| Resme tıklarsanız, yüksek boyutlu halini de inceleyebilirsiniz. |
Joel Coen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Joel Coen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
7 Ağustos 2011 Pazar
28 Eylül 2010 Salı
True Grit (2010) #2
02 Mayıs 2010'dan beri beklediğim filmin fragmanı sonunda piyasaya düştü. True Grit geliyor. Süper yönetmeni, süper senaristi, süper referans filmi ve süper oyuncu kadrosuyla geliyor. Hala daha posteri yok gerçi, o yüzden biraz yavan kalacağız. Filmin fragmanına da buradan ulaşabilirsiniz.
Etiketler:
Carles Portis,
Ethan Coen,
Fragman,
Glen Campbell,
Hailee Steinfeld,
Henry Hathaway,
Jeff Bridges,
Joel Coen,
John Wayne,
Matt Damon,
Robert Duvall,
True Grit (1969),
True Grit (2010)
24 Mayıs 2010 Pazartesi
No Country for Old Men (2007)
İnternete düştüğü ilk günlerde izlemiştim bu filmi. Coen Kardeşler hakkında gerçekten fikir sahibi olduğumu düşündüren ilk filmdi bu. Tabi sonraları anladım ki, bu adamlar benim düşündüğümden de çok fazlalar. Sinema tarihi için bir devrimler resmen. Her filmleri birkaç kere izlenmeli, üzerlerinde durulmalı, uzun uzun makaleler hazırlanmalı belki. Tabi bizim vaktimiz yok. Sinemaya hakettiği saygıyı bile gösteremiyorken, bunları yapmak imkansız. İşte arada bir filmi birden fazla izleyerek taviz veriyorum, hepsi bu. :)***
Cormac McCarthy adlı bir kişinin romanından uyarlanmış. Coen Kardeşlerce senaryolaştırılıp, perdeye aktarılmış bir hikaye. Yapımcısı, senaristleri ve yönetmeni belli; Coen Kardeşler... Fakat kadrosu da enfes.
1. Tommy Lee Jones; En ama en sevdiğim "UNDERRATTED" adamlardan birisidir kendisi. Men in Black serisi, In the Valley of Elah ve The Fugitive adlı filmlerdeki efsanevi performanslarıyla gönlümde taht kurmuştur ki No Country for Old Men filminde de ustalık akmış her yerinden. Öyle efsaneleşecek bir karakteri canlandırmadığı için de öyle geçiştirilmiş yine. Sanki kendi oyunculuk kaderini oynamış yani. Öyle seçilmiş sanki... Ayrıca Men in Black III de geliyor. :).
2. Javier Bardem; İspanyol oyuncu. Normalde genç kızlar hastadır buna ama olsun. Biz işin o kısmıyla ilgilenmiyoruz. Vicky Cristina Barcelona, Mar adentro gibi filmlerden hatırlıyoruz. En son Cannes'ı şoka sokan, Alejandro González Iñárritu'nun Biutiful filminde boy gösterdi. No Country for Old Men filmi'nde de efsaneleşmişti zaten.
3. Josh Brolin; Bir genç kızların sevgilisi daha. :). American Gangster, Grindhouse, Planet Terror, Milk, The Goonies filmlerinden biliyoruz. Önündeki projelerde de Jonah Hex, True Grit(Coen Kardeşler ile) ve Men in Black III var. Yukarıda da okudun, Tommy Lee Jones ile birlikte. :). Hayırlısıyla sinema tarihine yazdıracak adını yani.
***
Western aşığı olduklarını bildiğim Coen Kardeşler'in, günümüze uyarladığı bir hikaye. Bilmiyorum. Belki de bu tür için "Çağdaş Western" felan denilebilir ama yine en güzeli "Coen Kardeşler hep böyle..." felan demek sanırım. Hayatım boyunca izlediğim filmlerin arasındaki en soğuk kanlı katili bu filmde gördüm. Gerek mimikleriyle, gerekse bir Charles Bukowski kitabından fırlamışcasına yaşadığı diyaloglar ve kurduğu cümlelerle insanı gerim gerim geren bir katil. Filmde yine Coen Kardeşler'e has, yerine göre ve olması gerektiği gibi/kadar kan da vardı. O da bir artıydı benim için. Diyaloglar da süperdi. Gerektiği kadar, abartıya girilmemiş ve fazladan tek bir kelime bile kullanılmamış. Espiriler diğer Coen Kardeşler filmlerindekiler gibi yeterince sulu ve güldürücü değil ki bu bir tercih. Sonuçta filmin konsepti buna müsait değil. Sesler de harikaydı. Hele bir telefon çalması vardı ki öf öf öf... Son olarak da Meksika'dan ABD sınır kapısındaki görevli arkadaş süperdi. Oradaki diyalog çok ilginçti. Yani eşek olmayan için Amerikan Hükümeti bitmiştir orada. Şu "Kanka filmdeki göndermelere dikkat!!!" triplerini yaşayanların sevdiği tarzdan işleri çok iyi yapmışlar. Hep de yapıyorlar zaten, tüm filmleri böyle.
***
Hayat böyle işte. Yeşil ışığı görürüz, güvende olduğumuzu hisseder ve geçeriz. Ondan sonra bir çocuğun üzerindeki aptal bir gömleğe muhtaç kalabiliriz işte. Hayat böyle s**** adamı.








