Benicio Del Toro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Benicio Del Toro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Eylül 2011 Pazartesi

Basquiat (1996) #2

"The Whole Livery Line Bow Like This With The Big Money All Crushed into These Feet!"
Haiti asıllı Fransız. J. M. Basquiat diye de bilinir. 12 Ağustos 1988'de yüksek doz eroinden hayata gözlerini yumdu. Öldüğünde tam 27 yaşındaydı. Bu kısacık ömrüne, Andy Warhol ile kankalık ve Madonna ile aşk yaşantısı da sığdırdı. Bildiğim kadarıyla görsel sanat tarihine imzasını atmış tek siyahi kendisi. "Madonna ile aşk..." demiştim ya, şu alttaki de birlikte karelendikleri bir an.


Gerçek bir sanatçının hayatını bir sanat eseriyle anlatmak zor olsa gerek. :). Julian Schnabel cesaret edip çekmiş. Geçen sene de yine Basquiat'ın bir belgeselini çekmişti. Henüz izleme fırsatı geçmedi elime ama bu filmi yıllardır izlemek istediğim için, önceliği bundan kullandım. Kronoloji meselesi. Neyse. Açıkcası çok şaşırdım, çünkü gerçekten çok esaslı bir oyuncu kadrosuna sahipti. Gary Oldman'dan tutun, Benicio Del Toro'ya, Willem Dafeo'den tutun Claire Forlani'ye kadar bir çok kaliteli isim, sanat dünyasında adı geçen birçok ismi canlandırıyordu ki izlemesi çok keyifliydi. Benicio Del Toro'nun karakteri zaten inanılmazdı. Başrolde ise Jeffrey Wright vardı. O da enteresan bir şekilde, Basquiat'a benziyor. Çok da başarılı buldum kendisini. Özellikle vücut dilini bu kadar muhteşem kullanan bir başka oyuncuya uzun süredir rastlamamıştım. Keyif aldım.

Zaten çok fazla merak ettiğim bir insanın filmini izlemek de ilginç bir deneyimdi. Birçok şey öğrendim. Mesela Basquiat'ın gerçek bir manyak olduğunu. Mesela bence filmin en etkileyici sahnesi, Basquiat'ın bir orospudan aldığı eşarpı, sevgilisine hediye olarak götürmesiydi. Bir de röportaj sahnesi kaçmamalı.

Son olarak da filmi izlemek isteyenler için, altyazı dosyasından çıkan bir belge var. Onu paylaşmam lazım;

* SAMO; Jean Michel Basquiat'ın imzası. Açılımı SAMe Old shit. * Plush, safe he think; Basquiat'ın şöhret ve paranın önemsizliğini, bunlara güvenmemek gerektiğini vurguladığı meşhur sözü. * Willie Mays; ABD'de sevilen bir beyzbol oyuncusu. Bu arada Saddle River, New Jersey'dedir. :-)

















5 Haziran 2010 Cumartesi

Sin City (2005)

Şu adresteki posterlerden satın alıp bana hediye etmek isteyecek kişiler çıkabilir. :))

