3 Mayıs 2009 Pazar

Laid to Rest (2009)

Sanırım şu blog sayfasını kurduğumdan beri yereceğim ikinci film olacak. Senaristi ve Yönetmeni, aslında bi' makyajcı. Tabi ki insanlar kendilerini birden fazla alanda geliştirip ve o alanlar üzerinde iyi işler çıkartabilirler ama bu adam şansını pek zorlamasın. Yaptığı filmden de rahatlıkla anlaşılabiliyor ki; kendisi iyi bi' makyajcı. Daha fazlası değil.

Hayır, bi' kere bi' filmde hiçbir şey yoksa birazcık kurgu olur. Anlamsız geçişler, gereksiz ayrıntılar ve garip sonuyla tam bi' fiyasko olmuş. Sanki birazcık da "Basarız kanı, vururuz vahşeti, olur biter..." tadı aldım. Film başlıyor, gelişiyor ve sonlanıyor ve fakat siz tek bi' duygu hissetmiyorsunuz. Öyle bi' şey. Hayır, üzerine yüklenmeye çalıştığı "Kanlı film" olgusunun hakkını da verememiş. O da bi' şeye benzememiş, gerçekcilik sıfır. Başka aklıma gelen; Mesela cinayetler. Ya, bu kadar mı tırt cinayet işlenir arkadaş. Tamam, katilsin. Sağ omzuna bi' kamera yerleştirmişsin, işlediğin cinayetleri kaydediyorsun (Bi' de torpidoda muhafaza ediyorsun). Fakat bi' cinayet varyasyonu oluşturamazsın. Ya elindeki o mükemmel(!) bıçağı kurbanın kafasını kesiyorsun, ya da ağzını elinle kapatıp boynunu kesiyorsun. Çok egzotiksin be katil...

Yani şu koskoca filmden aklımda kalan tek şey, Kevin Gage diye bi' oyuncunun varlığıdır. Gerisi fıs. Sevmedim, sevemedim...









2 Mayıs 2009 Cumartesi

Frontière(s) (2007)

Sinemacılık anlamında çok iyi bi' film. Tek kalem bi' kere. Senaryo & Yönetmen; Xavier Gens. Kurgu, kostüm-makyaj, oyunculuk harika. Başroldeki Karina Testa ve yardımcı bayandaki Maud Forget'in iyi oyunculukları göz ardı edilemez. Film kurgu anlamında da Fransızların karanlık sinemasına yakışacak kalitede. Kanın kana benzemesi ve şu hayatta, siyasal bi' miting esnasında kaza kurşununa kurban gitmekten çok daha beter şeylerin olma ihtimalini izleyicinin yüzüne çarpması ve bunu yaparken de tamamen şeffaf davranabilmesi, bu filmi gözümde yükseltti. Karakter konusu da, senaryonun gidiş hattı sebebiyle, biraz sıkışmış. Filmdeki 2 karakterden geriye kalanı pek bi' etki bırakmıyor. Fakat yine de o konuda bile sınıfta kalmamış. Ha, senaryoya gelince birazcık durmak ve bi' şeyler karalamak istiyorum. Fragmanında "The French Answer Back to Saw and Hostel..." diye bi' sloganı vardı. Aslında böyle bi' iddiada bulunmak ne denli gerekliydi, bunu tartışmayacağım fakat rahatlıkla Frontière(s)'in diğer iki filmden, özellikle senaryo anlamında, çok daha kaliteli bi' yapım olduğunu söyleyebilirim.

Fakat canımı sıkan ve her zaman irdelediğim bi' konu var. O da şu dünyalar güzeli sinema sanatının siyasal ve etnik geçmişleri aklamak için alet edilmesi. Hayır, zaten Hollywood'un amacı bu ama bunu bi' Fransız filminde görmek, benim için pek iyi olmadı. Hayır bi' de orantısız güç söz konusu. Artık dibi çoktan görülmüş nazi-faşizme yüklenmenin mantığı ne? Yoksa öbür türlü iyi filmler yapılamıyor mu?

Son olarak da filmdeki duygusal sahnelerde arka fonda çalan dramatik fona değinmek istiyorum. Sanki hafiften bi' Anadolu ezgisi tadında, enteresan bi' şey. İzlerken bi' de buna dikkat edin derim.