Bradley Cooper etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bradley Cooper etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ağustos 2011 Çarşamba

Bradley Cooper

Bu herife dikkat edin.

Son birkaç filmiyle tepelere yükseldi. Hangover'da izleyip, beğenmiştik. Dün gece de sahurdan sonra Limitless'ı izledim ve yine çok beğendim. IMDb'de geleceğiyle alakalı şöyle bir durum söz konusu;

The Silver Linings Playbook (pre-production) 2013
Paradise Lost (pre-production) 2012/III
The Place Beyond the Pines (filming) 2013
The Words (post-production) 2012

Takip etmek lazım.

16 Ağustos 2011 Salı

Limitless (2011)

Eddie Morra: Well, in order for a career to evolve, I'm gonna have to move on.
Carl Van Loon: And you would even think that, would only show me how unprepared you are to be on your own. I mean you do know you're a freak? Your deductive powers are a gift from God or chance or a straight shot of sperm or whatever or whoever wrote your life-script. A gift, not earned. You do not know what I know because you have not earned those powers. You're careless with those powers, you flaunt them and you throw them around like a brat with his trust-fund. You haven't had to climb up all the greasy little rungs. You haven't been bored blind at the fundraisers. You haven't done the time and that first marriage to the girl with the right father. You think you can leap over all in a single bound. You haven't had to bribe or charm or threat your way to a seat at that table. You don't know how to assess your competition because you haven't competed. Don't make me your competition.
Alan Glynn'in romanından meşhur senarist Leslie Dixon tarafından uyarlanmış ve 2006 yılının en iyilerinden The Illusionist filminin yönetmeni Neil Burger tarafından sinemaya yansıtılmış enfes bir film. Ayrıca Robert De Niro'nun yenildiğini izleyeceğiniz ilk film de denilebilir. (Hayır, Heat'deki bir yenilgi değildi.)

Başarısız, hipster ve avara bir bilim kurgu yazarının, yaşamaya dair ümitlerinin tamamen bittiği bir noktada, yaklaşık beş dakikalık bir evlilik yaptığı kadının erkek kardeşi ile tesadüfi bir karşılaşma sonucu tanıştığı bir hap sayesinde hayatının değişmesi ve bu değişiklik sürecindeki sancılı dönemi anlatan bir hikaye. Yalnız çok eğlenceli. Muhteşem müziklerle de süslenmiş, leziz olmuş gerçekten.

Fakat, tesadüfler tesadüfler. "Tesadüf diye bir şey yoktur. Her şeyin bir sebebi vardır." derim hep. Gerçekten de öyle. Bir alttaki ve bu linkteki yazıdan da anlayacağınız gibi, bol bol michael sikkofield okuduğum şu günlerde, tamamen tesadüf ve Robert De Niro'nun yüzü suyu hürmetine izlediğim şu filmde rastladığım bazı öğeler beni inceden şaşırtıp "Yuh lan, bu kadar da denk gelmez heralde..." dedirtse de, şu filmin son sahnesi, ki bu sahne bir çok sıkıntının aşıldığı ve artık tüm dertlerin bitip, Bradley Cooper'ın çoştuğu ve Nirvana'ya ulaştığı anda ekranlandı, "Yine mi siz lan!" dedirtti... Buyrun o sahne;

IllUMINATING THE DARK FIELDS
Hmm... Peki beni bu konuda filmin başında kıllandıran sahne? O hangisiydi?

Her şeyi gören göz. Hem de beyninizin %100'ünü kullanmanızı sağlayan hapla paralel...
Neyse, şimdi michael sikkofield olmaya lüzum yok. Sadece tesadüfe dikkat çekmek istedim. Neyse... En iyisi daha fazla bıkbıklamadan, diğer sevdiğim fotoğrafları da paylaşayım da bitsin bu iş.










11 Mart 2009 Çarşamba

The Midnight Meat Train (2008)

Bu da bazı filmlerden. Bazıdan kastım, kesinlikle mantık aranmaması gereken, sadece yönetmenin verdiğini almaya çabalanması ve bu uğurda efor sarfedilmesi gereken filmler...

Yönetmeni Ryûhei Kitamura adında bi' Japon. Zaten filmde Japon sineması ezgileri taşımıyor değil. Şu an kendime, filmin kan ve vahşet dolu sahnelerini izlerken bi' Japon eli değdiğini tahmin edemediğim için kızıyorum. Aslında çok barizdi. Senaryo ise Clive Barker adlı bi' ağabeyimizin kaleminden çıkan kısa bi' hikayenin, Jeff Buhler adlı başka bi' ağabeyimiz tarafından ekranlaştırılmasıyla gerçekleştirilmiş. İyi de olmuş. Doomsday ile birlikte, 2008'in en psikopat iki filminden birine imza atmışlar işte. Daha ne olsun?

Filmi izlerken, her an bi' şeyler olacakmış sezgisini salgılamak, gerçekten de çok keyifli. Zaten filmi açarken "Biraz da kan göreyim..." hevesiyle hareket etmişim. Filmde beni, daha ilk sahnelerinden mahçup etmemiş. Kan, vahşet, yamyamlık diz boyu. Kötü adamı oynayan kişi (Lock, Stock and Two Smoking Barrels ve Snatch. filmlerinden tanıdığımız Vinnie Jones) cuk oturmuş. Leslie Bibb diye bi' şekerlik, yardımcı bayan oyuncu modunda hem güzelliği hem de sinematik olarak döktürüyor. Keşke Allah'tan "İnşallah iyi filmdir." yerine "İnşallah kasam parayla dolar da taşar!" gibisinden bi' temenni de bulunsaydım...

Bu arada unutmadan, filmin en zayıf halkası, başroldeki Leon adlı karakteri canlandıran Bradley Cooper... O olmamış, daha iyi birisi seçilebilirdi.

Nihayetle, eğer ki kanlı-bıçaklı, organların sağda solda gezdiği bi' film istiyorsanız, hiç tereddüt etmeden ekleyin listenize. Bi' kere daha uyarıyorum, hiçbir şekilde mantık güdmeyeceksiniz. Hem bu, sizin için de bi' tatil olur, :).