Frank Lucas etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Frank Lucas etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mayıs 2009 Cumartesi

The Fifth Element (1997)

Aralık 87 doğumluyum. Benim jenarasyon için, başlığı okuduğunuzda aklınıza gelen şeyi söyleyeyim; Turuncu Saçlı Kız. :). Bizim çocukluğumuzun filmiydi. Cem Yılmaz'ın ise gençliğinin filmi olsa gerek. Bu yazıyı okuyup da, G.O.R.A.'yı izlememiş yoktur heralde. :).

Neyse, filme geçelim. Léon'u bilirsiniz. O'nun yönetmeni Luc Besson'un filmi bu da. Aslında bu adamı iyi bi' incelemek lazım. En azından iyi filmlerini tarihsel biçimde aktarmaya çalışayım. Bence en iyi filmini 1990 yılında çekti. Adı Nikita'ydı. 4 sene sonra Léon geldi. Bu da gözümde efsane filmlerin arasındadır. Daha sonra da bu, 1997 yılı ve The Fifth Element... Gözümdeki en iyi 3 filminin en son sıradaki.

Aslında hafızalarımızı zorlarsak, en azından benim için, uçan araba resmi, ilk defa bu filmle kafama girdi. Zaten bu tarz, tabiri caizse "gelecekten kesitler sunan" filmleri beğenip beğenmek için kafamda oluşturduğum kıstas, yönetmenin ve biraz da senaristin kafalarında oluşturdukları gelecek resmidir. Yani bunu ne kadar iyi verebiliyorlar? Teknolojinin geleceği boyutları, izleyiciye ne raddede yansıtıyorlar... Misal vermek gerekirse, bu filmde bu örnekler için Bruce Willis'in canlandırdığı karakter Korben Dallas'ın evine dikkat edebilirsiniz. Araçlar zaten süper. Trafik enfes. :)

Tabi bi' Hollywood filmi olmasından ötürü içinde barındırması gereken şeyleri de içinde barındırıyor. Propaganda ve gereksiz, herkesin zaten bildiği sevgi dolu ve savaş karşıtı mesajlar. İşte Amerikalı bi' adam dünyayı kurtarır, güzel kız savaştan tiksinmiştir, 2200 küsür yılında Amerikan başkanı çirkin bi' zencidir, McDonald's zincirleri hala daha hayattadır ve bunlar gibi şeyler. Her ne kadar tiksinsem de, artık alıştım. Görmezden gelebiliyorum.

Madem filmin falsolarına değindim. Güzel yanlarını da yazmam lazım. Yani filmde görmeniz gereken birkaç ayrıntı. Bi' kere kafadan Turuncu Saçlı Kız(Milla Jovovich)'a odaklanmanız şart. Chris Tucker'ın oynadığı radyocu Ruby Rhod'u da kesinlikle görmeniz ve birazcık gülmeniz lazım. Maïwenn Le Besco'nun canlandırdığı garip şey, Diva(!) ses resitalini dinlemeniz lazım. Üşenmezsem kesip koyarım buraya vidyosunu. Bruce Willis ve Luc Besson'un kötü adamı Gary Oldman'in performansı şahane. Aslında genel anlamda iyi bi' oyuncu kadrosu var. Son olarak, Leeloo ve Korben Dallas arasında geçen enfes "big ba-dah boom" muhabbetine de şahit olmanız gerekiyor.

8 Şubat 2009 Pazar

Frank Lucas, American Gangster (2007) #2

Nadir bi' şey, siyah mayfa babası... İlk izlediğimde aklıma gelen şey; bu karakterin (-ki gerçek bi' karaktere dayanır.) Tony Montana ve Don Vito Corleone karakterlerinin tam ortasında olması. Don Vito Corleone, silah dahi taşımayan. Düşmanlarıyla yüz yüze bile gelmeyecek kadar sığ ve sakin bi' kişi. Dostluklara önem veren ve dostlarını kaybetmekten pek hoşlanmayan bi' kişi. İşte zamanında Marlon Brondo canlandırmış... Tony Montana ise Al Pacino'nun canlandırdığı, en iyi dostunu gözünü kırpmadan öldürebilen. Dostlarıyla sadece dost olduğu için dost olan. Mantığından ziyade daha çok duygularıyla hayatına yön veren, psikopat bi' adam. Fakat Frank Lucas, tam ikisinin ortası. Bazı zaman, aile partisinde içkiyi biraz kaçıran yeğenini piyano kapağı kullanmak suretiyle ağız burun dövebilen, ancak aynı zamanda da düşmanını dolaylı yollardan da tehdit etmeyi iyi bilen. Ticarete kafası basan, yetenekli bi' adam. O'nu da D. Washington canlandırmıştı. Bu karakteri seviyorum, her ne kadar...