Etiketler:
Cormac McCarthy,
Ethan Coen,
James Brolin,
Javier Bardem,
Joel Coen,
Josh Brolin,
Kelly Macdonald,
No Country for Old Men (2007),
Tommy Lee Jones,
Woody Harrelson
16 Mayıs 2010 Pazar
Intolerable Cruelty (2003)
Romantik komedi. :).Miles Massey: Attila the Hun. Ivan the Terrible. Henry the Eighth. What do they have in common?Coen Kardeşler'den romantik komedi izlersen, böyle apışıp kalırsın işte... Yine zekice kurgulanmış, enfes diyaloglar barındıran ve yine yine yine akıl almaz planların döndüğü bir hikaye. Hoş bunu Coen kardeşler yazmamışlar ama...
Wrigley: [Thinks] Middle name?
Belli de zaten. Film bildiğimiz Coen Kardeşler filmi değil, başka bir şey. Bence filmin en dikkat çekici yanı, Mossey adlı yaşlı avukat başıydı. Tıpkı A Serious Man filmindeki Yahudi başı gibi bir adam vardı. Böyle ulaşılmaz, karanlık bir ofise sahip, yaşlı ve fakat insanların maksimum saygı duyduğu ve karşısında diz çöktüğü tarzda birisi. Gerçi yaptırdığı işten dolayı az daha batıyorlardı. O noktada verdikleri mesaj da enteresan. Dikkat edin.
Özellikle George Clooney'in performansı çok iyi. Catherina Zeta-Jones da klasik romantik komedi bayan oyuncusu işte. O güzelliğin ve alımın yanında daha fazlasını istemek de görgüsüzlük zaten.
Ama film, bildiğimiz Coen Kardeşler filmi değil.





12 Mayıs 2010 Çarşamba
The Ladykillers (2004)
Coen Kardeşler'in geçmişe gösterdikleri saygı çok hoşuma gidiyor. Bunu birçok filmlerinde ve röportajlarında ortaya koydular ve koymaya da devam ediyorlar(True Grit...). Bu filmde 1955 yılında çekilmiş The Ladykillers filminden esinlenilerek yapılmış bir film. O zaman ki hikayeyi, döneminin ünlü senaristi William Rose yazmış. Tabi otomatikman, her ne kadar Coen Kardeşler'in süzgecinden de geçmiş olsa, 2004 versiyonun senaryosu da O'na ait sayılıyor. Eski filmin yönetmeni ise Sweet Smeel of Success ve The Guns of Navarone gibi klasikleri yönetmiş Alexander Mackendrick yapmış. Yeni versiyonunkisi ise malum zaten.Çok acayip başladı film. Enteresan bir Hip-Hop tanımıyla... Daha doğrusu "Hippity-Hop" tanımıyla. Sonrası da acayip acayip geçti. Başrolde Tom Hanks vardı. O'nun canlandırdığı karakterin başında olduğu 5 kişilik bir çete, bir kumarhaneyi soymayı planlıyorlardı ve bu iş için bir tane de eve ihtiyaçları vardı. Yaşlı ve iyi bir hıristiyanın yaşadığı bir eve...
Hele ki o müthiş sona ne demeli?
Herkese tavsiye ederim, çok eğlenceli bir filmdi.






