David Bowie etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
David Bowie etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Temmuz 2012 Pazartesi

The Prestige (2006)

Yine Nolan'dan gittim. Kafayı taktım çünkü lavuğa. :)). Hele şu TDKR filmiyle iyice fitil etti beni. The Prestige'yi de uzun zamandır bekletiyordum. Dün akşama nasip oldu.

Christopher Priest diye bir adamın aynı ismindeki romanından uyarlanmış. Nolan, kardeşi Jonhatan Nolan ile birlikte düzenlemişler filmi. Tıpkı Memento'daki gibi. Ben de bugüne kadar bu filmi izlemeyişimi, tesadüfi aksiliklere bağlayabilirim. Normalde kaçmazdı yani. Zaten her sohbeti olduğunda tonla övgüye tabi tutulurdu. Hep merak ettim. Hep garipsedim. Beklentilerim de oldukça yüksekti. Zira iki tane sihirbazın birbirleriyle yaşadıkları rekabet, açıkcası benim pek ilgimi çekmiyordu. Cem Yılmaz'ın Hokkobaz filmi dahi daha fazla çekici sayılabilirdi benim için.

Neyse işte, buna benzer bir ruh haliyle bastım play butonuna. Film başladı. Her geçen saniye, beni biraz daha içine çekti. Karanlığı çok sevdiğini bildiğim Nolan'dan başka bir karanlık kompozisyon daha izliyordum ve kendimi de git gide bu kompozisyonun içerisinde buldum. "Nolan yine dehasını konuşturmuş." düşüncesini geçirdim aklımdan. Filmde bomba ayrıntılar vardı. İntikam hırsı vardı. Tüm karekterler çok zekiydi. İki sihirbazın arasındaki rekabete, paralel olarak sunulmuş olan Edison-Tesla rekabeti de insanı bir başka mest etti.

Bundan hariç, sihirbazları canlandıran Hugh Jackman ve Christian Bale'nin ufak numalardaki başarıları da ilgi çekiciydi. Bilmiyorum ama tahminime göre, ikisi de bu konuda eğitim almışlar.

Michael Caine yine her zamanki gibi harikaydı. Bayan oyuncular Scarlett Johansson ve Rebecca Hall de benim şahsen oyunculuk anlamında en çok beğendiğim iki isim. En fazla iki elin parmakları kadar bulabileceğiniz iyi bayan oyuncunun ikisini aynı filmde buluşturmak gayet başarılı bir hamle olmuş. Hugh Jackman da iyiydi. Bale'ye zaten söylenecek söz yok.

Sonu da, iskelet olarak tipik bir Nolan sonu da olsa genel anlamda oldukça ilginçti.

Bu kadar. Artık işe dönmem lazım.

"are you watching closely?"










5 Eylül 2011 Pazartesi

Basquiat (1996) #2

"The Whole Livery Line Bow Like This With The Big Money All Crushed into These Feet!"
Haiti asıllı Fransız. J. M. Basquiat diye de bilinir. 12 Ağustos 1988'de yüksek doz eroinden hayata gözlerini yumdu. Öldüğünde tam 27 yaşındaydı. Bu kısacık ömrüne, Andy Warhol ile kankalık ve Madonna ile aşk yaşantısı da sığdırdı. Bildiğim kadarıyla görsel sanat tarihine imzasını atmış tek siyahi kendisi. "Madonna ile aşk..." demiştim ya, şu alttaki de birlikte karelendikleri bir an.


Gerçek bir sanatçının hayatını bir sanat eseriyle anlatmak zor olsa gerek. :). Julian Schnabel cesaret edip çekmiş. Geçen sene de yine Basquiat'ın bir belgeselini çekmişti. Henüz izleme fırsatı geçmedi elime ama bu filmi yıllardır izlemek istediğim için, önceliği bundan kullandım. Kronoloji meselesi. Neyse. Açıkcası çok şaşırdım, çünkü gerçekten çok esaslı bir oyuncu kadrosuna sahipti. Gary Oldman'dan tutun, Benicio Del Toro'ya, Willem Dafeo'den tutun Claire Forlani'ye kadar bir çok kaliteli isim, sanat dünyasında adı geçen birçok ismi canlandırıyordu ki izlemesi çok keyifliydi. Benicio Del Toro'nun karakteri zaten inanılmazdı. Başrolde ise Jeffrey Wright vardı. O da enteresan bir şekilde, Basquiat'a benziyor. Çok da başarılı buldum kendisini. Özellikle vücut dilini bu kadar muhteşem kullanan bir başka oyuncuya uzun süredir rastlamamıştım. Keyif aldım.

Zaten çok fazla merak ettiğim bir insanın filmini izlemek de ilginç bir deneyimdi. Birçok şey öğrendim. Mesela Basquiat'ın gerçek bir manyak olduğunu. Mesela bence filmin en etkileyici sahnesi, Basquiat'ın bir orospudan aldığı eşarpı, sevgilisine hediye olarak götürmesiydi. Bir de röportaj sahnesi kaçmamalı.

Son olarak da filmi izlemek isteyenler için, altyazı dosyasından çıkan bir belge var. Onu paylaşmam lazım;

* SAMO; Jean Michel Basquiat'ın imzası. Açılımı SAMe Old shit. * Plush, safe he think; Basquiat'ın şöhret ve paranın önemsizliğini, bunlara güvenmemek gerektiğini vurguladığı meşhur sözü. * Willie Mays; ABD'de sevilen bir beyzbol oyuncusu. Bu arada Saddle River, New Jersey'dedir. :-)