Will Smith etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Will Smith etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Haziran 2010 Cuma

The Karate Kid (2010)

The Karate Kid serisi (1984-86-89) yeniden uyarlanıyor. Seriyle ilgili pek bir şey hatırlamıyorum fakat en azından hatırladığım şey tipik bir Underdog hikayesi olmasıydı. Amerikalı bir beyaz çocuk bir kıza aşıktır. Herkesten dayak yer. Sonra Uzak Doğu'lu hocası bunu bir dayakta kötü çocukların elinden alır. Çocuk "Bana da öğret, bana da öğret!!!" tribi. Hocanın işe naza dökmesi fakat en sonunda kabul etmesi. Bu tarz olaylar yaşanır hep. En sonunda çocuk en güçlü serseriyi döver ve herkes rahatlar.

:))

Ya aslında çok çok ahım şahım bir film serisi değildi, kabul etmek lazım. Fakat bizim yaşlarımızdaki çocuklara sinemayı sevdiren, çok eğlenceli bir yapımdı. Yeni versiyonunda birkaç değişiklik yapmışlar.Bir kere yönetmen farklı. İlk üç filmin yönetmeni John G. Avildsen'in yerini Harald Zwart almış. 1965 doğumlu genç bir yönetmen. "E madem yönetmen değişmiş. Oyuncular da kesin değişmiştir." dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız da... Karate Kid karakterini canlandıran Ralph Macchio artık yok. Dahası O'nun canlandırdığı Karate Kid de yok. Bu kez başrolde, Will Smith'in oğlu Jaden Smith olacak. O'nun ustası da Jackie Chan. (Demek ki artık o da ustayı oynayacak yaşlara geldi. :/)

Sanırım yine "Siyah-Beyaz kardeştir." mesajını alacağız insanlık olarak.

Tabi izlersek bu filmi...

18 Ağustos 2009 Salı

Men in Black (1997)

Minik dostum ve kardeşim Kerim ile yıllar sonra tekrar izledim. Daha önce kardeşimin bi' Will Smith hayranı olduğundan bahsettim mi, hatırlamıyorum. Fakat son günlerde kendisinin doğrultusunda film seçimleri yaptığım için, sinema hakkındaki düşüncelerimin hafiften de olsa boyut değiştirdiğini hissetmeye başladım. Yani eğer kendisi istemeseydi, 40 yıl sonra bile böyle bi' bilim-kurgu filmi izlemeyecektim. :).

Film bi' Marvel çizgi-romanı uyarlaması. Ed Solomon senaryolaştırmış. Barry Sonnenfeld de filmleştirmiş.

Her ne kadar bana uzak da olsa, bilim-kurgu filmlerinden hoşlanmasam da, bu filmin ben de garip bi' toleransı var. Will Smith'den midir, yoksa o efsanevi parça Nod Ya Head'den midir bilmiyorum ama aklımda kalmış. Bugün tekrar izledim de, "aslında şu "Acaba ne izlesem?" sıkıntısı çektiğim şu günlerde komedi unsurları da barındıran bilim-kurgu tarzına doğru biraz meyil mi etsem?" diye düşündüm. Gerçekten de enfes bi' yapım. Zaten Spielberg'in bulaştığı hiçbir iş vasat olmuyor. Ya gişede, ya sinemacılık anlamında kesinlikle ama kesinlikle bi' noktaya varıyor.