Etiketler:
Alexander Mackendrick,
Ethan Coen,
Irma P. Hall,
J.K. Simmons,
Joel Coen,
Marlon Wayans,
Ryan Hurst,
The Ladykillers (1955),
The Ladykillers (2004),
Tom Hanks,
Tzi Ma,
William Rose
11 Mayıs 2010 Salı
Raising Arizona (1987)
Sene 1984. Coen Kardeşler Blood Simple. filmini çekmiş ve sinema sektörüne bomba gibi düşüvermişlerdi. Aradan 3 sene geçti. 2. filmleri, Raising Arizona ile döndüler. Bu film, diğer gelecek filmleri de dahil, çekecekleri birçok filmden daha aydınlıktı ve daha masum. Daha çok "komik" yanı ağır basıyordu.Her ne kadar Coen Biraderler'e ait bir film izlemek üzere yola çıkan bir insanı memnun etmeyecek de olsa; Yine de kendi çapında iyi film. Sıradan olmadığı kesin. Bilmiyorum, belki de Coen Kardeşler'in başrol oyuncusunu silik bir adamdan seçme adetleri bu filmden geliyordur. Hoş, normalde gayet de beğerenek izlediğim Nicolas Cage'i bu filmde sıvarken gördüm. O iyi olmadı. Sanırım Coen Kardeşler de benim gibi düşünmüşler ki O'nu Onlar'ın bir başka filminde, 1987-2010 tarihleri arasınca, görmeniz imkansız. Cage'e eşlik eden Holly Hunter gayet iyiydi. Onlar'dan başka izlenebilecek, John Goodman çok güldürücüydü. Çok kısa bir rolle izlediğimiz, yine Coen Kardeşler'in sözleşmeli oyuncularından Frances McDormand'a çok güldüm. O kadına hastayım. Bundan başka, bir de Randall 'Tex' Cobb vardı. Canlandırdığı karakterle dikkatimi çekti ve biraz araştırdım. Kendisi profesyonel Kick-Box sporcusuymuş. Yalnız aktör olarak da çok başarılı olduğuna değinmekte fayda var.
Coen Biraderler O'nu da iyi kullanıp, Mel Gibson'un 18 yaşında çekmeye başladığı Mad Max serisine sağlam göndermeler yapmışlar. Tavırlar, O'nun olduğu sahne çekimlerini 1970'li yıllara uyarlamalar çok teknik ve hoş hareketlerdi. Bundan başka, filmin başında ufaktan bir adalet sistemi eleştirisi geldi ve neyse ki çok sürmeden sona erdi. Bir an için korkmuştum.
Son olarak da sizi bu filmi izlemeye teşfik etmek için son bir cümle daha kurup, meseleyi kapatacağım; "Hayatımda izlediğim en komik soygun, kovalamaca ve dövüş sahneleri bu filmdeydi.".
"Komik." diyorum bak...










Etiketler:
Ethan Coen,
Frances McDormand,
Holly Hunter,
Joel Coen,
John Goodman,
Raising Arizona (1987),
Randall 'Tex' Cobb,
Sam McMurray,
Tery Wilson,
William Forsythe
9 Mayıs 2010 Pazar
Miller's Crossing (1990)