Sesli güldüm;
Dwight: Miho. You're an angel. You're a saint. You're Mother Teresa. You're Elvis. You're God. And if you'd shown up about ten minutes earlier, we'd still have Jackie-Boy's head.
Bayağı oluyor. 27 Aralık 2008'de izlemişim. Sanırım bu 3. defa oldu. Yine hayran kaldım. Blogdaki Sin City (2005) adlı etikete tıkladığımızda birkaç post göze batıyor. Direkt filmi yazdığım ise burada. En sevdiğim filmlerdendir. Sinema dünyasında bir ilk mi bilmiyorum ama bir Frank Miller tarzı olduğu kesin. O çizgi-roman efektleri, o hikaye ve o müthiş oyuncu kadrosu. Aslında bu yazı da size kadroyu tanıtmak istiyorum. Sanırım hepsi böyle bir yapımın içerisinde bulunmak istemiş olsalar gerek ki biraraya gelmişler. Aklımdaki karakterlerin hepsini yazacağım.
  • Jessica Alba; Nancy adlı bir karakteri canlandırdı. Kendisini zaten biliyorsunuz. Güzel kızdır, hoştur, bilmem nedir ama oyunculuk anlamında hiç sevmem. Zayıftır yani. Bu filmin de en zayıf halkası O'ydu. Fakat göbekteydi. Değinmek lazım.
  • Devon Aoki; Filmdeki soğuk kanlı katil Miho'yu canlandırdı. Şiir gibiydi resmen. Sin City'den başka elle tutulur bir projede görmedim kendisini. Hatta 2. ve 3. filmde de yok sanırım. Bu üzücü. Neyse, bir de şunu okuyun.
  • Alexis Bledel; Günah dolu bir şehrin, günah dolu insanlarının arasında kalmış iki yüzlü, mavi gözlü ve çirkin mi çirkin bir kızdı. Adı da Becky'di. Tabi çoğusu O'nun çok güzel olduğunu düşünüyor ama olsun. :). En son The Good Guy diye bir filmin başrolünde oynamış, az önce gördüm. O filmi de merak ettim doğrusu, 8 küsür oy almış.
  • Rosario Dawson; Gail, :)). Hakkında fazla konuşmaya gerek yok galiba. Quentin Tarantino'nun da Robert Rodriguez'in de fetiş oyuncusudur. Death Proof'da da izlemiştik. 25th Hour, Clerks II, Seven Pounds*... Büyük oyuncu. Hatta belki de gelmiş gemiş en iyi siyah kadın oyuncu.
  • Benicio Del Toro; Jackie Boy... Şımarık, kötü polis. Miho'dan belasını buluyor. Porto Riko asıllı Del Toro'yu daha önce The Usual Suspects, Stach., 21 Grams, Traffic gibi filmlerden hatırlarız. Ha unutmaddan, bir de The Wolfman. :).
  • Michael Clarke Duncan; Manute... The Green Mile filminin devi de ufak bir rol almıştı.
  • Carla Gugino; Lucille... Çok yakışmıştı bu karakter O'na. Tıpkı çıplaklığın kendisine yakıştığı gibi. Yine büyüleyiciydi.
  • Josh Hartnett; O da vardı. Karakteri bile yoktu ama vardı yani. Takılıyordu öyle. "Would you care for smoke?"
  • Jamie King; Şu filmi izlediğim günden beri bir aşktır benim için. Goldie/Wendy. Etiketlerden adına tıklarsanız, hakkında başka postlara da rastlayabilirsiniz. Emin değilim ama...
  • Michael Madsen; Bob... Kötü polis... Zaten kötü polisler hep Bob olur. Rezervoir Dogs filminin süperi, gelmiş geçmiş en baba Underratted adamlardan birisidir kendisi. Quentin Tarantino'nun adamlarındandır. Zaten bu filmde de minicik bir rolü var.
  • Brittany Murphy; Shellia... O da özletti kendisini. Toprağı bol olsun.
  • Clive Owen; Dwight... Filmin bir kısmı O'nun üzerinden döndü. Çok iyi bir oyuncudur bence de sırf Monica Bellucci kovalayabilmek için saçma sapan filmlerde yol almasa olmaz. Acayip adamsın vesselam.
  • Mickey Rourke; Dev adam, Marv. Çok klit bir karakterdi O da. Hayran bıraktı resmen. Sonrası kötü ama... :(
  • Nick Stahl; Roark Jr/Yellow Bastard: İlk karakter hadi neyse. Fakat O'nun mutantı Yellow Bastard olayında müthiş başarılıydı. Tıpkı kalemle çizilmiş gibi duran bir karakteri o kadar gerçek yansıtmış ki ağzım açıkta kaldı. Tabi ilk izlediğimde... :))
  • Elijah Wood; Kevin... Bu psikopat, sessiz, hızlı, sinsi ve kanibal karaktere diyecek laf yok. Enfesti. Rol mimiklere kadar Elijah Wood'a süper gitmiş. Sonu kötü bitti ama yine de çok ama çok çok iyiydi.
  • Bruce Willis; Oha, az daha unutuyordum. Ceza bana, yazmıyorum. Ahaha...
Aklıma gelmeyen başka karakter var mı, şu an bilmiyorum. Figüranlar felan da çok iyidi. Film görüntü anlamında zaten bir çığır açmış. Senaryosu da klasik çizgi roman tarzı. Buz gibi bir giriş, güzel bir kadın ve O'nun güzel sırtı. Bir suikast. Hakeden, hakettiğini bulur.

Heralde 7-8 ay sonra bir daha izlerim ben bunu. :)).






















21 Şubat 2010 Pazar

The Wolfman (2010)

Sherlock Holmes vizyondan kalkmıştı. Ben "Ejder Kapanı'na mı girsek?" dedim, O kabul etmedi.

Joe Johnston yönetmiş. 1999, October Sky filminin yönetmeni. Şimdi bu tip "Batman", "Superman", "Wolverine" gibisinden süperkahraman hikayelerine, Christopher Nolan'ın Batman: The Dark Knight filminin, olumlu yönde, etkisi oldu. Herkes "Demek ki bu tip süperkahraman ve/veya doğa üstü yaratık filmleriyle de gerçek izleyicinin dikkatini çekebiliyormuşuz." demişler gibisinden bu filmlerin yönetmenleri de olayın kolayına kaçmak yerine, işlerine felsefe katmaya başladılar. Bu filmde de o nokta dikkatimi çekti yani.

Ayrıca yönetmenleri bi' tarafa bırakıp, oyunculara döndüğümüzde de durum aynı. Eskiden "Patlamaya yapmaya çalışan oyuncular için" şeklinde tanımlanan bu filmleri bugün en harbi oyuncular bile reddetmiyorlar. Hadi Anthony Hopkins ömrü boyunca psikopat kötü lider adamı oynamaktan hiç kaçmadı ama kanatimce müthiş bi' oyuncu olan Porto Rikolu Benicio Del Toro'nun böyle bi' şekli hiç yok. (Sin City'deki sineklik miktar hariç.). Anthony Hopkisn ve Benicio Del Toro'nun yanında da, o klasik elbiseler içerisinde gözüme bi' başka gözüken (The Young Victoria 2009'da da öyleymiş sanırım...)Emily Blunt ile Matrix'in Ajan Smith'i Hugo Weaving vardı ve böyle sıradan bi' filmde oyunculuğa doydum açıkcası.

Filmdeki kurtadam tasfiri de iyiydi. 2 kurtadamın birbirleriyle dövüşmeleri, bunların baba-oğul olmaları ve Anthony Hopkins'in oyunculuk dersi çok iyiydi.

Filmi övemiyorum. Zaten dar çerçeveli bi' hikaye olan Kurtadam'dan fazlasını beklemek de yanlış olurdu. Sonuçta Kurtadam bu, yapacağı şey vahşet, parçalamak, karın deşmek, kafa uçurmak ve bunlar gibi şeyler. Eğer bunları görmeye eyvallahınız varsa, bunlar filmde mevcut, gönül rahatlığıyla gidebilirsiniz.

Ama ben demiştim Ejder Kapanı'na gidelim diye. :(