10 Aralık 2012 Pazartesi

The Tall Man (2012)


Pascal Laugier'in üçüncü uzun metraj filmi. Diğer ikisinde de olduğu gibi bunun da hem senaryosunu hem de yönetmenliğini üstlenmiş. En sevdiğim yönetmen tarzı bu işte! Bu filmlerin birincisini henüz görmedim ama Pascal'ı tanımama vesile olan ikinci filmi Martyrs'i izledikten sonra, bu adama kafayı takmıştım. Bu filmi de izlemek için sabırsızlanıyordum. Bugün kısıtlı bir zaman dilimine sıkıştırıp, izledim. Hoş, bu tercihim belki de filmi %100 yakalayamama sebep oldu ama olsumn. Birara tekrar izleyip, filmi iyice kavrayabilmeyi de planlıyorum. Eğer öyle bir şey olursa, ikinci bir yazıyla atladığım şeyleri eklerim.

Bir adam düşünün; Bir doğum sahnesinde ufacık bir bebek oynatabiliyor. Yani, doğum anındaki bebek büyük ihtimalle maketti ama daha sonra annesinin kucağında uyuyan şey sahte değildi yani. Adam resmen bir bebek kullanmış. Tıbben bu durumu açıklayacak kadar bilgi sahibi değilim ama benim tahminim oldukça riskli bir iş. Tabi bunları göze alabiliyorsanız, istediğiniz çekebilmeyi ve Pascal olmayı başarabiliyorsunuz. Mesela "Martyrs!" denildiği zaman, insanların aklına gelen ilk şey, o işkence görmüş kızın işkence gördüğü mekandan kaçarkenki perişan görüntüsü gelir. Neden? Çünkü çok vurucu ve insanların bam teline dokunan bir sahne olduğu için. Adamın en iyi yaptığı iş bu. Bu filmde de öyleydi. Özellikle bunu Jessica Biel üzerinden çok teknik bir şekilde gerçekleştirmişti. Neredeyse filmin başından sonuna kadar yara, bere, kan, şişik, yırtık, kırık eksik olmadı.

Aslında filmi açtığımda, ilk kırkbeş dakika kafamda tek bir soru belirdi, "Bu filmin gidişi değişecek mi?". Bu soruyu kendi kendime sordum çünkü çoook ümitler bağladığım Pascal'ın böyle klişe bir film yaptığını görmek beni gerçekten şaşırtmış ve hattta hayal kırıklığına uğratmıştı. Her şey çok basit ilerliyordu. Zira baktığınız zaman film, "Küçük bir kasabadaki gizemli olaylar..." çerçevesinde ilerliyordu ki bu durum filmin hemen hemen yarısına geldiğimiz anda öyle bir değişti ki, Pascal filmdeki bütün objelerin yerini değiştirerek izleyiciyi filme bir kere daha bağladı. Böylece ilgiyi ve algıyı artırarak istediklerini aktarmayı azami ölçüde kolaylaştırdı. Bu dediğim hamlesinden sonra film öyle bir temaya girdi ki o ana kadar "GERİLİM/GİZEM" filmi diye lanse edilen ve hatta ismi de adeta, çok afedersiniz, b*k varmış gibi "SIR" diye sunulan film, belki de sinema tarihinin en iyi sistem eleştirilerinden birini yapmış oldu. (Bunun da ana objesi, geleceğimiz yavrularımız olduğu için, seyirci üzerindeki etkisi bambaşka oldu tabi...)

Bu yazıyı okuyan herkesin bu filmi bir şekilde edinip izlemesini tavsiye ederim. İzleyin ki böyle bir sistem eleştirisini sunarken hem konuşmacıyı hem de filmdeki gözü, yani olayları seyirciyle gören karakteri, dilsiz bir çocuk vasıtasını kullanma dehasına, harika kurguya, yine seyirciye oldukça yüksek bir gerçekçilik ile yaşattığı linç girişimi sahnesine ve THE TALL MAN EFSANESİNİN ORMANDAKİ YAPISINDAKİ OBJELERİ FİLMİN GİRİŞİNDEKİ CASTING YAZILARI ESNASINDA KENDİ İSMİNİN YANINA KOYMASINA şahit olmayı kaçırmayın.

