Mad Max adlı şaheser serinin babası. Australya'lı, 1945 doğumlu bi' sinema adamı. Yapımcılıktan yönetmenliğe, oyunculuktan senaristliğe kadar her türlü yolu var. Güzel insan, en azından dünya tarihine müthiş 3 eser bıraktı. Bi' de en son Happy Feet adlı animasyon filmiyle oskar almıştı. Onu da belirtmek lazım, :).
Mad Max 2 (1981) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mad Max 2 (1981) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
15 Mart 2009 Pazar
George Miller
Mad Max adlı şaheser serinin babası. Australya'lı, 1945 doğumlu bi' sinema adamı. Yapımcılıktan yönetmenliğe, oyunculuktan senaristliğe kadar her türlü yolu var. Güzel insan, en azından dünya tarihine müthiş 3 eser bıraktı. Bi' de en son Happy Feet adlı animasyon filmiyle oskar almıştı. Onu da belirtmek lazım, :).
Mad Max Beyond Thunderdome (1985)
Mad Max serisinin 3. filmi; Yine kaos, yine fiyasko boyutu almış, kıyamet sonrası bi' dünya.İlk filmi hatırlarsak; Henüz dünyanın yaşanabilinen bi' yer olduğu, devlet kurumlarının hala daha geçerliliğini koruduğu bir zamanda geçiyordu. Aile, aşk, sevgi, saygı ve bunlar gibi toplumsal ve insani kavramlar hala daha hayattaydı. Sadece dünya yavaş yavaş içinden çıkılmaz bi' hal alıyordu. Sonra bu durum, 2. filme yansıdı. Yasa kalmadı, çeteler oluştu. Yakıt için savaşlar başladı. İnsanlar hayatta kalabilmek için, insanlıktan çıkabiliyordu. Öldürmek, ölmemek için, sıradan bi' eylem boyutu almıştı.
Fakat 3. film?
3. filmde her şey biraz daha sıkıntılı. Kahraman Max 2. filmden dahi daha kötü bi' haldeydi. Dünyası da öyle. Öyle ki, Max gibi bi' adam bile, artık 1 değil, bi' düzine silah taşımaya başlamıştı. Benzini geçtim, domuz dışkılarından elde edilen metan gazı enerjisi için bile savaşlar başlamıştı. Tek güzellik, eskisi gibi dev ve teknoloji harikası uygar şehirler olmasa dahi, ufak ticaret merkezleri, kervanlar falan yeni yeni sisteme oturtulmakta, insanlar radyasyonlu da olsa, su satarak, yani ticaret yaparak geçimlerini sağlamaya çalıştıkları bi' dönemdi. Max bu dönemde, zerre umudun olmadığını çok iyi bilse de, umudu olanlara yardım etmeyi seçmişti.
Film ilk 2 filme göre, daha izlenilebilir değil. Belki öğlen saatinde izlediğim için bana öyle geldi ama sahneler ilk 2 filmde, daha okunabilirdi sanki. Fakat hikaye çok iyi. Max'in saçlar ağırmış, gözler kaymış biraz daha. Mel Gibson tabi, üstadlardan.
Son bi' şey ekleyeyim, şu kriz aynı bu şekilde devam ederse, George Miller'ın Mad Max teorisi de gerçek olur. "Demedi!" demeyin, filmi izleyin...
10 Mart 2009 Salı
Mad Max 2 (1981)
Adından da anlaşılabileceği üzere, serinin 2. filmi. 1.'si hakkındaki yazı, arşivde mevcut. Ufak bi' fare hamlesiyle ulaşabilirsiniz.Film yine, yolların savaşcısı Max üzerinde dönüyor. Tıpkı ilk filmde olduğu gibi. Tuhaf ses ve görüntü efektleriyle garip bi' hal alan filmin en güzel yanı sadeliği ve ilk filme oranla bi' miktar düşmüş olsa da, amatör ruhu.
Başrolde, Mel Gibson'un canlandırdığı Max karakteri, ilk filmdeki aile babası Max'e göre daha az konuşan, travma içerisinde bi' şekle bürünmüş. Tıpkı içerisinde bulunduğu dünya gibi. Durumu ise hiç iç açıcı değil. İlk filmde vurulan bacağı iyileşmiş, fakat hala daha sendeliyor. Böyle garip bi' hal almış. Psikolojisi bozuk, o da tıpkı çevresindeki suçlular gibi, iğrenç bi' yaşam sürüyor ve adeta benzin için canını tehlikeye atmaktan geri durmuyor.
1 lt. benzin için birbirlerini yemeye hazır olan insanlar, bana şu gerçek hayatta takip ettiğimiz savaşları hatırlattı. Yani, George Miller, insanlığın ne kadar aciz bi' olgu olduğunu, bana bi' kere daha hatırlattı.
İlk filmden pek bi' farkı yok. Konusu biraz daha geniş. Bi' de Max karakterinin yaşadığı dünya değişmiş. O kadar. Sonuç olarak izlenmesi gereken bi' film. Tabi 1.'sini izlediyseniz...
4 Mart 2009 Çarşamba
Mad Max (1979)
Mel Gibson'un 23 yaşında olduğu sene, kısıtlı bi' bütçe. Fakat enfes bi' film. George Miller imzalı, harika bi' hikaye. Filmi izlediğim esnada aklıma yeni bi' fikir geldi. Bu işin sorumluları ve/veya yetkilileri kimse, artık sinema yapımcılığına bütçe sınırı koysunlar. Filmin afişinden tut da, senaryonun kalitesine dahi direkt etki ediyor. En azından bu film, bunu bas bas bağırıyor.Daimi bi' anarşinin iz sürdüğü yollardaki suç temasıyla izleyiciye sunulması. Genel toplum ahlakının midesinin kaldıramayacağı farklılıklar. Kargaşanın geldiği noktayla beraber, yapılmış en iyi sinema filmlerinden birisi bu film. Parçalanmış bedenin geriye kalan parçası için imal edilmiş mini bi' tabut. Psikopat, oğlancı ve tecavüzcü bi' motorsiklet çetesi. Hani şu Saw serisinin ilk filminde gördüğümüz, "Ya bileğini kes, ya öl!" teması. Ayrıca filmde, Tarantino ezgileri de sezdim. İnsan düşünmüyor değil tabi, insan düşünüyor...
Sonu da enteresan, ne iyi kazanıyor ne kötü. Hatta bu film ne iyiyi ne de kötüyü ihtiva ediyor. Dedik ya; İyi de kötü, kötü de iyi. Hele Max'in karısının ve çocuğunun hunharca katledilmesi, çok enteresandır, bence George Miller inatla seyircinin istemediği şeyleri sunmasıydı.
Neyse film bitti. Şimdi sırada Mad Max 2 ve Mad Max Beyond Thunderdome var.
Kestiğim fotoğrafları görünce, daha fazla ilginizi çekeceğini düşünüyorum;
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)