Clive Owen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Clive Owen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Haziran 2010 Cumartesi

Sin City (2005)

Şu adresteki posterlerden satın alıp bana hediye etmek isteyecek kişiler çıkabilir. :))

Sesli güldüm;
Dwight: Miho. You're an angel. You're a saint. You're Mother Teresa. You're Elvis. You're God. And if you'd shown up about ten minutes earlier, we'd still have Jackie-Boy's head.
Bayağı oluyor. 27 Aralık 2008'de izlemişim. Sanırım bu 3. defa oldu. Yine hayran kaldım. Blogdaki Sin City (2005) adlı etikete tıkladığımızda birkaç post göze batıyor. Direkt filmi yazdığım ise burada. En sevdiğim filmlerdendir. Sinema dünyasında bir ilk mi bilmiyorum ama bir Frank Miller tarzı olduğu kesin. O çizgi-roman efektleri, o hikaye ve o müthiş oyuncu kadrosu. Aslında bu yazı da size kadroyu tanıtmak istiyorum. Sanırım hepsi böyle bir yapımın içerisinde bulunmak istemiş olsalar gerek ki biraraya gelmişler. Aklımdaki karakterlerin hepsini yazacağım.
  • Jessica Alba; Nancy adlı bir karakteri canlandırdı. Kendisini zaten biliyorsunuz. Güzel kızdır, hoştur, bilmem nedir ama oyunculuk anlamında hiç sevmem. Zayıftır yani. Bu filmin de en zayıf halkası O'ydu. Fakat göbekteydi. Değinmek lazım.
  • Devon Aoki; Filmdeki soğuk kanlı katil Miho'yu canlandırdı. Şiir gibiydi resmen. Sin City'den başka elle tutulur bir projede görmedim kendisini. Hatta 2. ve 3. filmde de yok sanırım. Bu üzücü. Neyse, bir de şunu okuyun.
  • Alexis Bledel; Günah dolu bir şehrin, günah dolu insanlarının arasında kalmış iki yüzlü, mavi gözlü ve çirkin mi çirkin bir kızdı. Adı da Becky'di. Tabi çoğusu O'nun çok güzel olduğunu düşünüyor ama olsun. :). En son The Good Guy diye bir filmin başrolünde oynamış, az önce gördüm. O filmi de merak ettim doğrusu, 8 küsür oy almış.
  • Rosario Dawson; Gail, :)). Hakkında fazla konuşmaya gerek yok galiba. Quentin Tarantino'nun da Robert Rodriguez'in de fetiş oyuncusudur. Death Proof'da da izlemiştik. 25th Hour, Clerks II, Seven Pounds*... Büyük oyuncu. Hatta belki de gelmiş gemiş en iyi siyah kadın oyuncu.
  • Benicio Del Toro; Jackie Boy... Şımarık, kötü polis. Miho'dan belasını buluyor. Porto Riko asıllı Del Toro'yu daha önce The Usual Suspects, Stach., 21 Grams, Traffic gibi filmlerden hatırlarız. Ha unutmaddan, bir de The Wolfman. :).
  • Michael Clarke Duncan; Manute... The Green Mile filminin devi de ufak bir rol almıştı.
  • Carla Gugino; Lucille... Çok yakışmıştı bu karakter O'na. Tıpkı çıplaklığın kendisine yakıştığı gibi. Yine büyüleyiciydi.
  • Josh Hartnett; O da vardı. Karakteri bile yoktu ama vardı yani. Takılıyordu öyle. "Would you care for smoke?"
  • Jamie King; Şu filmi izlediğim günden beri bir aşktır benim için. Goldie/Wendy. Etiketlerden adına tıklarsanız, hakkında başka postlara da rastlayabilirsiniz. Emin değilim ama...
  • Michael Madsen; Bob... Kötü polis... Zaten kötü polisler hep Bob olur. Rezervoir Dogs filminin süperi, gelmiş geçmiş en baba Underratted adamlardan birisidir kendisi. Quentin Tarantino'nun adamlarındandır. Zaten bu filmde de minicik bir rolü var.
  • Brittany Murphy; Shellia... O da özletti kendisini. Toprağı bol olsun.
  • Clive Owen; Dwight... Filmin bir kısmı O'nun üzerinden döndü. Çok iyi bir oyuncudur bence de sırf Monica Bellucci kovalayabilmek için saçma sapan filmlerde yol almasa olmaz. Acayip adamsın vesselam.
  • Mickey Rourke; Dev adam, Marv. Çok klit bir karakterdi O da. Hayran bıraktı resmen. Sonrası kötü ama... :(
  • Nick Stahl; Roark Jr/Yellow Bastard: İlk karakter hadi neyse. Fakat O'nun mutantı Yellow Bastard olayında müthiş başarılıydı. Tıpkı kalemle çizilmiş gibi duran bir karakteri o kadar gerçek yansıtmış ki ağzım açıkta kaldı. Tabi ilk izlediğimde... :))
  • Elijah Wood; Kevin... Bu psikopat, sessiz, hızlı, sinsi ve kanibal karaktere diyecek laf yok. Enfesti. Rol mimiklere kadar Elijah Wood'a süper gitmiş. Sonu kötü bitti ama yine de çok ama çok çok iyiydi.
  • Bruce Willis; Oha, az daha unutuyordum. Ceza bana, yazmıyorum. Ahaha...
Aklıma gelmeyen başka karakter var mı, şu an bilmiyorum. Figüranlar felan da çok iyidi. Film görüntü anlamında zaten bir çığır açmış. Senaryosu da klasik çizgi roman tarzı. Buz gibi bir giriş, güzel bir kadın ve O'nun güzel sırtı. Bir suikast. Hakeden, hakettiğini bulur.