Okuduğunuz için teşekkür ederim, saygılar. Fotoğraflara da tek tek bakın, hepsi birer süpersonik sahneler.









8 Aralık 2012 Cumartesi

Jin líng shí san chai (2011)



Çin'in en meşhur yönetmenlerinden olan ve Ying xiong, nam-ı diğer Hero filminin de yönetmeni olan Yimou Zhang'in Christian Bale'i başrole koyarak çektiği güzel film. (Sözlük tanımı yaptım.)

Şimdi film hakkında birçok şey söylenebilir. Mesela "Amerikan yine adaleti sağlayan/kurtarıcı pozisyonundaydı.", "Japonlar, tıpkı yıllardır Nazilere uygulandığı gibi, karalama kampanyasına tabii tutulmuşlardı." ve bunlar gibi eleştiriler getirilebilir. Bunlara da hak vermemek imkansız. Fakat her ne olursa olsun, özellikle artık benim gibi sinemanın bu kısmından tiksinmiş kişilerce çok büyük keyifle de izlenebilecek bir film bir kere...

Mesela ilk olarak söyleyebilirim ki; film beklediğimin tersine, tarihi bir savaşı anlatmıyordu. Bu benim için bir artı oldu zira savaş filmlerinden pek hoşlanmıyorum. O yüzden uzun süredir bekletiyordum. Daha sonra filmi tüm bu olumsuzluklara rağmen, yönetmeni ve Bale için izlemeye karar verdim. Üstüne bir de filmin bir savaş filminden ziyade bir savaşın ortasındaki bir katliamın tam içinde bulunan bir kilisede mahsur kalmış, bir grup öğrenci, bir grup fahişe ve bir adamın onur mücadelesine değinen, ilginç bir film olduğunu görmem keyfime keyif kattı diyebilirim. Tabi, böyle ciddi bir tarihi olayı tarafı ülkelerden birinin vatandaşı olan bir yönetmenin yorumuyla izlemek, birazcık mide bulandırıcı olsa da filmi izledikten sonra internetten ulaşabileceğiniz sayısız kaynak ile kendi yorumunuzu da oluşturabilirsiniz. Yazının da en sonunda, minik bir google seferinin sonucunda ulaştığım birkaç kaynak link'i sizlere sunacağım.

Neyse, şimdi benim birkaç tane söylemek istediğim şey var. Onları aktarayım.

Öncelikle, filmi beğendiğimi bir kere daha yineleyeyim. İyiydi. Belki konunun ciddiyetinden olsa gerek, yönetmen Hero filmindekinin aksine, sanatsal anlatımdan kaçınmış, daha çok sadeliğe yönelmişti ki bu aslında filmi yönetmenin Hero filmindeki performansının yüzü suyu hürmetine izleyenleri rahatsız edecek bir ayrıntıyken, filmin konusuyla olan uyumu ile bu durum toparlanmış ve daha çok keyif veren bir hal almıştı. Bu da ekstra puan kazandırdı. Ayrıca "Nanking Katliamı" ile alakalı daha fazla bilgi sahibi olma güdüsü oluşturduğu için de minnettarlık hissi doğurdu bende.

Yönetmenimiz, filmde bu katliamın en meşhur ve iğrenç olan yanı tecavüze çokca yer verilmişti. İnsanın kanını donduran, "Ulan insanlar bu noktaya nasıl gelebilirler? Sonuçta büyük devletlerin de üzerlerinde olan, sözde büyük özde aşağılık kurumların istedikleri doğrultusunda oluşan bu şartlar(savaşlar...), nasıl olur da insanoğlunu bu kadar rezil boyutlara kadar düşürebilir?" sorusunu sorduran şeyleri anlatıyor. Bunlar ilginizi çekebilir. Bunların yanında da "Bombayı düşman tankına ulaştırmak için uygulanan taktik." ve "Tek bir Çinli askerin, koca bir Japon Tugayını uğrattığı bozgun" sahnelerini izlemenizi de ısrarla ve şiddetle tavsiye edebileceğim için, ömür boyu saygı duyup hatırlayacağım bir film olarak kalacaktır. Sizlere de iyi seyirler. Aşağıdaki linklerden, bu mesele hakkında daha fazla bilgiye ulaşma şansınız olabilir.