Tyrese Gibson etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tyrese Gibson etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ocak 2010 Cuma

Four Brothers (2005)

David Elliot ve Paul Lovett'in yazdığı ve John Singleton'un[Boyz n the Hood (1991)] yönettiği, tam anlamıyla "Siyah ve Beyaz kardeştir!" temalı zavallı bi' film. Kötü müzik seçimleriyle birlikte çekilmez bi' suç filmi olmuş ancak Hollywood filmi olmanın gerektirdiği her şeyi harfi harfine sıralayabildiği için de gayet bilindik bi' iş.

Filmin belki de tek kurtardığı yanı, gayet iyi bi' oyuncu kadrosuna sahip olması. Mark Wahlberg'i geçiyorum, zira kendisinin oyunculuğundan The Departed filminde tiksinmiştim, Tyrese Gibson[Her ne kadar sürekli Too Fast Too Furious, Transformers, Death Race gibi ergen erkek filmlerinde oynuyor da olsa severim...], Troy filminden hatırladığımız Garrett Hedlund, Ufak rollerin büyük oyuncusu Terrence Howard, İlk defa bu filmde dikkatimi çeken Josh Charles ve müthiş performansıyla birlikte, bence D. Washington ile birlikte gelmiş geçmiş en iyi zenci oyunculardan birisi olduğunu düşündüğüm Chiwetel Ejiofor'u barındırdığı için bi' nebze izlenebilir bi' film olmuş. Keşke filmdeki "Sofi" adlı karaktere hayat vermiş olan Sofía Vergara'ya daha fazla fokuslanılsaymış, seyir zevkimiz artardı. (Özellikle çalışan çamaşır makinasının üzerinde sevişme fikri harikaymış.) Bi' de Tyrese Gibson'un canlandırdığı Angel Mercer ve sevgilisi Sofi'nin polis teşkilatına oynadığı oyun harikaydı.

Bilmiyorum ama Mark Walhberg'e dayanabilecekseniz, Sofía Vergara için izleyebilirsiniz. :).











2 Temmuz 2009 Perşembe

Transformers: Revenge of the Fallen (2009)


Normalde bu tip filmlerden hoşlanmam.

Sinema salonunda izledim. Aslında birazcık da heyecanlıydım. Bu film, yaklaşık 30 gün sonra izleyeceğim bi' film olacaktı ve iyi bi' film olmalıydı ki beklentilerim boşa çıkmasın. Neyse, salona geçtik. Reklamlar felan başladı. Orada, bu sayfada daha önce de değindiğim Public Enemies ve Quentin Tarantino'nun Inglourious Basterds filminin fragmanlarını izleyip, gönlümü hoş ettim. Daha sonra film başladı. İlk filmi izlemiş ve sadece Megan Fox'un araba tamir ettiği sahneyi beğenmiş birisi olarak biraz tedirgindim ancak sonra yavaş yavaş bu tedirginlik yerini Shia LaBeouf'un enfes oyunculuğu ve inanılmaz sinema tekniklerini incelemeye bıraktı. Ana karakter Sam'in annesine ve babasına güldük. Sonlara doğru John Turturro'nun %16.6 Arap olduğunu öğrendiğimizde kahkahalar attık. Sonuç olarak film esnasında "Bu sıradan bi' bilim kurgu olamaz. Tamam, yönetmen Armegeddon filmi ve Bad Boys serisinin yönetmeni Michael Bay ama bunda farklı bi' şeyler var!" dediğim anlarda film bitti ve CAST akmaya başladı. İşte tam orada, sorumlu prodüktör bölümünde Steven Spielberg yazıyordu. Her ne kadar çok sevdiğim bi' filmi olmasa da yine de usta bi' yönetmen ve böyle bi' bilim kurgu filmine çok şey katmış.
Aslında tavsiye etmem ama ara sıra bu tip filmlere de kaçmak gerekiyor galiba. Ne bileyim, minik robotun Megan Fox'un bacağına tecavüz ettiği sahne ve müthiş görüntü efektleri için izlenebilecek bi' film.

Not: Ekran görüntüsü koyamıyorum, çünkü sinemada Ctrl+E yasak. :)