Marisa Tomei etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Marisa Tomei etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ekim 2011 Cumartesi

Before the Devil Knows You're Dead (2007)

Bir ağabey, kardeşini anne ve babalarının mücevher dükkanını soymak için ikna eder. Soygun esnasında ufak bir terslik olur ve olaylar gelişir.
Uzun süredir gerçekleşmemiş bir orgazmın tadını seyirciye hatırlatarak başlayan ve bir babanın kendi öz evladını, saniye düşünmeksizin acımasızca öldürerek son bulan, normlardan ve kurallardan uzak muhteşem bir Sidney Lumet filmi. O Sidney Lumet, hatırlatmak istiyorum ki 12 Angry Men'in, Dog Day Afternoon'un ve Network'ün de yönetmeni. Philip Seymour Hoffman'ı hiç böyle izlememiştim. Normalde hep şapşal adamı oynardı. Bu filmde ise gerçekten bambaşkaydı. Ethan Hawke de fena değildi.

Fakat Sidney Lumet bambaşkaydı. Her filminde olduğu gibi, bu filminde de oyunculardan daha fazla ön plana çıkmayı başarmıştı. Özellikle sahne geçişleri ve kullandığı müzikler ile oyuncuların canlandırdıkları karakterlerin ruh hallerinin aktarımı çok başarılıydı.

Tavsiye ediyorum.

En kısa zamanda da filmden çektiğim kareleri koyacağım buraya.

Şimdilik CIAO!

26 Ekim 2011, Düzenleme; Biraz uzun sürdü ama nihayet fotoğrafları ekleyebildim.







31 Ocak 2009 Cumartesi

The Wrestler (2008) #3

Sonunda izledim. Gerçi biraz tuhaf oldu. İlk 1 saatini dün akşam, geri kalanını az önce izledim. Önce filmde çok gıcık olduğum iki noktayı dile getireyim; Birincisi, şu Ayetullah ile olan maçı esnası, seyircilerin "USA, USA, USA..." şeklinde tempo tutması. Holywood'un aşamadığı nokta bu işte... İlla bi' propaganda hareketi. Yani insanın aklına "Altın Küreyi bunlara özellikle mi veriyorlar?" sorusu gelmiyor değil. Hayır, tam "Müthiş bi' film ya..." şeklindeki düşünce bulutu beynimde konumlanırken, o sahneye rastladım. Moralim bozuldu resmen, ne saçmaydı ya... İkincisi ise, çok basit. Şu "UNDERDOG" tadındaki dövüşcü olayını "ROCKY" serisinden hatırlamam. "Çok güçlü ama duygusal bi' yandan da..." tadında bi' çerez hissiyatı...

Nihayet dırdırım bittikten sonra, çok hoşuma giden bi' kaç şey var, onları da dile getireyim hemen;
  1. Oyunculuk; Harbiden enfes. Yani son zamanlarda bu kadar gerçeklik hissettiren bi' film izlememiştim. Özellikle başrol oyuncuları -Sin City filmindeki Marv adlı karakteri canlandıran-Mickey Rourke ve Marisa Tomei'nin performansları harika. Mickey öyle bi' oynamış ki rolünü, zaman zaman kendimi adamın yerine koymaktan alıkoyamadım. O'nun bu oyunculuğunu Altın Küre - En iyi erkek dram oyuncusu ödülü ile süslemesi de çok tatlı oldu.

  2. Kostüm olayı; O da iyiydi. Özellikle Strip Club'daki kostümler çok iyi seçilmiş, :P. Şaka bi' yana, filmdeki gerçeklik oranının bu kadar yüksek olmasının bi' sebebi de kostüm seçimleri olsa gerek.

  3. Filmin son sahnesi. İzleyiciye bırakılmış. Bu olaya hastayım zaten. Fakat bu şekildeki bitişin amacı, "Ne olur ne olmaz, belki film tutarsa ikincisini çekeriz?" tadında olmaktan ziyade izleyiciye "Acaba kızıyla barışacak mı?", "Manitayı bağlayabilecek mi?", "Yoksa ölecek mi?" sorularını sormayı güdüyor.
Not: Film şu an IMDB'de 47. sırada...
Not2: Mickey Rourke'nin tırnaklar çok acayip...

Karelerimi de paylaşayım da kapatayım;