Eddie Dane: Where's Leo?Coen Biraderlerin klasiklerinden. Blog sayfamı uzun süredir takip eden arkadaşlar bilirler, bu tarz huylara sahibim. Yani bir konsept üzerinden ilerleme huyu gibi huylara. Bu sefer de Coen Biraderlere kitlendim. Sanırım bu seriden sonra da Stephen King Romanları'ndan uyarlanmış filmlere döneceğim.
Hitman at Verna's: If I tell you, how do I know you won't kill me?
Eddie Dane: Because if you told me and I killed you and you were lying I wouldn't get to kill you *then*. Where's Leo?
Hitman at Verna's: He's moving around. He's getting his mob together tomorrow night. Whisky Nick's.
Eddie Dane: You sure?
Hitman at Verna's: Check it. It's gold.
Eddie Dane: You know what, yegg? I believe you.
Neyse, şimdi işimize dönelim. Miller's Crossing(Filmde infazların gerçekleştirildiği tenha ormanlığın adı) diğer filmlerinden farklı bir tür, gangster teması ele alınmış. Tabi huylu huyundan vazgeçmez, içindeki süper espiriler ve akılcıl diyaloglar her zaman var. Tabi türünün örneklerine yapılan göndermeler de vazgeçilmezleri. Özellikle Godfather serisindeki İtalyan aksanlı İngilizcesini(John Polito'nun canlandırdığı Johnny Caspar adlı adam ile) çok şirin bir şekilde tiye almaları çok güzeldi bence.
Filmin posterinde bile başlamışlar makara yapmaya. "Not since 'Godfather' has there been a portrait gangsterism as powerful as this audacious, electrifying masterpiece from The Coen Brothers" demişler ve muhabbet başlamış. Yine Casting müthiş yapılmış. Has elemanlar Steve Buscemi(yine minicik bir rolde) ve John Turturro da kadroda.
Coen Biraderler film boyunca insan ilişkilerini incelemişler. Aslında duygunun olmaması gereken yer olarak bildiğimiz mafya alemine duyguyu da sokarak beşeri ilişkilerin rezalet boyutuna değinmişler ki mafya hesaplaşmaları üzerinden bu konuyu inceleyerek adeta lafı "Biz bu işin en iyileriyiz." demeye getirmişler. Eğer böyle düşünüyorlarsa haksız olduklarını söyleyemem. Çünkü filmi kompozisyon anlamında incelediğimiz zaman; Öyle bir mafya hesaplaşmalarına şahit oluyorsunuz ki diğer mafya filmlerinden kesinlikle aşağıda değil, çoğundan da çok daha iyi olduğunu da yine söyleyebilirim. Örnek vermek gerekirse, John Turturro'nun canlandırdığı Bernie'nin planı ve bu plana karşılık Gabriel Bryne'nın canlandırdığı Tom'un yaptığı karşı atak.
Bir de bu Coen Biraderler'deki incelenmesi gereken nokta; Sahne geçişlerindeki başarıları. İnanılmaz sade fakat inanılmaz anlam yüklü, tek bir tanesi bile "Olsun bitsin."'e getirilmemiş, müthiş özenle hazırlanmış geçişler. Gerçekten benim çok hoşuma gidiyor.







7 Mayıs 2010 Cuma
Barton Fink (1991)

(bkz: i'll show you the life of the mind)Sene 1941. New York'lu entellektüel ve çok yetenekli bir yazar olan Barton Fink, hiç istememiş de olsa bir şekilde sinema sektörüne çekilir. Bu yüzden Los Angelas'a taşınan Fink, Earle Hotel'de kalmaya başlar. Kısa bir süre sonra yan odada kalan Charlie Meadows adlı kişiyle tanışır ve olaylar gelişir...
Enfes bir film. Yine Coen Biraderler, yine o sade ama kusursuz anlatış/sunuş. Tabi yine muhteşem oyuncu seçimi. A Serious Man filmini daha geçenlerde izledim, buradaki başrol oyuncusu da tıpkı oradaki gibi silik bir karakterdi. Bu nüans dikkatimi çekti. Belki karakteri ayrıntılarsan bir alakası yok ama dış görünüşler bile, dönemsel farklılıklar hariç, hemen hemen aynıydı. En son olarak da söyleyebileceğim, "Coen's... :/..." dedirten son.
Adamlar öyle bir film yapmışlar ki; Kinayeden tutun, ironiye kadar tüm edebi sanatları kullanmışlar. Barton Fink'in "Ben halk yazarıyım..." tutumunu, Charlie Meadows ile yerle bir ederken, Hollywood'un çılgınca ticari hırsını da Barton Fink ile itin kıçına sokmuşlar.
John Turturro'nun muhteşem oyunculuğuyla da renklenmiş. Öbür tarafta, John Goodman'ın canlandırdığı karaktere hayran olmamak elde değil. Bunların yanı sıra da Michael Lerner'in canlandırdığı Hollywood Boss süperdi. John Mahoney de iyi güldürdü. "Honeeeeyyy!!! Where's my honeyyyy!!!"
Sevgilerle, bu filmi kaçırmayın...








Kaydol:
Kayıtlar (Atom)