Heralde 7-8 ay sonra bir daha izlerim ben bunu. :)).






















26 Mayıs 2010 Çarşamba

The Bourne Identity (2002)

Dün bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine The Bourne serisini izlemeye karar verdim. Çerezlik hesabı. Her ne kadar tırto ve klişelerle dolu bir film olsa da "CIA", "Suç" kelimeleriyle etiketlenmişliğinden gideri var. Sonuçta yasa dışı olaylar, derin devlet muhabbetleri ve bu tarz şeylerle ilgilenmemek, bizler için zor. Zaten beklentim çok düşüktü, o yüzden sıkılmadım. Elimdeki iyi filmleri biran önce izleyip tüketmemek, yani bir nevi zaman kazanmak için iyi oldu bu seri.

Mr & Mrs Smith ve Jumper filmleriyle bildiğimiz Doug Liman yönetmiş. Başrolde Matt Damon var. Hiç de sevmediğim adam yani...





16 Temmuz 2009 Perşembe

Inside Man (2006)

Spike Lee, kamuoyu şahittir ki iyi bi' yönetmen. Tarzını pek beğenmesem de kendisine saygı duyarım.

Bu film de Spike Lee'nin en iyi kadroyu kurduğu filmi. Şöyle bi' bakınca; Danzel Washington, Jodie Foster, Clive Owen, Chiwetel Ejiofor gibi oyuncuları izleyebilmek mümkün. Bu güzel ve pahalı bi' şey. Oyunculuk performansı da filme ayrı bi' güzellik katıyor. Jodie Foster'ın ne kadar dev bi' oyuncu olduğu bi' kere daha ayyukaya çıkıyor. Öbür tarafta Owen ve Washington'un yüksek baritonlardaki kahkaları insana tebessüm ettiriyor. Yani hiç yoktan oyunculuk izlemek için bile zaman ayrılabilecek bi' film.

Ayrıca sağdan soldan okuduğum makalelere de bakılırsa, en büyük bütçe kullandığı filmmiş de.

Çok fazla "banka soygunu" temalı film izlemişliğim var. Ancak rahatlıkla söyleyebilirim ki, bu aralarındaki en iyi kurguya sahip olanıydı. Birkaç farklı insani duygunun, "saygı görmek" gibi bi' sebep üzerine çalışırken, tüm güzellikleri gözardı edilebileceğine değinilmiş.

Son not; Spike Lee'nin huyudur, filmlerini çok ağır işletir. Bu da öyle bi' şey, haberiniz olsun. Ondan sonra "İzledim, hiç aksiyon yoktu!" psikolojisine girmeyin. Ha, izlemezseniz de çok şey kaybetmezsiniz. O enfes son hariç! Bi' de o filmin başında ve sonunda giren müthiş şarkı hariç! Bi' de Kim Director hariç!













6 Temmuz 2009 Pazartesi

Children of Men (2006)

"Pull my finger." - :).

Nasıl ki In Bruges filminden dolayı Colin Farrell'e ilginç bi' saygı beslemeye başladıysam, bu filmde bende bi' miktar Clive Owen sempatisi oluşturmadı değil. Ayrıca Julianne Moore ve Michael Caine ile de müthiş renk kazanmış. Enfesleşmiş adeta.

Sağlam bi' film. Hafif bilim kurgu, biraz terörizm ve suç, biraz da drama ve gizem dolu enfes bi' senaryo ile yapılmış bi' Alfonso Cuarón filmi. Bi' yönetmenlik harikası. El kamerası ile çekildiği besbelli olan ve gerilim fışkıran sahnelerde seyirciyi resmen filmin içine çeken bi' yönetmenden bahsediyorum. İzleyin, siz de farkedeceksiniz. Hafiften film-noir teması kokan bi' yarı-apokaliptik bi' film. Konusu ilginç bi' kıyamet alameti etrafında dönüyor. 18 yıldır hiçbir doğum olayının yaşanmaması üzere kıyamet senaryoları yazılan bi' Londra'da dünyaya gelebileceği en kötü yerde doğan bi' bebeğin hayatta kalması için varını yoğunu ortaya döken sıradan bi' adamın hikayesi.

Aslına bakarsanız, şahsen benim kelimelerle ifade edebileceğim kadar basit bi' film değil. Ancak en çok hoşuma giden yanı; Daha henüz ilkokul dönemlerimizde kurduğumuz çetelerin diğer elemanlarıyla birlikte hayal ettiğimiz mekan tasvirleri vardı ya... İşte bu filmin hemen hemen bütün sahneleri o tip mekanlarda geçiyor. Zaten az sonra fotoğraflarda da göreceksiniz.

"İzleyin." derim. Sevgiler...