12 Kasım 2010 Cuma

Inception (2010) #2

Çok enteresan bir filmmiş bu Inception. Eğer Christopher Nolan değil de başka bir yönetmen çekseymiş, bambaşka olurmuş. O değil başka bir yönetmen çekse, yine bambaşka. Hoş senaryosu da Nolan'a ait ama yine de yoruma açık bir hikaye olduğu için, senaryosu x yönetmene verilip, "al çek bunu..." denilmiş olsaydı, bugün bundan çok farklı bir film izlemiş olacaktım. Hayırlısı olsun. Fazla bir şeyler yazmayacağım, yine başımdan savuracağım bu filmi de ama en başta değinmek istediğim bir şey var. Bu filmin hakettiğini bulamaması. Evet, sırf gişe için yapılan onlarca tanıtım çalışmasının neticesinde gereksizce yükseltilen beklentiler yüzünden, bu muazzam yapım sanki sıradan bir filmmişcesine konuşuluyor. Oysa son dönemlerde böyle iyi bir kurgu, böyle iyi bir senaryo ve böyle iyi yönetmen performansını birarada görmeyeli çok olmuştu. Yani iyi film yapmak bir yana dursun; kimsenin yapamayacağından çok, kimsenin yapmayı bile düşünmeyeceği şeyleri yapmak Nolan'a çok yakışmış. Yani aslında Batman ile felan fazla uğraşmasa çok daha güzel olur gibime geliyor.

İçerisinde bulunduğumuz dünya'nın, asıl ideal dünya'nın bir yansıması olarak görüldüğü bir fikri de içinde barındıran enteresan bir iş ya bu şimdi, aklıma şu fikri ilk ortaya attığı bilinen filozof geldi de çıkartamadım hangisi olduğunu. İşte en meşhurlarından biriydi.

Leonardo Dicaprio, Joseph Gordon-Levitt, Tom Hardy gibi gerçekten kaliteli oyuncuları biraraya getirmiş olan yapımda en fazla dikkatimi çeken performanslar Ellen Page ve Marion Cottilard'ın göstermiş olduğu performanslardır. Marion Cottilard'ın o asil ve kararlı duruşuna hasta olmamak elde değildi. Ellen Page ise gelecekte nasıl bir oyuncu olacağına dair ipuçlarını, tıpkı daha önce gösterdiği performanslardaki gibi, ulu orta sermekten geri durmuyor. Bu da benim gibi sırf kalçası yuvarlak diye meşhur olmuş kalitesiz bayan oyunculardan tiksinen birisini mutlu ediyor. Bu iki bayandan sonra da en çok Michael Caine hoşuma gitti. Adam topu topu ya beş ya da on dakika yer aldı fakat karizması yerli yerinde duruyordu.

Benim gibi olun ve kimseyi dinlemeyin. Eğer şimdiye kadar izlemediyseniz bu filmi, gerçekten şanslısınız çünkü izlemek üzere size muhteşem bir film öneriyorum.

Sevgilerimle...


11 Kasım 2010 Perşembe

"The Walking Dead" (2010)


S01E01 / Days Gone By:

Bu diziyi keşfedenlerden biri olduğum için çok mutluyum. Sanırım oldukça ciddi bir projeki bu kadar sükse yaptı. Sükse yapmasından ziyade, Frank Darabont gibi iyi bir yönetmenin elinde olması da ayrı dikkat çekici. Şu an ilk bölümünü izlemiş bulunuyorum. Aslında hakkında yazılacak çok şey var ama şimdi değil. Yavaş Yavaş. Her izlediğim bölümden kareler alıp, bu başlığa da atarım. Belki üst başlıklara da ekleyebilirim bu diziyi. Sonuçta özel bir durum mevcut. İlk defa bir diziyi izlemek için can atıyorum. :).




S01E02 / Guts:

Şimdi dizinin 2. bölümünü de izledim. Sanıyorum ki klasik zombi filmlerinin ayrıntıya inilmesiyle uzayıp dizi hali olanı izleyeceğiz ama işte bunu bilmek bile insanı mutlu ediyor. Keşke bir tane de Western dizi yapsalar. Clint Eastwood felan organize etse şu meseleyi keşke. The Walking Dead ile zombiye doyarken, Western diziyle de kovboya doyarız. :).

Diğer bölümün çıkmasına şu an itibariyle 3 gün, 7 saat ve 50 küsür dakika var. Heyecan dorukta, beklemedeyim. Bir de Inception'ı edindim sonunda. Şu 3 güne O'nu da sıkıştırabilirsem benden güzeli yok. Eyvallah!





S01E03 / Tell it To The Frogs:

Aksiyonun minimum seviyede olduğu ve fakat bir sonraki bölümlerde yaşanacak patlamanın işaretlerinin verildiği bir bölüm izledim az önce. Bir de dizideki "Şerif Üniforması" fetişi dikkatimi çekti. Şimdilik benden bu kadar. Spoiler vermek istemiyorum, o yüzden inceden gidiyorum. Yanlış anlaşılmasın. Ha bir de her bölümü izleyim, yorumladıktan sonra alta inceden bir tarih düşmeyi düşündüm. Sonuçta aynı posta birden fazla yorum yazıyorum. Tarihleri de belli oluversin. Eğer unutmazsam bunu bu şekilde güncellemeyi düşünüyorum. Sevgilerimle...

17.11.2010 / 21:52