Ed Harris etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ed Harris etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Mayıs 2010 Çarşamba

Absolute Power (1997)

Belki uyarlandığı kitabın verdiklerini tam hissettiremediği için fazla bilinmedi; Ancak yine de yönetmen kimliği ile The Unforgiven ve A Perfect World bombalarını ard arda patlatmış Clint Eastwood'un artık kendisini bir sinema yönetmeni olarak "en iyiler" arasında göstermesinin kanıtı sayılabilir.

Kafadan şöyle söyleyeyim; Clint Eastwood, Gene Hackman ve Ed Harris... Tüm bu güzelliğin yanında Laura Linney, Scott Glenn, Dennis Haysbert, Judy Davis, E.G. Marshall ve Melora Hardin gibi oyuncularla tadından yenmez bir hal almış. Ne bir tribal etki, ne de basitlik barındırmaksızın ve hikayeden kaçmayarak sunulmuş, Clint Eastwood'un klasına yakışan güzel bir suç filmi. Hırsız/Hırsızlık temalı.

Clint Eastwood severler için kaçınılmaz bir şey.

Sevgilerimle; Fatih The Mosquito. :)


4 Mart 2010 Perşembe

Appaloosa (2008)

Ed Harris'in yazdığı, yönettiği ve başrolünü üstlendiği bi' yapım. Son yıllarda sayısı gittikçe azalan Western türü örneklerinden. Durağan bi' senaryo, durağan bi' yönetmen işleyişi ve keyif dolu bi' film. Spaghetti Western tarzından farklı olarak, çok fazla Cowboy Trick ya da çatışma sahnesi içermiyor. Biraz da durağan tabi, olağan Western film halleri. Siz yine de Ed Harris ve Viggo Mortensen ile birlikte dünyanın en şirin insanı Renée Zellweger'i izlemek için dikkat kesilebilirsiniz. Ya da bi' kadının sebep olabileceklerine şahit olmak için... Bi' en sondaki düello sahnesi için. Viggo Mortensen ile Jeremy Irons arasındaki kapışma. (Bu arada Jeremy Irons, 2. Lolita filmindeki Humbert'i canlandıran arkadaşımız...)

İnsan ister istemez Ed Harris ile Clint Eastwood'u karşılaştırıyor fakat bence bu karşılaştırma, ilk okuk hocalarımızın da tabiriyle, elma ile armutu karşılaştırmak gibi bi' şey. Gerçi aynı kategoride olsalar, 1960'ların sonunda gerçekleşen Clint Eastwood efsanesi ile 2008 yılının Ed Harris'i karşılaştırılamaz ya işte, olsun, yokluk insana neler yaptırıyor. Son olarak da keşke Renée Zellweger şu romantik komedi olayından biraz uzak dursa. Hoş, müthiş bi' oyuncu da...







3 Aralık 2009 Perşembe

Glengarry Glen Ross (1992)

Hile, ihanet, entrikanın filmi. Yönetmen James Foley,senaryo David Mamet. Oyuncular Al Pacino, Jack Lemmon, Alec Baldwin, Alan Arkin, Ed Harris ve Kevin Spacey gibi yaşayan efsaneler. Harika kadrosu ve fantastik karakaterlerin fantastik diyaloglarıyla müthiş bi' hal almış. Özellikle Al Pacino'nun canlandırdığı Ricky Roma'nın öyle bi' repliği var ki, filmi o replik için izlemelisiniz. Şimdi o repliği sizlere aktaracağım ve fakat siz hiçbir şey anlamayacaksınız. Ta ki filmi izleyip, parçaları birleştirene kadar. İşte o replik;

"All train compartments smell vaguely of shit. It gets so you don't mind it. That's the worst thing that I can confess. You know how long it took me to get there? A long time. When you die you're going to regret the things you don't do. You think you're queer? I'm going to tell you something: we're all queer. You think you're a thief? So what? You get befuddled by a middle-class morality? Get shut of it. Shut it out. You cheat on your wife? You did it, live with it. You fuck little girls, so be it. There's an absolute morality? Maybe. And then what? If you think there is, go ahead, be that thing. Bad people go to hell? I don't think so. If you think that, act that way. A hell exists on earth? Yes. I won't live in it. That's me."
Filmin enteresan bi' yanı da, en azından benim için hayatımda gördüğüm ilk ve tek emlak dünyasıyla ilgili film bu. Bi' şey söyleyebilirim ki aklı olan bu filmi izlesin.








17 Mart 2009 Salı

The Human Stain (2003)

Bugün genel olarak rutin işleyen hayatımın en eğlenceli bölümü, yani günlük işlerimi bitirdikten sonra evime adım attığım dakika adeta uzun yıllardır film izlemiyormuşum gibi hissettim. Sonrası malum, elimde neler olduğunu kontrol ettim. İlk bakışta gözüme çarpanlar, Will Smith'in gişe rekorları kıran filmi I Am Legend, Coel Brothers diye andığımız kardeşlerin 2 filmi (Ladykillers ve The Big Lebowski) ve 2008'in iddialı filmlerden Twillight'e sahip olduğumu gördüm. Daha sonra da bu The Human Stain dikkatimi çekti. Durup dururken merak ettim ki hiç huyum değildir. Hangisi düşerse O'nu izlerim fakat bu defa öyle yapmadım. Açtım IMDb'yi kontrol ettim. Bu filmi, diğer filmleri izlemek yerine, seçmemin birkaç sebebi vardı. 1.'si 1 Romandan uyarlanmıştı. 2.'si enfes oyuncu kadrosuydu. Takdir edersiniz ki bi' Hopkins'i, bi' Kidman'ı, bi' Ed Harris'i ve bi' Gary Sinise'ı öyle her zaman izlemek nasip olmuyor.

Filmi Robert Benton adlı bi' ağabey yönetmiş. Roman ise Philip Roth'a ait. -Aynı kişinin başka bi' romanından American Pastoral adlı bi' filmide, 2009 ortalarında vizyona girecek. En azından şimdilik elimdeki bilgi bu yönde.- Romanı senaryolaştıran 1945 doğumlu ve Nicholas Meyer adlı bi' sinemacı.

Az önce de belirttim. Oyuncu kadrosu harika. Doğal olarak oyunculuk da öyle ki bunun üzerine de kaliteli bi' hikaye oturunca iyice tadından yenmez bi' hal almış film. Konusu ise aşağı yukarı, Tek bir kelime yüzünden hayatı mahvolan ve her şeyini kaybeden bi' adamın, ölümcül derecede tehlikeli, yine aynı adamın tabiriyle "ateş gibi bi' kadın" ile tanışması ve bunun ardından da koskocaman bi' adam olarak yeniden aşık olmasıyla başlayan bi' hikaye. Gerçi filmi izleyince anlayacaksınız ki, filmin başı-kıçı belli değil. Hikaye iyice yayılmış ve çok ağır işliyor. Tabi bu cümleden dolayı, "Öf ya, kim izleyecek böyle ağırbaşlı, aşırı ciddi filmi..." gibisinden bi' fikre kapılmayın. Oyunculuk o kadar iyi ki, gözünüzü ekrandan ayıramayacaksınız.









Not: Şu yazıdan sonra bu filmi izlemem de ilginç bi' tesadüf oldu.

Not2: Nicole Kidman'ın canlandırdığı Faunia Farley adlı karakterden bi' yandan tiksinecek, bi' yandan da söz konusu karaktere içten içe saygı ve sevgi besleyeceksiniz.

Not3: Ece, senin izlemen lazım bu filmi. Sonra çok dua edeceksin bana...