Martyrs (2008) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Martyrs (2008) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Aralık 2012 Pazartesi

The Tall Man (2012)


Pascal Laugier'in üçüncü uzun metraj filmi. Diğer ikisinde de olduğu gibi bunun da hem senaryosunu hem de yönetmenliğini üstlenmiş. En sevdiğim yönetmen tarzı bu işte! Bu filmlerin birincisini henüz görmedim ama Pascal'ı tanımama vesile olan ikinci filmi Martyrs'i izledikten sonra, bu adama kafayı takmıştım. Bu filmi de izlemek için sabırsızlanıyordum. Bugün kısıtlı bir zaman dilimine sıkıştırıp, izledim. Hoş, bu tercihim belki de filmi %100 yakalayamama sebep oldu ama olsumn. Birara tekrar izleyip, filmi iyice kavrayabilmeyi de planlıyorum. Eğer öyle bir şey olursa, ikinci bir yazıyla atladığım şeyleri eklerim.

Bir adam düşünün; Bir doğum sahnesinde ufacık bir bebek oynatabiliyor. Yani, doğum anındaki bebek büyük ihtimalle maketti ama daha sonra annesinin kucağında uyuyan şey sahte değildi yani. Adam resmen bir bebek kullanmış. Tıbben bu durumu açıklayacak kadar bilgi sahibi değilim ama benim tahminim oldukça riskli bir iş. Tabi bunları göze alabiliyorsanız, istediğiniz çekebilmeyi ve Pascal olmayı başarabiliyorsunuz. Mesela "Martyrs!" denildiği zaman, insanların aklına gelen ilk şey, o işkence görmüş kızın işkence gördüğü mekandan kaçarkenki perişan görüntüsü gelir. Neden? Çünkü çok vurucu ve insanların bam teline dokunan bir sahne olduğu için. Adamın en iyi yaptığı iş bu. Bu filmde de öyleydi. Özellikle bunu Jessica Biel üzerinden çok teknik bir şekilde gerçekleştirmişti. Neredeyse filmin başından sonuna kadar yara, bere, kan, şişik, yırtık, kırık eksik olmadı.

Aslında filmi açtığımda, ilk kırkbeş dakika kafamda tek bir soru belirdi, "Bu filmin gidişi değişecek mi?". Bu soruyu kendi kendime sordum çünkü çoook ümitler bağladığım Pascal'ın böyle klişe bir film yaptığını görmek beni gerçekten şaşırtmış ve hattta hayal kırıklığına uğratmıştı. Her şey çok basit ilerliyordu. Zira baktığınız zaman film, "Küçük bir kasabadaki gizemli olaylar..." çerçevesinde ilerliyordu ki bu durum filmin hemen hemen yarısına geldiğimiz anda öyle bir değişti ki, Pascal filmdeki bütün objelerin yerini değiştirerek izleyiciyi filme bir kere daha bağladı. Böylece ilgiyi ve algıyı artırarak istediklerini aktarmayı azami ölçüde kolaylaştırdı. Bu dediğim hamlesinden sonra film öyle bir temaya girdi ki o ana kadar "GERİLİM/GİZEM" filmi diye lanse edilen ve hatta ismi de adeta, çok afedersiniz, b*k varmış gibi "SIR" diye sunulan film, belki de sinema tarihinin en iyi sistem eleştirilerinden birini yapmış oldu. (Bunun da ana objesi, geleceğimiz yavrularımız olduğu için, seyirci üzerindeki etkisi bambaşka oldu tabi...)

Bu yazıyı okuyan herkesin bu filmi bir şekilde edinip izlemesini tavsiye ederim. İzleyin ki böyle bir sistem eleştirisini sunarken hem konuşmacıyı hem de filmdeki gözü, yani olayları seyirciyle gören karakteri, dilsiz bir çocuk vasıtasını kullanma dehasına, harika kurguya, yine seyirciye oldukça yüksek bir gerçekçilik ile yaşattığı linç girişimi sahnesine ve THE TALL MAN EFSANESİNİN ORMANDAKİ YAPISINDAKİ OBJELERİ FİLMİN GİRİŞİNDEKİ CASTING YAZILARI ESNASINDA KENDİ İSMİNİN YANINA KOYMASINA şahit olmayı kaçırmayın.

Okuduğunuz için teşekkür ederim, saygılar. Fotoğraflara da tek tek bakın, hepsi birer süpersonik sahneler.









