10 Nisan 2013 Çarşamba

Get the Gringo (2012)

Poster çok tırt. :(.
* Parayı bulunca hemen Marlboro'ya dönmek. :D
* Langırt oynama ve seks arasındaki çağrışım. :D
* Clint Eastwood takliti. :D (-ki bu bence az sonra belirteceğim gibi, Dolar Üçlemesi olarak bilinen seriye göndermeydi.)
* Şemsiye espirisi. :D

"Tarihe dikkat..."
2006 yılında "Müslüman olduğu" konuşulmaya başlandıktan sonra 2010 yılında yayımlanan Edge of Darkness filmine kadar ortalıkta pek gözükmeyen Mel Gibson'un başrolünü üstlendiği ve senaryosuna da katkıda bulunduğu filmin yönetmen koltuğunda daha önce Amores Perros, Apocalypto, Traffic, Man on Fire, Edge of Darkness gibi filmlerde ikinci yönetmenlik/yardımcı yönetmenlik görevini yapmış Adrian Grunberg diye biri var. Senaryoda da izi var. Direkt yönetmen koltuğunda oturduğu ilk işi. Belli ki Mel Gibson ile bir bağı var. Zaten paragrafın başında, ilk cümledeki bilgiyi de buna değinmek için vermiştim. Demek istediğim bu film ile hem Mel Gibson Hollywood'a ve sinema severlere ölmediğini ispatlamış hem de yep yeni bir yönetmeni piyasaya kazandırmış. Tabi onun için de bir boykot söz konusu olursa, onu bilemem.

Mel Gibson'un özel performansı, özellikle Dolar Üçlemesi serisine göndermeleri(Dul bir kadın ve onun çocuğu için savaşan cesur yürekli bir adam ile birinci,bir miktar paranın peşinde olma ile üçüncü filme... Bir de Mel Gibson'un canlandırdığı karakterin yaptığı Clint Eastwood takliti var ki tam evlere şenlik! :DDD...) ile sağlanmış Western tadı, müzikleri ve mekanı ile oluşmuş Meksika tadı, yönetmenin dil tercihinde(Çok özel bir durum değil ama) "ZORLA İNGİLİZCE" moduna girmeyip de İspanyolca'yı gerektiği kadar kullanması, figüranlardaki detaylar ve adeta bir PUNCH LINE tadındaki çocuğun resti... 

Bir de nedense Mel Gibson'un oynadığı karakter ile çocuğun annesini oynayan Dolores Heredia'nın oynadığı karakterlerin gerçek isimleri hiç geçmedi. Bu da garip bir ayrıntı olarak aklımda kalmış.

İyiydi be. Senaryo ile ilgili fazla ayrıntıya girmeyeceğim ama gayet ilgi çekiciydi. Bu kadarını RAHATLIKLA söyleyebilirim...

Bence, içerisinde bulunduğu muhtemel şartlar ile birlikte değerlendirildiği vakit, nefis iş çıkartmışlar. Mel Gibson bu işi yapmaya devam etmeli! Fakat o "bombayı havada yakalayıp, gerisi geriye bombayı atanlara fırlatmak." suretiyle neyi amaçladıklarını anlamadım. Mide bulandırıcı tek detay oydu.

KE-SİN-LİK-LE İZ-LE-YİN!









NOT: Nedense yazıları büyüttüm bu post'ta. HEHEHE...

28 Mart 2013 Perşembe

Killer Joe (2011)

Yalnız bu posteri seçen kişi harbiden gözü karartmış olmalı...
Enteresan bir filmdi. Bir tiyatro oyunundan uyarlanmış. Amerikan yapımı filan. Zaten Hollywood bu Teksas dokusunu çok başarılı bir şekilde işliyor. (Bkz: http://en.wikipedia.org/wiki/Category:Films_shot_in_Texas). Öyle ki bu film Teksas'ın meşhur yerlileri Rednekler ile dolu bir hikayeyi baz alıyordu.

Klasik sinema konulardandır. Birilerine uyuşturucu işi ile alakalı bir miktar borcun var ve ödemediğin takdirde canını yakacaklar. O işi çözmenin peşindesin. Daha sonra riskli oyunlar oynarsın. Ya kazanırsın ya da kaybeder.

Peki bu hikayedeki farklı olan şey/şeyler neydi? Öyle ya; iddialı bir film yapıyorsan ve hikayenin ana fikri bu kadar basitse, detaylarda farklılıklar yakalamak mecburiyetindesin.

Bu konuda senarist ve yönetmen birlikte çok iyi iş çıkartmışlardı. Uyuşturucu borcunu ödeyebilmek için annesinin hayat sigortasını elde etmek adına KİRALIK KATİL OLARAK YAŞAMINI SÜRDÜRMEKTE OLAN BİR POLİS DEDEKTİFİ, BABASI, KIZ KARDEŞİ ve ÜVEY ANNESİ ile anlaşması ve fakat kendi hatası üzerinden planın işlememesi ve işlerin ters gitmesi sonucu oluşan ortamdan kız kardeşini kurtarma çabası ve devamında gelişen bol diyaloglu, kan ve şiddeti göstermekte çok başarılı olmasa da korkusuzluğu gözlemlenen bir film. Daha sonra parasını alamayan psikopat katilin, parası yerine ailenin 12 yaşındaki kızına göz koyması ve bu uğurda bayağı bayağı efor sarfetmesi de filmi ilginç yapan detaylara rahatlıkla eklenebilir.

Az önce bahsettiğim şiddeti korkusuzca seyirciye sunma hususu ile alakalı "tavuk budu" sahnesine, öncesi ve sonrası ile birlikte dikkatinizi çekmeyi isterim. Filmde yine benzeri bir sertlikte, kan dolu dayak ve hatta dayaktan da öte canice bir işkence boyutlarına ulaşan sahneler de mevcuttu fakat bu "tavuk budu" sahnesini başka bir filmde izleyebilmek pek mümkün değil sanki? Gerçi bu sahnenin dahi 1960'lı yıllarda çekilmiş bir filmden araklanmış olduğunu öğrensem, hiç şaşırmam ama en azından benim için çok farklı ve ilgi çekici bir film sınıfına girmesine yetti.

Not: Uyuşturucu baronu çok karizmatik ve sempatik bir adamdı. Marc Macaulay diye bir abimizmiş. Hehe...

İzleyin mutlaka.