Bu film de öyle. 1997 yılında izleyiciyle buluşmuş olmasını göz önünde bulundurduğunuz zaman, çok etkileyici görüntü ve ses efektleri kullanılmış. Oyunculuk desen harika. Çok fazla güldüm. Hem de çok fazla ihtiyacım olduğu şu günlerde, 1997 yılına güldüm. 1997 yılının uzay ve uzaylı tanımlamalarına güldüm. Uzayda "Böcekler" diye bi' ırk olmasına güldüm. Vincent D'Onofrio o harikulade oyunculuğuna güldüm. Başroldeki Tommy Lee Jones'un enfes oyunculuğuna mest oldum. Will Smith'in gençliğindeki çaylak sinema oyuncusu profiline şaştım kaldım. Son yıllardaki Will Smith ile kıyaslıyorum da, aradaki fark dağlar kadar. İşte o arada beliren farka şaştım. Ayrıca son olarak da değinmek istediğim ve kardeşimle izlediğim için çok fazla fotoğrafını yakalayamadığım o güzel kadını buradan anmak lazım sanki; Linda Fiorentino!

Neyse, yine de çaktırmadan yakaladım bi' şeyler;













18 Mart 2009 Çarşamba

I Am Legend (2007)

Yalnızlık, eğer bi' tercih değil ise, çok kötü şey.

Tıpkı bizim efsanelerden Mad Max serisinde olduğu gibi, kıyametvari bi' dönemi andıran ve bu döneme isyan eden, başkaldıran bi' adamın hikayesi. Constantine filminin yönetmeni Francis Lawrence'nin filmi.

Aslında Will Smith'i aman aman pek beğenmem. Fakat şarkıcılar arasından sinemaya geçiş yapan insanların arasındaki en başarılı oyuncudur kendisi. Bu yadsınamaz bi' gerçek. Sinema tarihinin en çok gişe yapan oyuncusu olması tabi ki O'nun mükemmel bi' oyuncu olduğunu göstermez fakat böyle ciddi yapımlara seçilmesinin de bi' takım sebepleri olması lazım. Evet, başarılı bi' şarkıcıydı. Ancak, şahsi görüşüm, şarkıcılığından ziyade oyunculuğu daha çok prim yaptırdı. Daha çok ses getirdi.

Neyse, filme dönelim. Öyle harika bi' yapım falan değil, bu net. Çok fazla bilindik var. Zombi filmlerinin bilindik klişeleri işte. Yaygın ve tedavi edilemeyen çok tehlikeli bi' virüs, bi' profesör, güneş ışığında duramayan zombiler falan. Yani başları iyiydi ama sonlara doğru iyice sarpa sardı. Başlarda daha bi' duygusallık, yalnızlık teması hakimdi. İşte, ailesinden kalan tek yadigarı, tek dostu köpeğini kendi elleriyle öldürmek zorunda kalıyor, üzülüyor falan. Sonlarda, zombiler evini basıyor. Zaten klişe kıyılarında gezen bi' film, o zombi baskınından sonra daha bi' saçma hal almaya başladı. En sonlara doğru, mahzene saklanmaya indiği zaman tedavisi için uğraştığı yarı zombinin yanıt vermeye başlaması, yani tam da işler karışmışken panzehirin bulunması, zombilerin kapıya kırmalarına yakın dayanıklı odanın içerisindeki ufak gizli bölme, ayrıca o gizli bölmedeki şırınga dolu çekmecesinden çıkardığı el bombası falan.

Öf ya...



4 Ocak 2009 Pazar

Will Smith

Heralde sinema tarihinin, Danzel Washington ile birlikte, en önemli 2 siyahi oyuncusundan biridir. Açıkcası pek sevmem. Genelde yaptığı filmler "Süper Kahraman", "Bilim Kurgu", "Fantazi" tarzı filmler olduğu için bana hitap etmiyor. Fakat çoluk-çocuk, genç kızlar, hiphop seven erkekler falan çok seviyorlar bu adamı. Hakkını da yememek lazım yani. 1990'dan beri oyunculuk yapıyor ancak 1995'de Bad Boys'u çektikten sonraki yaptığı filmlere bakın. Hepsi ses getirdi, hepsi Kanal D'nin sinema kuşağında en azından 10'ar kez gösterildi. En son da, Hancock'tan sonra Seven Pounds'u çıkardı. O da tuttu sanırım, IMDB'de 7.5/10 oy almış. Öyle bi' adam işte, Will Smith...