2006 yılından... Hüseyin'in tabiriyle, sırf senaryodaki Yahudi karakterin kötü sonu nedeniyle, gerektiği değeri bulamamış bi' film Lucky Number Slevin. Paul McGuian yönetmişti. İşte o filmin en çok tutulan şarkısı, şahsen benim de çok sevdiğim bi' parça, bugün de bunu paylaşayım istedim...
Josh Hartnett etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Josh Hartnett etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
5 Aralık 2009 Cumartesi
Soundtrack: JRalph - Kansas City Shuffle
2006 yılından... Hüseyin'in tabiriyle, sırf senaryodaki Yahudi karakterin kötü sonu nedeniyle, gerektiği değeri bulamamış bi' film Lucky Number Slevin. Paul McGuian yönetmişti. İşte o filmin en çok tutulan şarkısı, şahsen benim de çok sevdiğim bi' parça, bugün de bunu paylaşayım istedim...
13 Eylül 2009 Pazar
30 Days of Night (2007)
Zombi filmleri. Her zaman film kıtlıklarında devreye girerler, bu böyledir. 30 Days of Night da benim için o görevi yerine getirdi. Yönetmeni x ve senaristi y sağolsun.İyi filmdi. Genel anlamda oyunculuk performansı da iyiydi. Başrolünde Sin City, Lucky Number Slevin ve Black Hawk Down gibi efsanevi filmlerden hatırlayabileceğiniz Josh Harnett var. Bu da bi' güzellik, bu da bi' imkan...
Yönetmen gayet iyi iş çıkarmış. Aslında eskiden sinemada bu tip şeylere önem vermezdim ama şimdi hoşuma gidiyor; Film boyunca kareleyip de ekran görüntüsü yapabileceğim o kadar çok sahne vardı ki. Gerçekten de insana göz, filme de seyir zevki katmış. Hoşuma gitti. Ayrıca yönetmenin filmin başında verdiği ve benim hayatım boyunca izlediğim en baba karakterlerden birisi olan Bay Yabancı'nın(Ben Foster) suratı, sanki filmin gidiş hattı hakkında bilgi verir gibiydi. Gizem doluydu.
Senaryo da iyi sayılır. Daha doğrusu bi’ gariplik dışında iyi sayılır. O gariplik de şudur ki, zombilerin insanlardan farklı bi’ dil konuşabilmeleri. Tamam, filmin sonlarına doğru esas zombinin belirttiği gibi, zombiler uzun süredir yaşamda olan canlılar. Sadece insanlara kendilerinin bi’ efsane olduklarını inandırmışlar. O yüzden de oyunlarının bozulmaması için hiçbir insanı zombiye dönüştürmek istemiyorlar. Bu yüzden de hepsinin kafalarını kopartmak suretiyle öldürmeyi amaçlıyorlar. Yani gizli kalmak için ekstra çaba sarfediyorlar. Bu bağlamda, bu hassasiyet ile kendi aralarında bi’ dil geliştirmeleri çok normal. Ancak, sen yönetmen, nasıl olurda bu zombilerin aralarında konuştuklarını altyazıyla verirsin de, filmdeki tüm samimiyeti öldürürsün? Peki ya sen senarist, nasıl yaparsın bunu? Farklı dilleri konuşan iki türün, birbirlerini rahatlıkla algılayabilmesini nasıl açıklarsın?
Neyse, insanların keyfini kaçırmamak lazım. Kimisi de böyle saçmayı sever. Bana gelirsek, zaman zaman ben de saçma severim, evet. Fakat sonunda izleyiciyi gamdan ağlatmayı hedefleyecek bi’ zombi filmi kadar saçmayı sevmem.
Hoşçakalın, :).
11 Mayıs 2009 Pazartesi
Lucky Number Slevin (2006)
Bizim Hesanal var. Keyifle sinema sohbeti yapabildiğim nadir adamlardan biri. İş bu sebeple zaman zaman bu blog sayfasında kendisinden bahsettiğim oldu. O bahsetmişti bu filmde. "Aslında mükemmel bi' film." demişti ve eklemişti "Yahudi bi' karakter var, sonu kötü bitiyor. Birazcık da pislik bi' karakter. O yüzden yeterince meşhur olmadı.". Ben de dün izledim filmi. Baktım ki gerçekten de dediği kadar var.Pek derinine inmeyeceğim. Keyfi kaçar. Yalnız iyi senaryo. Siz de göreceksiniz zaten. Jason Smilovic yazmış. Bu iyi senaryoyu da Paul McGuigan enfes kurgulamış, perdeye yansıtmış. Sinemacılık adına süper bi' iş olmuş. Aslında şu senaryoyu sıradan bi' yönetmen işleseymiş, izleyiciye vasat bi' film olarak yansıyabilirdi. Fakat, pek de bilinmeyen bi' adam olan McGuigan öyle bi' iş yapmış ki, filmin son yarım saati izleyici abondane oluyor. En azından ben oldum. Harika geçişler, çok iyi müzikler ve görüntü teknikleri... Tabi yönetmenin bu başarısının altında, oyuncuların da büyük payı var. Kadro enfes. Sin City, Black Hawk Down, Pearl Harbor ve benim ilk aklıma geldiği filmi 40 Days and 40 Nights adlı yapımlardan hatırlayabileceğiniz Josh Hartnett başrolde. Yardımcı erkek olayı biraz karışık. Sizlere anımsatmak için filmlerinin adını bile hatırlatmaya gerek duymadığım Bruce Willis mi desem? Yoksa yine aynı şekildeki, son yıllarda hemen hemen bütün filmlerde boy göstermiş olan Morgan Freeman mı? Ya da 1993 yılında Schindler's List filmiyle müthiş bi' iz bırakan, o karizmatik ismiyle Ben Kingsley mi? Hepsi enfes oyuncular ve hepsi de müthiş performans göstermişler. Bayan oyuncu olarak da, Quentin Tarantino'nun efsanesi Kill Bill'den hatırladığımız Lucy Liu var ki gerçekten de görülmeye değer bi' şirinlikte. Tabi bu şirinliğe bi' de iyi oyunculuğu ekleyince, varın benim aldığım keyfin boyutlarını siz düşünün.
Bi' de son bi' ayrıntı olarak, filmden bi' kaç diyalog yazıp, ondan sonra benim efsanevi karelere geçeceğim. :).
"Mr. Goodkat: The reason I'm in town, in case you're wondering, is because of a Kansas City Shuffle.
Nick: What's a Kansas City Shuffle?
Mr. Goodkat: A Kansas City Shuffle is when everybody looks right, you go left.
Nick: Never heard of it.
Mr. Goodkat: It's not something people hear about. Falls on deaf ears mostly. This particular one has been over twenty years in the making. No small matter. Requires a lot of planning. Involves a lot of people. People connected by the slightest of events. Like whispers in the night, in that place that never forgets, even when those people do. It starts with a horse."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)