6 Nisan 2010 Salı

Mylène Jampanoï

Martyrs filminin Lucie'sine bakın hele... Bu ne güzellikmiş arkadaş? Filmde hiç de çaktırmamıştın hani, alacağın olsun... Şu vidyodaki triplere bir bakın. Bir insan evladına, bu kadar alım-çalım ve asalet fazla değil mi a dostlar?

7 Şubat 2010 Pazar

Martyrs (2008) #3

Dün sabah tekrar izledim; Gerçekten de Pascal Laugier insanlığa müthiş bi' şey hediye etti. Bu güzellikten mahrum kalmayın. Bu da size gönülden bi' tavsiyemdir. Martys filmiyle ilgili yazdığım metinler de burada. Hadi eyvallah!

27 Nisan 2009 Pazartesi

Pascal Laugier

Bu adama kulak verin!

Martyrs (2008) #2

İşte bu. Hollywood'un bu filme acilen bi' cevap vermesi lazım yoksa benim nezdimde hiçbir anlamları kalmayacak. Pascal Laugier adlı, Saint Ange diye bilinmeyen ve bilinenler tarafından da sevilmeyen bi' filmin yönetmeni olarak tanınan bu adamın internet üzerinde yaşıyla ilgili herhangi bir veriye rastlayamadım. Ben de Google aracılığı ile birkaç fotoğrafına bakmayı düşündüm. Aralarında hiç yaşlı bi' adam imajı yok. Topu topu 35-40 arası varsa vardır ki bu tahmin en kötü ihtimali düşünerek yapılmıştır. Zaten ilk filmini 1993'de yazmış ve yönetmiş. Bu verilerden yola çıkınca da bu adamın geleceği olduğunu düşünüyorum. Yanılmıyorsam, yakın gelecekte yeni bi' sinema ilahı ile daha karşı karşıya kalacağız. Şu 2011'de çıkacak olan Hellraiser'ı de izleyelim. O zaman görürüz.

Filmi de anlatmak gerek tabi. Bi' kere en baştan söyleyeyim, enfes bi' yapım. Mükemmel makyaj-kostüm, mükemmel senaryo ve mükemmel yönetmenlik işi. Birçok sinema sever tipine hitap edebilecek şekilde tasarlanmış müthiş bi' sanat eseri. Kan seven de izler, suç filmi seven de, gerilim de, korku da... Hatta böyle psikopat bi' kafayla yazılmış bi' filmin içinde, dikkatli baktığınız takdirde aşkı da bulmanız mümkün.

Filmin konusuna pek girmeyeceğim. Nedenmiş? Benim yaşadıklarımı siz de yaşamalısınız. Siz de kafanızı ellerinizin arasına alıp, ağızlarınızdan o ince şaşkınlık küfrünü savurmalısınız. Siz de, hemen hemen "giriş sahnesi" diye tabir ettiğimiz bölümdeki, pompalı tüfekle evi basış sahnesindeki saldırganın ruh halini çözmeye çalışmalısınız. Siz de kendi kendinize "Ya bu kurban mı, yoksa katil mi? Böyle bi' akıl hastasının kurban edilebileceğine inanmıyorum..." çıkmazını ta damarlarınızda akan kanda hissetmelisiniz. Siz de filmin ilk çeyreğinin sonlarında "Yuh artık, bunların birbirleriyle ne gibi bi' ilişkileri olabilir?" acabasına takılmalısınız. Siz de filmin ilk saatini geride bıraktıktan sonra, "Hiçbir şey anlamadım ama zaman da su gibi akıp geçiyor." şaşkınlığına odaklanmalısınız ve son olarak siz de filmin sonuna hayret etmeli, bu filmi izlemekle ne kadar mükemmel bi' iş yaptığınıza karar vermelisiniz. E, bi' de ucundan da olsa, bi' nebze katkım olduysa, bi' teşekkür de bana edersiniz.

Fransız sinemasının dehşetini ve kanını seviyorum.

















18 Nisan 2009 Cumartesi

Martyrs (2008)

Aslında bu blog sayfasını kurmamın bi' diğer nedeni de, internette gezerken rastladığım filmleri şöyle çaktırmadan bi' kenara not edebilmekti. Gerçi bunu daha süratli bi' şekilde Şimdi Şöyle Güzelim adlı siteden gerçekleştiriyorum.

Martysrs Pascal Laugier adlı bi' Fransız'ın yazdığı ve perdeye yansıttığı bi' film. Bi' fransız korku-dramı daha. Doğaldır, oyuncu kadrosundan kimseyi tanımıyorum. İki adet teaser'ını gördüm, tehlikeli bi' şeye benziyor. Paylaşmak istiyorum.