suç filmi. Böyle ikili oynayan bir kadın felan, güzeldir bu tarz şeyler. Bir de Edward ve De Niro gibi iki ismi, o Jovovich adlı insanlık dışı kadınla birlikte izlettirme vaadederse, izlenmesi kaçınılmaz oluyor. Olmuyor değil.

İş ve özel hayatımdaki yoğunluklar sebebiyle biriken filmlere bir de bu eklendi. Hoş, çarşamba günü Inception ve The Expendables filmlerini izleme ihtimalim var ama onlar harici yine bir yığın film var izlemem gereken. İşte Machete, The Last Exorcism, The American, Tamara Drewe(L), Splice ilk aklıma gelenler. Ne yapacağım hiç bilmiyorum. En son şöyle ağız tadıyla bir film izlemeyeli ne kadar oldu, onu dahi çıkaramıyorum. Öyle ki ben günde 1 film izlemeden uyuyamayan bir insandım. Şimdi düştüğüm şu duruma bakın.

"Hayat :)"

(LOL)

30 Mayıs 2009 Cumartesi

The Fifth Element (1997)

Aralık 87 doğumluyum. Benim jenarasyon için, başlığı okuduğunuzda aklınıza gelen şeyi söyleyeyim; Turuncu Saçlı Kız. :). Bizim çocukluğumuzun filmiydi. Cem Yılmaz'ın ise gençliğinin filmi olsa gerek. Bu yazıyı okuyup da, G.O.R.A.'yı izlememiş yoktur heralde. :).

Neyse, filme geçelim. Léon'u bilirsiniz. O'nun yönetmeni Luc Besson'un filmi bu da. Aslında bu adamı iyi bi' incelemek lazım. En azından iyi filmlerini tarihsel biçimde aktarmaya çalışayım. Bence en iyi filmini 1990 yılında çekti. Adı Nikita'ydı. 4 sene sonra Léon geldi. Bu da gözümde efsane filmlerin arasındadır. Daha sonra da bu, 1997 yılı ve The Fifth Element... Gözümdeki en iyi 3 filminin en son sıradaki.

Aslında hafızalarımızı zorlarsak, en azından benim için, uçan araba resmi, ilk defa bu filmle kafama girdi. Zaten bu tarz, tabiri caizse "gelecekten kesitler sunan" filmleri beğenip beğenmek için kafamda oluşturduğum kıstas, yönetmenin ve biraz da senaristin kafalarında oluşturdukları gelecek resmidir. Yani bunu ne kadar iyi verebiliyorlar? Teknolojinin geleceği boyutları, izleyiciye ne raddede yansıtıyorlar... Misal vermek gerekirse, bu filmde bu örnekler için Bruce Willis'in canlandırdığı karakter Korben Dallas'ın evine dikkat edebilirsiniz. Araçlar zaten süper. Trafik enfes. :)

Tabi bi' Hollywood filmi olmasından ötürü içinde barındırması gereken şeyleri de içinde barındırıyor. Propaganda ve gereksiz, herkesin zaten bildiği sevgi dolu ve savaş karşıtı mesajlar. İşte Amerikalı bi' adam dünyayı kurtarır, güzel kız savaştan tiksinmiştir, 2200 küsür yılında Amerikan başkanı çirkin bi' zencidir, McDonald's zincirleri hala daha hayattadır ve bunlar gibi şeyler. Her ne kadar tiksinsem de, artık alıştım. Görmezden gelebiliyorum.

Madem filmin falsolarına değindim. Güzel yanlarını da yazmam lazım. Yani filmde görmeniz gereken birkaç ayrıntı. Bi' kere kafadan Turuncu Saçlı Kız(Milla Jovovich)'a odaklanmanız şart. Chris Tucker'ın oynadığı radyocu Ruby Rhod'u da kesinlikle görmeniz ve birazcık gülmeniz lazım. Maïwenn Le Besco'nun canlandırdığı garip şey, Diva(!) ses resitalini dinlemeniz lazım. Üşenmezsem kesip koyarım buraya vidyosunu. Bruce Willis ve Luc Besson'un kötü adamı Gary Oldman'in performansı şahane. Aslında genel anlamda iyi bi' oyuncu kadrosu var. Son olarak, Leeloo ve Korben Dallas arasında geçen enfes "big ba-dah boom" muhabbetine de şahit olmanız gerekiyor.